01 Kasım 2002 Cuma


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



AB ve Türkiye için şartsız tarih!

     Türkiye’nin AB’den üyelik müzakereleri için aralık ayındaki Kopenhag zirvesinde tarih alması, bu ülkenin geleceği için çok önemli bir konu.
     İki açıdan:
     (1) Tarih alınırsa, Türkiye’nin Avrupa yolculuğu geri dönülemez bir raya oturmuş olacak. Böylece Ankara’nın, yani Türk siyaset kurumunun demokrasi, insan hakları ve hukuk devleti ile ilgili reformları sürdürmesi kolaylaşacak.
     (2) Türkiye’nin ekonomik alanda düze çıkabilmesi için dış yatırıma, dış kaynağa ihtiyacı çok büyük. Bunsuz olmaz. Dışarıdan sermayeyi kendisine yeterince çekemeyen bir Türkiye, bu topraklarda insanlarının mutluluğu için şart olan aş ve iş sorununu çözemez. Şimdi dış yatırımcı iki konuda yeşil ışık bekliyor:
     IMF ile ekonomik programın devamıyla AB’den tarih... Bu aynı zamanda 3 Kasım seçimlerinden ekonomik program ve AB konularında kararlı ve kafası karışık olmayan bir hükümetin çıkması anlamını taşıyor tabii.
     Türkiye tarih alabilecek mi?
     Kilit ülkelerden biri Almanya.
     Üç milyona yakın vatandaşımızın yaşadığı Almanya öteden beri Türkiye’nin AB üyeliğine kuşkuyla bakar. Karşı olanlar bu ülkede ağır basar. Siyasal yelpazenin muhafazakar kanadı, Hıristiyan Demokratlar, Türkiye’yi AB’nin dışında tutmayı parti politikası haline getirmiştir.
     Buna karşılık Sosyal Demokratlar’la Yeşiller’de daha farklı bir hava eser. Nitekim, bu koalisyon 1999 yılı sonundaki Helsinki zirvesinde Türkiye’ye adaylık statüsü verilmesinde önemli rol oynamıştır.
     Bugün de durum farklı değil.
     Eylül ayındaki genel seçimlerden sonra yeniden iktidara gelen Sosyal Demokrat - Yeşil koalisyonu tarih konusunda Türkiye’ye karşı olumlu bir seyir içinde görülüyor. Dışişleri Bakanı Fischer’in hafta başında muhalefetin eleştirilerini yanıtlarken Alman parlamentosunda yaptığı konuşma ilginç.
     Özellikle şu satırlar:
     "Amerika’nın hatırı için değil, birçok bakımdan Türkiye’ye AB kapısının açık tutulması lazım. Helsinki’de Türkiye’ye kapıyı Amerika’nın hatırı için açmadık. Eğer Türkiye’ye AB üyeliği kapısını kapatırsak, Türkiye’deki sivil güçlere ve Atatürk döneminden beri ülkeyi modernleştirmek isteyenlere kapının kapatılmış olacağını siz benden daha iyi biliyorsunuz.
     Tamam, Türkiye güç bir ortak. Kopenhag kriterlerini henüz tamamlamadı. Eğer sizin istediğiniz gibi kapıyı Türkiye’ye kapatırsak, o zaman aşırı milliyetçiler ve İslamcılar avuçlarını sevinçten ovuşturacaktır. Bu da Türkiye’de modernleşmenin sonudur.
     Ayrıca, İslamcı terör ile mücadeleden söz edilen bir dönemde, Türkiye gibi laik ve büyük bir Müslüman ülkenin modernleşmesine yardımcı olmak çok önemlidir."
     Fischer’den, Almanya’da Türkiye’yle ilgili önyargılar ve kafa karışıklığı konusunda gerçekçi ve olumlu bir çıkış...
     Almanya’da liberal çizgisiyle bilinen Die Zeit gazetesinde, Türkiye’nin AB’den dışlanmasına karşı ilginç bir yazı vardı geçenlerde.
     Şu satırlar ilginçti:
     "Türkiye’nin AB için değeri öncelikle dışı politika alanında yatıyor; enerji politikası ve güvenlik alanında... Türkiye topraklarında Türkmen, İran ve Rus gazını taşıyan boru hatları cirit atıyor. Türkiye, rezervleri Kuveyt’i geçen bir bölgenin petrol ve doğalgaz ana dağıtım şebekesi olacak.
     Avrupa, Ortadoğu petrolüne Amerika’dan daha fazla bağımlı. Bu yüzden nakil yollarının güvenliği nedeniyle Türkiye’nin Avrupa için hayati önemi var. Nakliye yollarının korunması lazım. Türkiye, potansiyel kriz bölgeleriyle, yani Balkanlar, Kafkasya ve Ortadoğu’yla çevrili. Bu bölgeler, Avrupa’nın istikrarı için kilit önem taşıyor. Avrupa, Türkiye’ye rağmen Güneydoğu Avrupa ve Ortadoğu’da güvenlik ve dış politika alanında yeterli etkinliğe sahip olamaz.
     Ortadoğu’da İsrail’in varlığının güvencesi Türkiye’dir. Türkiye olmadan Avrupa Ordusu olamaz. Türkiye, NATO’nun kilit üyesidir. 67 milyon Türk’ü çok şey vaat eden bir pazar olarak değil de, Avrupa’ya göç kitlesi olarak görenler, bu tek boyutlu bakış açılarını 10 - 15 yıl içinde değiştirmek zorunda kalacaklar." (Die Zeit, Günter Seufert, 19 Eylül 02, çevirisi: Radikal, 24 Eylül 02, s.8)
     Özetlenecek olursa:
     Türkiye’nin AB üyeliği, Türkiye için de, Avrupa için de akıllıca bir tercihtir. Bunun için Kopenhag zirvesinden çıkacak şartsız tarih ile yola devam edilmesine gelince, aklın yoludur.
     
     h.cemal@milliyet.com.tr
     




 SAYFA BAŞI 





Taha AKYOL
Avrupa ve yönetemeyen demokrasi

Çetin ALTAN
"Alfabe"

Melih AŞIK
Kıyı kitabı...

Fikret BİLA
Ecevitler’in çekilme planı

Hasan CEMAL
AB ve Türkiye için şartsız tarih!

Güneri CIVAOĞLU
Pandeli’de bir öğlen

Abbas GÜÇLÜ
Kime oy vereceğinize karar verdiniz mi?

Hurşit GÜNEŞ
Ne yapardık?

Sami KOHEN
Kafalar iyice karıştı!

Hasan PULUR
Birkaç iyi olay birkaç iyi insan...

Derya SAZAK
AKP’nin yolu

Meral TAMER
Kargalar baca da temizlermiş!

Ece TEMELKURAN
Bugün günlerden serseri

Güngör URAS
Enflasyon ‘oy avcıları’nın eseri

Serpil YILMAZ
Aracıların stresi bitiyor

M. Ali BİRAND
Terör konusunda çifte standart olmaz

© 2002 Milliyet