
|

Bugün günlerden serseri
Bugün Cuma. Bugün benim Arı Stüdyoları’ndan iltica talep edesim var! "Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime"yi mırıldayan, takım elbisesinin içine el örmesi süveter giymiş, çok eskiden birini çok sevmiş bir ihtiyar adamla, "Kapıldım gidiyorum bahtım rüzgÉrına"da iç geçiren, eteği ütüden iz iz olmuş, gözlerine bir hovardalık yapıp mavi far sürmüş bir emekli öğretmen arasına oturup, öyle oturup durasım var. Benim Arı Stüdyosu şefkatlerine ihtiyacım var. Senin yok mu ey okuyucu?
***
"Gönül gezdirmek" derler. Hani lokantada olur, listeye bakıp tek tek yemeklerin tadını diline getirmeye çalışırsın da, hangisinin hayali tatlı gelirse onu istersin. Benim şimdi öyle, bu ülkenin bütün şehirlerinin simitlerinde gönül gezdiresim var. Kavruk adamlara benzeyen Ankara simidi ile domur domur İstanbul simitinden geçip, İzmir simitinde durup, neden sonra şekerli, cılız Osmaniye simitinde duraklayasım var. "Simitçisin dediler! Vermediler!" yazılarında tek tek ağlamak da gelmiyor değil içimden. İhtiyar simitçilerin niye iyi giyimli beylere "Ağbi" dediğini tek tek sorasım var. İyi giyimli hanımlara niye abla dediklerini, sonra konuşma iyi giderse o "abla"nın nasıl olup da ağızda ılık bir tat bırakan "kızım"a dönüştüğünü sorasım var.
***
Ben bugün diyorum ki, çıkayım bu memleketin bütün düğmecilerini gezeyim. Neden bütün düğmecilerde ne zaman girsen hüzzam bir şeyler çalar? Niye düğmeciler hep TRT Radyo 1’i dinlerler? Bunlarla uğraşasım var benim bugün.
Sonra en berbatından bir dolmuşa binip, kaptanın vitesi küçük parmağıyla kahrolur gibi attığını, birinciden ikinci vitese geçerken bir isyanmış gibi motoru niye bağırttığını sorasım var.
Bir insanın en zavallı halidir, soğuk bir günde, dolmuşun arka koltuğunun en köşesine oturup yanağını cama dayaması, o anda Orhan Baba’dan "Her gönlün köşesinde yaralanmış bir yer vardır"ın bela gibi çalmaya başlaması.
Matematiğin pekiyi olmuş olsa bile "Benim gibi çilekeşe yaşamak ızdıraptır" bölümüne gelince, sümüklü sümüklü ağlaması bir insanın, mendilinin olmaması, dizleri yaralı bir çocuk gibi yanağını kol ağzına silmesi, silememesi...
***
Elleri nem ve kurşun kalem kokan liseli genç kızların yeni terkedilmiş, dağınık saçlarından; efendi sokak köpeklerinin kıstırılmış kuyruklarından; ağlayan çocukların şişip şişip inen şah damarından; seyyar satıcıların kısık seslerinden; fotoğrafçılardaki ince kıravatlarla çekilmiş, öksüz bütün vesikalıkların yakışıklı gülme çabasından; yaşlı hammalların sırt ağrısından; yeni dövülmüş kadınların iç geçiren göğüslerinden; yırtılmış uçurtmaların yapışma umudu olan kenarından; erkek çocuk fahişelerin iyi şekillendirilmiş saçlarına rağmen giydikleri ucuz terliklerden; limanlardan uyuya kalmış miçoların fırından yeni çıkmış sıcak ekmekler geçen rüyalarından... Rezil olan ne zarsa, üzgün olan ne varsa, berbat olan ne varsa oralardan, onların kenarından, ortasından geçesim var benim bugün.
Olur ya, dibine vursun istersin... Olacaksa böyle olsun, en rezili neyse o olsun istersin... Ey okuyucu, bazen sen de istemez misin? İstersin... istersin...
ecetem@hotmail.com
SAYFA BAŞI

|
|

|