15 Kasım 2002 Cuma


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



12 Aralık: Kopenhag değil, Türkiye zirvesi!

     Türkiye, Avrupa Birliği’nin ezberini bozdu! Müzakere tarihi için bizi bu kadar çabuk kapıda beklemiyorlardı. Önce 3 Ağustos Uyum Yasaları, şimdi de 3 Kasım ve Tayyip Erdoğan sürprizi ile kafaları karışmış durumda...
     Ne olacak Türkiye dosyası?
     Müzakere tarihi verecekler mi?
     Vereceklerse nasıl?
     Kafası karışık AB başkentlerinin.
     Avrupa Birliği, 1999’daki ‘Helsinki zirvesi’nde adaylık hakkı tanırken, Türkiye’nin bu kadar çabuk kapıya dayanacağını ummamıştı. Türkiye’ye ‘adaylık havucu’nu uzatırken, karşılığında ve kısa vadede Kıbrıs’ta, Ege’de çözüm alınabilir mi diye sormuştu kendine...
     Müzakere tarihini ise ileriye atmıştı. Çünkü, Türkiye’nin demokrasi ve hukuk devletiyle ilgili ‘Kopenhag kriterleri’ni kolay yerine getiremeyeceğini, idamdı, Kürtçe radyo televizyondu, Kürtçe dil eğitimiydi gibi konularda adım atmasının zaman alacağını düşünmüştü AB...
     Ama yanıldılar.
     Bilinçli, bilinçsiz bilemem, ama Türkiye bu hesabı bozdu. 3 Ağustos’un arkasından 3 Kasım sürprizi geldi. Tek başına AKP iktidarıyla muhalefetteki CHP’nin Cumhurbaşkanı Sezer’le birlikte oluşturdukları AB cephesi birden geldi, Brüksel’in kapısına dayandı.
     Eğer bundan sonra Kıbrıs’ta bir hata yapmazsak, (Sayın Denktaş’la Türk diplomasisine büyük sorumluluk ve görev düşüyor) Avrupa Birliği’nin Türkiye’den müzakere tarihi esirgemesi artık çok güç.
     Yine de bir bahane bulabilirler mi?
     Arayanlar elbette var.
     Çünkü Türkiye’yi istemiyorlar.
     Tümüyle içlerine almak yerine, özel ilişki ile kenarda tutmak işlerine geliyor çünkü... Avrupa Konvansiyonu Başkanı ve eski Fransa Cumhurbaşkanı Giscard d’Estaing bunların en açık sözlüsü.
     Kafası berrak!
     Geçmişte Almanya Başbakanı Helmut Kohl’ün savunduğu gibi, Avrupa’nın bir Hıristiyan Kulübü olduğunu, Müslüman Türkiye’nin bu kulübe üye olamayacağını savunuyor. Yani kültürel ırkçı bir kafa!
     Bu kafayı geçiyoruz.
     Çünkü, Avrupa Birliği kağıt üstünde kendini bağlamış durumda. Kabul etmiş ki, temelini din değil, Hıristiyanlık değil, başka bir değerler bütünü oluşturuyor.
     Demokrasi, insan hakları...
     Hukukun üstünlüğü...
     Pazar ekonomisi...
     Bunlara evet diyen ve gereğini yapmaya başlayan Türkiye’ye de resmen üyelik sözü vermiş durumda AB.
     Şimdi bu sözünü yiyebilir mi?
     İktidar lideri Tayyip Erdoğan Roma’da AB konusundaki kararlılığını açıkladı. Avrupa Birliği’ni Türkiye açısından "Cumhuriyet’in kuruluşundan sonraki en önemli çağdaşlaşma projesi" olarak niteledi.
     Bununla da yetinmedi.
     AB’den gelen eleştiri konuları göz önünde tutularak seyahat öncesi AB Genel Sekreterliği tarafından hazırlanmış olan dokuz maddelik somut bir eylem planını açıkladı. Bunun en kısa zamanda gerçekleştirileceğini belirtti.
     Bu durumda, zaten Cumhurbaşkanı Sezer’le CHP lideri Baykal’ın da olumlu baktıkları, demokratik hukuk devletiyle ilgili bu paketin çok kısa zamanda hayata geçmesini engelleyecek herhangi bir şey kalmadı.
     Tayyip Erdoğan, partisinin Türkiye için en önemli iki misyonundan birisini AB’ye giriş, ötekini dünya ekonomisiyle entegrasyonu hızlandıracak bir ekonomik programın uygulanması diye özetledi.
     Şunu da ekledi:
     "Nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan Türkiye’nin başarısı ve AB üyeliği, İslamla demokrasinin bağdaştığını göstereceği için, bu bakımdan bütün İslam dünyası için de güzel bir örnek oluşturacaktır."
     AB buna sırtını dönebilir mi?
     Sırtını dönmeye kalkarsa, hatırlatmazlar mı, 11 Eylül dünyasını, İslam coğrafyasından kaynaklanan terörü, Huntington’ın tezlerini, İslam - Hıristiyan çatışmasını... Ya da Türkiye’nin stratejik ağırlığını, patlamaya hazır dinamik ekonomisini...
     Bütün bunlar göz önünde tutulduğunda, Kıbrıs’ta da gereken esnekliği sergileyecek bir Türkiye’den müzakere tarihi esirgenebilir mi? Türkiye’ye Avrupa yolu kapatılabilir mi?
     AB aklını ekmek peynirle yemişse evet. Ama yediğini sanmıyorum. Tayyip Erdoğan’ın Roma’da dediği gibi "Müzakere tarihi artık Türkiye’nin hakkıdır."
     
     h.cemal@milliyet.com.tr
     




 SAYFA BAŞI 





Taha AKYOL
İyi bir başlangıç

Çetin ALTAN
Eski hipnozlar ve küresel değişimler...

Melih AŞIK
CIA ziyareti...

Fikret BİLA
Sevindirik olmayalım

Hasan CEMAL
12 Aralık: Kopenhag değil, Türkiye zirvesi!

Güneri CIVAOĞLU
Ruh çağıralım

Abbas GÜÇLÜ
Türkiye’nin heba olan kaynakları

Hurşit GÜNEŞ
Borsaya hücum!

Sami KOHEN
Ankara’nın tutumu ne?

Hasan PULUR
Simültane çeviri nedir, bilir misiniz?

Derya SAZAK
Yeni Meclis

Meral TAMER
Her seçim, sadece o anın fotoğrafıdır

Ece TEMELKURAN
En ‘modern’ Rıdvan: Siyasal İslam!

Güngör URAS
Dolar 1.621.000 TL

M. Ali BİRAND
Türkiye'nin son üç adımı kaldı

© 2002 Milliyet