
|

En ‘modern’ Rıdvan: Siyasal İslam!
Siyasal İslam’a toplumsal destek sağlayan temel cümle hep şu olmadı mı:
"Biz Müslümanlığı gönlümüzce yaşayamadık, yaşatmadılar!"
Ta en başından beri, Siyasal İslam’ın, Kemalist elitin kimi kez "muassır medeniyetler seviyesine ulaşmak" vaadi üzerinden "güzellikle", kimi kez "gericilikle mücadele" adı altında pata küte girişerekten resmi ideolojiyi benimsetmesi sırasında yaşanan "örselenmelerin" cevabı olarak yükseldiğini, yaygınlaştığını düşünmedik mi? Bu meseleyi inceleyenler genellikle "Bu ülkeye Cumhuriyet’in kurulmasıyla birlikte bir kültür elbisesi giydirildi ve dar gelen elbise orasından burasından patlıyor" yollu açıklamalar yapmadılar mı? Hatta Kemalizm’in militarist tavrına karşı bir "sivilleşme", resmi ideolojinin baskısına karşı kendiliğinden bir "halk muhalefeti" meşruiyeti kazındırılmadı mı Siyasal İslam’a?
Bu yazıda Siyasal İslam’ın, kendiliğinden bir halk muhalefeti olarak sivilleştirilip sevimlileştirilemeyeceği, hiç de "Kemalist" olmayan bir biçimde söylenecektir!
"Biz WASP’ız" Bugün böyle bir yazı yazılacağını anlamış da, malzeme sağlamak istermiş gibi Abdullah Gül, dün "Biz Türkiye’nin WASP’ıyız" demiş. Son derece isabetli!
Gül, ABD’de "gelişmenin lokomotifi" olarak görünen (hiç de "zenci" olmayan, bilakis beyaz olan) bir toplumsal gruba referansla, Türkiye’yi "ileri götürecek" toplumsal grubun siyasal mekanının AKP olduğunu ifade etmiş böylece. Şimdi efendim, bu size de tıpkı Cumhuriyet’in kuruluşu sırasında, yeni kurulan ülkenin ideolojisini yaymak amacıyla yetiştirilmiş "münevverler sınıfını" anımsatmıyor mu? AKP ve onun şahsında "çağdaş" Siyasal İslamcılar, bir grup "ideoloji benimsettirici münevver" ile bir ülkeye bir "elbise giydirmeye" niyetlenmek suretiyle, Siyasal islamî kesimin en yakındığı Kemalist yöntemlerden yararlanmış olmuyor mu? Bu yazıda deneceklerin en önemlisi bu değil. Ama bunu bir kenara koyun.
İkinci mesele gelenek ile ilgili.
Kontraelit ve "gelenek" Zygmunt Baumann’ın, "ihtimal çağında Ahlak" başlıklı makalesinin ilk cümlesi şöyledir: "Geleneğin paradoksu şudur ki, bir kez adlandırıldığında artık adlandıranın söylediği şey değildir."
Karışık duruyor, değil aslında. şöyle bir şey yani: "Kemalizm, Anadolu’daki Müslüman tarzı hayatı ve geleneği bastırdı" dediğinizde gücünü sessizce, bağırıp çağırmadan içselleştirilmiş olmasından alan gelenek artık aynı içeriği taşımaz.
Bir kez altı çizili olarak işaret edildiğinde geleneğin içeriği artık değişir. çok kabaca olsa da, kasabada başını örten teyze ile AKP’deki türbanlı kadının aynı olmaması bu sebeptendir. Türban takan bir kadın bir geleneği "adlandırmış" ve böylece yeniden biçimlendirmiş, başka bir içerikle yeniden üretmiştir. Şimdi diyeceğim o ki, "Bu Kemalist ideolojik elbiseler bize dar geliyor; geleneğimize aykırı" diyenler, geleneği cümle içinde kullanırken yeniden anlamlandırmışlardır.
Gelenek kavramının yeniden üretimini yıllardır bu biçimde yapanlar, Kemalist Elit’e karşı bir kontraelit yetiştirdiler. Siyasal Bilgiler, Hukuk ve Mühendislik fakültelerinde okuyup iyi yetişmiş çocuklar, "çağdaş islamcılar" olmak üzere bugün, AKP partisi ile iktidara geldiler.
Siyasal İslam’ı bir "kendiliğinden" bir toplumsal muhalefet", bir "sivil hareket " olarak tarif edip, "bastırılmış olanın geri dönüşü, patlaması" olarak görmek artık o kadar şahane bir tespit değil yani. Çünkü artık onların da bir eliti var. Onlar da artık, tıpkı Kemalistler gibi bir elite sahipler. Onlar, pek yakındıkları modernite mantığını aslanlar gibi yeniden üretiyorlar.
Bugün saat 13.00’te Solmaz İzdemir amfisinde ODTÜ’lülerle ‘şöyleşeceğiz’. Öyle işte...
ecetem@hotmail.com
SAYFA BAŞI

|
|

|