
|

Türkiye'nin son üç adımı kaldı
BRÜKSEL
Bu yazıyı, Brüksel’den İstanbul’a uçarken yazdım. Avrupa Birliği Komisyon ve Konsey yetkilileriyle uzun uzun konuştum. Kopenhag’a 3 haftaya yakın bir süre kalmışken, durumu öğrenmek istemiştim.
Dünkü yazımda da altını çizmiştim. Rüzgarlar Türkiye’den yana esiyor. Katılma müzakerelerine başlamak için somut bir tarih alma olasılığı hergeçen gün biraz daha artıyor.
Üye ülkelerin son tutumları şöyle:
1. EVETÇİLERİN başını 5 büyük ülke (Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya, İspanya) çekiyor. Türkiye’ye tarih verilemesinden yana tutum benimsemiş durumdalar. 5 büyüklere Yunanistan’ın da eklenmesiyle, son derece önemli bir cepha kurulmuş olacak.
Bu grubun henüz anlaşamadıkları tek nokta, Türkiye’ye ne oranda somut bir tarih verilmesiyle ilgili. Çeşitli formüller tartışılıyor. Bazı formül önerileri tarih vermiyor ve sadece bir niyet açıklamasıyla yetiniyor, bazı formüllerde ise daha somut bir yaklaşım var. Ancak genelde, Türkiye’yi tatmin edecek bir karar alınması konusunda bir görüş birliği var. bu grubun yanına Yunanistan’ın da katılması, 5’lerin gücünü büyük oranda arttırıyor.
Önümüzdeki günlerde yaşanacak pazarlık işte bu noktada yoğunlaşacak. Yani, Türkiye’ye ne oranda somut tarih verilmeli veya verilmemesinin kavgası yapılacak.
2. HAYIRCILAR’ın başında Benelüks (Belçika, Lüksemburg, Hollanda) ülkeleri ve İsveç geliyor. Benelüks’ün telaşı haklı. Türkiye’nin gelişi en çok onları zarara uğratacak. Küçük ülkelerin yetkileri daha da kısıtlanacak.
Hollanda’nın duyarlı olduğu nokta, İnsan Hakları. Özellikle de İşkence konusu.
İsveç ise, geleneksel Kürt sorunu takıntısını sürdürüyor.
SON ÜÇ ADIM ÇOK ÖNEMLİ...
Avrupa Komsiyonu ve Konseyinde ki yetkililer, Ankara’nın son engelleri aşabilecek güce sahip olduğunu söylüyorlar. Atılacak son üç adımla, Türkiye’nin AB Devlet ve Hükümet Başkanlarını köşeye sıkıştırabileceğini ve tarih konusunda beklentilerini büyük oranda karşılayabileceğini ileri sürüyorlar.
Verdikleri liste de şöyle:
1. KIBRIS: Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin ortaya attığı çözüm planında gereken değişiklikleri istedikten, müzakere ettikten sonra kabul sinyalinin verilmesi en önemli adım olarak niteleniyor. Türkiye’nin Kıbrıs sorunundaki tutumu adeta bir mihenk taşı gibi görülüyor ve Kopenhag doruğunda alınacak sonucu büyük ölçüde etkileyeceğinin altı çiziliyor.
2. İŞKENCE: Türkiye’nin hemen önümüzdeki günlerde, işkenceyi çok ağır şekilde cezalandıracak, polis veya jandarma’da işkence uygulanmasını imkansızlaştıracak bir yasayı çıkarması bekleniyor. Böyle bir adımın atılmasının, birçok çevrede direnişi yok edeceği vurgulanıyor.
3. DEP MAHKEMESİ: Üzerinde ısrarlı durulan son nokta, hapiste yatan DEP Milletvekilleri ile ilgili. Biliyorsunuz, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi DEP davasının yeniden görülmesine karar vermişti. Avrupa Konseyi Bakanlar komitesi de, Türkiye’nin bu karara uymasını istemişti. Türkiye, imzaladığı anlaşmalar nedeniyle, bu davayı yeniden açmak zorunda. Ancak, MHP’nin baskısı nedeniyle Adalet Bakanlığı bugüne kadar DEP dosyasını raftan indirmedi.
AB yetkilileri, "Zaten uymak zorunda olduğunuz bu kararı biran önce hareketlendirir ve DEP davasının yeniden görülmesini sağlarsanız, üzerinizdeki baskıyı da bertaraf etmiş olursunuz. Leyla Zana’nın affedilmesi yönünde, Avrupa Parlamentosunda giderek artan isteklerde önlenir" diyorlar.
SONUÇ: RÜZGAR İYİ ESİYOR
Eğer Türkiye şu geri kalan günlerde akıllı davranır ve elindeki kozları iyi oynarsa, Kopenhag’dan beklentilerine en yakın sonucu alabilecekmiş gibi görünüyor.
Yeter ki, saplantılardan kurtulalım.
Önümüzde büyük bir fırsat var. bu fırsatı heba etmek çok yazık olur. Hele iç politika entrikalarına dalıp, bu tarihi olanağı kullanamazsak, ayıplar olsun bize...
* * *
GÜREL VE ECEVİT HALA İÇ POLİTİKA OYNUYORLAR Bülent Ecevit ve Şükrü Sina Gürel’in Kıbırs planı ile ilgili söyledikleri inanılır gibi değil.
Ecevit yaptığı çıkışla Giscard D’estaing’in Türkiye konusunda söylediklerinden hiç farkı olmayan bir tutum takındı.
Şükrü Sina Gürel ise, görevi bırakan bir dışişleri bakanına hiç yakışmayacak şekilde, asıl kararı verecek olan yeni hükümeti adeta ambargo altına aldı.
Gayet tabii Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan’ın planı ile ilgili görüşlerini açıklama hakkına sahiptir. Ancak, bir yandan AKP’yi hırpalamak öte yandan Kıbrıs konusuna iç politika kokan görüşler sokuşturmak politik açıdan yakışıksızdır.
Bu plan Türkiye’nin şimdiye kadar elde ettiği son derece önemli kazanımları içerdiği gibi, Türk tarafının zorlanacağı ve üzerinde müzakere etmek isteyeceği noktaları da kapsıyor. Şimdi yapılması gereken yeni hükümetin ilgili tüm kurumlarla görüştükten sonra kendi pozisyonunu açıklamasıdır.
Son derece hayati bir dönemden geçiliyor. Özellikle de zaman faktörü son derece sıkışık. Birleşmiş Milletlerin ve AB’nin bu zaman faktörünü dikkate almaları gerekiyor. Dayatmalarla bir yere varılamayacağına göre, hepimizin yaşadığımız gelişmelere olumlu katkıda bulunmamız ülkenin çıkarları açsından şarttır. Sırf bir partiyi köşeye sıkıştırmak ve puan kazanmak için eski küçük oyunları oynamaya kimsenin hakkı olmamalıdır.
(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com.tr) yayınlanmaktadır. )
mabirand@e-kolay.net
SAYFA BAŞI

|
|

|