
|

Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Murat Belge
SOHBET ODASI
İhtiyatlı iyimserim...AKP, Türkiye’yi Dünya’dan izole etmeyecek gibi görünüyor. 15 - 20 yıl önce izole ederdi. AKP’nin icraatından bir şey beklemekten çok demokrasiden, uzlaşmadan, AB’den bizi alıkoymasın yeter, diyorum
DERYA SAZAK
AK Parti’nin iktidara gelmesiyle başlayan yeni dönemi nasıl görüyorsunuz? Türkiye, Batı’nın gözüyle ‘ılımlı İslamın demokrasiyle sınavı’ndan başarılı çıkacak mı? İhtiyatlı iyimserim. Dış ve iç dinamiklerin bir ortak doğrultuda, demokratikleşme, çağdaşlaşma, küreselleşme yönünde ağırlık koyacağını düşünüyorum. Nesnel zorunluluklar Türkiye’yi buraya doğru itiyor.
AKP’nin Türkiye’ye vaat edeceği olumluluklar neler olabilir? AB süreci mi? Dünyadan Türkiye’yi izole etmeyecek gibi görünüyor. 15 - 20 yıl önce bu partinin bulunduğu yerde kim duruyorsa tam da onu yapardı. İzole ederdi. Oysa AKP bugün izole etmek bir yana, AB’de olduğu gibi tersini yapmak için çok çalışacağa benziyor. Kendimizi, birbirimizin eline teslim etmek durumundayız. Eski ulus devletler mantığından farklı olarak kendi kurduğumuz ortak yapılar, hepimize yol gösterecek. Seçilen bireysel hükümetler falan çok önemli olmaktan çıkacak.
AB’de darbe olmaz
Nasıl olacak? Ortak politikalar önem kazanacak. AB üyeliğini düşünelim örneğin, AB’ye girdikten sonra onlar sağa doğru giderken, siz sola doğru gidemezsiniz. AB’nin içinde askeri darbe yapamazsınız. AB’de bilmem ne kadar kilometrekare bölgede şeriat ilan edemezsiniz. Mümkün değildir artık. Mahkemesiyle, bir sürü kurumuyla falan bağlanacaksınız. Genel kulvarlar belirlenmiştir. O kulvarlarda liberal, muhafazakar, sosyal demokrat partinin eskisi kadar hareket alanı yoktur.
Kökleri siyasal İslamcı olsa da ‘referansı demokrasi’ olacak. Konsensüsle gidecek. Kimsenin kendi iradesini ötekine dayatmayacağı bir düzene gidiyoruz. AKP’nin icraatından bir şey beklemekten çok bundan bizi alıkoymasın yeter, diyorum. Benim beklediğim, AKP’nin iktidar olduğu ve kimsenin provokasyon yapmadığı, birileri yapsa bile geri kalanların provokasyona gelmediği bir ortamda, Türkiye’nin önemli tarihten kalma sorunlarını çözmesidir.
Sahici tarih başlamalı
Neler örneğin?.. Onlar gelir, bizi kör testereyle keserler. Öte yandan bunlar camilere adam doldurup, ateşe verirler. Buna benzer, birbirini tanımamak temeli üzerinden üretilmiş şüpheler, efsaneler, korkular artık son bulmalı. Merhaba deyince, ne demek istedin diye ters bakılan duvarlar var. Bu duvarlar kalkınca artık konuşarak, güler yüzle meseleleri halletme kültürüne doğru gidebiliriz.
AKP yönetiminde, rejimin dine dayandırılması sendromunu aşabilirsek diyorsunuz. Aşabilirsek o zaman ‘sahici tarih’ başlayabilir. Aşamazsak hep birbirine denk kuvvetler, olacaklardan korktukları için negatif etki koyabiliyorlar. Yani bir şey olmasın deniyor. Olumlu iradeler kadük oluyor. Seçimde bir sonuç çıktı, AKP yüzde 35 oy aldı. Bu partinin atası olan Refah Partisi 28 Şubat denilen tuhaf süreçte paldır küldür gitti. Medyamız falan da müthiş alkış tuttu. Bizde her zaman anti demokratik girişimler desteklenir de bu kadarı görülmemişti. Bu yüzde 35’ten çıkan iki mesaj var: AKP’ye oy verenler 28 Şubat’ı çok fazla onaylamıyor. Öte yandan AKP’ye de bir daha Refah Partisi gibi yapmayın diyor. Çünkü Erbakan’ın Refah’ı hiçbir zaman bu oya ulaşamadı. Bir toplum bundan daha açık konuşamaz.
AKP’nin yüzde 35’i dışında toplumun yüzde 65’i de var. Yüzde 65’le de gelse demokrasiye inanıyorsa toplumun ona oy vermeyen kesimlerini de dikkate almak zorunda. Kendini dev aynasında görmeye zinhar kalkışmamalı. Çok ölümcül olur. Hassas bir ortam. Bu memleketi makul, normal, sağlıklı hale getirme imkanı doğmuşken herhangi bir tarafın sorumsuz davranması kadar korkunç bir şey olamaz. Bunun sorumluluğu da en başta AKP’de, çünkü iktidar onlara geçiyor.
Topyekün bir paradigma değişikliğine mi ihtiyaç var? Kesinlikle.
AKP’yi iktidara getiren süreçte partinin oturduğu sosyolojik taban, yenileşme gibi faktörler mi ağır basıyor, yoksa liderin ‘halktan biri’ gözükmesinden, Tayyip Erdoğan’ın yasaklı olmasından, mağduriyetinden doğan koşullar mı rol oynadı? Benim bağlı olduğum düşünce disiplini bireyleri, tarihi eğilimlerin üzerinde görmez. Burada da Tayyip Erdoğan’ın her siyasi lider gibi oluşum içinde katkısı, rolü ve ağırlığı vardır.
AKP’nin iktidarı sosyolojik olgu
Putlaştırmamak lazım. Önemli olan doğrultudur. AKP’nin 10 milyon seçmenin oy vermediği bir seçimde yüzde 35 oyla iktidara gelmesi hiç şüphesiz sosyolojik bir olgu. Bu toplum Müslüman. Gittikçe ılımlılaşan, modernleşen Müslüman bir toplum. Ama laik cenahın onca bağırıp çağırmasına karşın, kendileri hâlâ seküler, etik değerler sistemi koyabilmiş değiller. Ekonomik krizlerin de etkisiyle son yıllarda zıvanadan çıkmış toplumda, tamamen değer erozyonuna uğramış bir toplumda adamlar sabah kalkıp düşmanını öldürmüyorsa, herkes gidip sokakta gördüğü kadının ırzına geçmiyorsa, mağazalara falan saldırmıyorsa bu Müslümanlıkla ilgili. Laiklerin bunu biraz düşünmesi lazım. Bu toplum, onların kurduğu düzenle yetişmiş bu toplum bu gece yatıp, yarın ateist olarak uyanırsa 15 milyon adam sokakta boğazlanır.
Din mi yatıştırıcı oluyor? Hâlâ cehennem korkusu, göreneksel ahlak, büyüklere saygı onlarla gidiyor. Yoksa sosyo ekonomik koşullara baktığınızda bu toplumun her türlü taşkınlığı yapması, isyan etmesi lazım. Eleştiriler düşünce mi, özgür düşünce mi öğretilmiş, seküler ahlak mı verilmiş de, ona göre davranacak.
Siyasal İslam belki güçlenebilir
Hangi dönemi hedef alıyorsunuz? Bütün modernizasyon süreci. Tanzimat’tan bu yana. Devlet açısından başarısızlık var. Toplum olarak o kadar da başarısız değiliz. Karşılaştığı olumsuzluklara rağmen çok büyük saçmalıklar yapmamış. Herhalde Hitler’i iktidara getiren Alman toplumu kadar saçma sapan davranışta bulunmamış.
Sonuçta AKP’ye de toleranslı bakmak gerekir... Başörtüsü diye bir sorun var. İşte üniversiteye, Meclis’e girince sorun oluyor ama toplum içinde karışılmıyor. Takan takıyor. Öyle geziyorlar. Mesela Üsküdar’da bir aile, karısı otobüsle Ümraniye’ye gidecek, başını bağlamak falan bütün bu sosyal kargaşa içinde İslami ahlaka tutunmak, sonunda bu kalmış elinde... O kıyafetle beni rahatsız etmeyin diye korunuyor. Bunun arkasında ille siyasal bir düşünce aramayalım. Bir taraf diyor ki, ‘Aaa, kadın başını bağlamış, şeriat istiyor!’ Şeriat falan istemiyor, otobüste giderken poposunun çimdiklenmesini istemiyor. Öteki adam da ‘Oh oh, biri daha başını bağladı, şeriatı getireceğiz’ diye seviniyor. Hayır efendim! İkiniz de bu saplantıları bırakın.
AKP’ye bu bağlamda kredi açılsın diyorsunuz. Çoğunluğun hakları çiğnenmediği sürece hoşgörüyle bakmak lazım. Çiğnendiği zaman elbette bağırırız.
AKP’nin iktidar döneminde siyasal İslam güç kazanır mı? Olabilir. Bu tür felaket senaryolarına karşı birinci panzehir AB ile yakın ilişkiler ve entegrasyon.
Radikal gelişmeler karşısında her defasında ‘asker önler’ rahatlığından kurtulmalıyız, öyle mi? Elbette. Diyelim ayağınızda nasır var, ağrı yapıyor, ondan kurtulmak istiyorsunuz, adam dizinden aşağısını kesiyor. Bu tedaviyle kesilecek kol, bacak kalmadı.
Türbanı CHP çözmeliÜniversitelerde türban sorunu nasıl çözülecek? AKP de CHP de gerilimi düşürelim dediler seçimden önce ancak bu söz ‘öteleme’ olmuyor mu? Üniversiteyi bu sorundan kurtarmak lazım. YÖK’ten bize yazı geliyor, Fransa’da da yasak diye. Yalan. Orada devlet lisesine almazlar. Özel üniversitelerdeki yasağı anlamak ise hiç mümkün değil. Bakkala girecek kadın, başörtülü diye beyaz peynir vermiyorum denebilir mi? Tam bir kepazelik. Soldaki demokratlar, liberal demokratlar başörtüsü meselesini gündeme getirmeliyiz. Çünkü AKP söylediği zaman kıyamet koparılıyor. CHP çözmeli.
AKP’nin seçim başarısını neye bağlıyorsunuz? Brezilya’da, IMF’ye karşı hem neoliberal politikalar sorgulandı hem de geleneksel sol muhalefetin lideri seçimi kazanarak devlet başkanı oldu. CHP bunu niye başaramadı? Bana göre 12 Eylül’ün günahını çekiyoruz. Siyasal partilerle ilgili pek çok kısıtlamanın yanı sıra partilerin tabanını toplumun üst katlarına doğru çektiler. Ocak, bucak teşkilatları, gençlik kolları kaldırıldı. Dernekler, sendikalarla bağlar kesildi. Geleneksel bağları, dini kullanan kesimler ise fazla zarara uğramadı, rahat çalışma ortamı bulabildiler. Toplum mühendisi bir de üstelik general oldu mu, işte Türkiye’nin 20 yıl sonra geldiği nokta. AKP’nin iktidara gelmesi beni çok fazla ürkütmüyor ama onları ürkütüyor. 12 Eylülcüler bunları düşünmeliydi.
Sol başarılı olmadıEcevit’in 1970’lerdeki ‘düzen değişikliği’ çıkışı CHP’yi yüzde 40’lara yükseltti. Sosyal demokrasi bugün niye aynı güçte değil. Yüzde 20 oyla CHP son seçimde başarılı oldu mu? Olmadı. CHP’nin aldığı oyların sol oy olduğunu sanmıyorum. AKP umacısından korkan, normal olarak sola sol olduğu için oy vermeyecek insanlar, en kuvvetli alternatif CHP’yi gördükleri için gidip oraya verdiler. Derviş de zaten son konuşmalarıyla ne kadar solda olduğunu gösterdi. Solcular ne yaptı? Büyük ölçüde 10 milyon oy vermeyen kitle. Ben de zorla, elim gitmeden oy verdim.
Avrupa’daki klasik sağ sol dengesi Türkiye’de niye oturmuyor? Özal gidiyor, Demirel geliyor. Şimdi Erdoğan - Gül iktidarı kuruluyor. AKP - CHP yapılanması bundan sonraki seçimde sol bir iktidara zemin hazırlar mı? Sağ ve sol insanların objelerle aralarındaki ilişkiyi anlatmak için kullandığı öznel bir şey. Bana göre orası sağı burası solu. Fakat Türkiye öyle bir obje ki iki tane sağı var, solu yok. Böyle bir obje yok evrende. Osmanlı geçmişi var, diniyle fütühatıyla, diliyle falan benimseyen ve Osmanlı milliyetçisi olan bir kesim var. Bir de saltanat yıkılmış, milli devlet kurulmuş, bu sefer Orta Asya mitolojisiyle gelen bir kuşak yetişmiş. Onlar için millet dersen sağcısın, ulus dersen solcusun.
Avrupa’da solun geleneği var. Avrupa’ya çok yakınız, bu kadar süfli bir halde olmamız insanın kanına dokunuyor. Ayıp oluyor.
Ne demokrat, ne sol!
Milliyetçiliğin her ideolojiye göre kibar ifade tarzı var. Sol da anti emperyalizm diyor. Gençliğimde 6. Filo’ya karşı kitle seferberliği yapmak için bizim orospuları düzüyorlar diye şoförlere ajitasyon çekerdi, Dev Gençli kardeşlerimiz. Ondan çok da fazla değişmemiş şekilde işte kürselleşmeye karşı çıkalım falan, hep aynı şeyler. Sen soldaki adamsın, dünya kardeşliği denen şeye enternasyonalizme halel getirecek her türlü laftan sonuna kadar kaçınmalısın. Bu ortamda Yunus Emre ile solculuk yapmaya kalkan üstelik bunu da Tarık Buğra’nın ideolojisiyle yapmaya çalışan bir CHP. El insaf! Ecevit, kendime sosyal demokrat demekten hoşlanmıyorum onun köküne Marksizm bulaşmıştır diyordu. Sonuçta ne demokrat ne sol çıktı, Ecevit!
Solda heyecan verici yeni bir yapılanma olacak mı? Solda işçi sınıfı ve emek tanımını oturup yeniden yapmak gerekiyor. Üretimde, mavi tulumluların gerçek payı nedir? Marks’ın zamanında yoğunmuş tamam. Bunları terk edelim diyemem ama ‘proletaryanın pazulu kolu’ gibi efsanelerden vazgeçmek lazım. Sosyal demokrasinin çok daha geniş kitleyi araması lazım. Orada biraz fütürizm yapacak. Bunların çoğu bilgisayarla tasarım falan yapan insanlar. Onları da kazanmak lazım. Onları kazanmanın yolu da vallahi billahi bizim solculuğumuz Marks’tan değil, Yunus Emre’den geliyor demekten geçmez.
SİYASET


SOHBET ODASI
Baykal olmasa, CHP daha çok oy toplardı
Kadın bakan aranıyor
AKP’de ilk kriz Meclis Başkanlığı
Ankara'da bunlar konuşuluyor
Atina ziyaretine Kıbrıs gölgesi..
Gül, karizmatik ve güven verici
Başkanlık için Bülent Arınç’ın adı geçiyor...
Baba’ya bir paket çikolata
Atina’ya Hotar gidiyor
‘Emanetçi lafı çirkin’
Dış basından övgü
Gül’ün adı ‘Cumhur’
DSP yönetimine istifa çağrısı
Çiller kurulda hesap verecek
CHP’de ‘Keskin’ muhalefet
SAYFA BAŞI

|
|
|