
|

Boş ver savaşı, dizilere takıl!
Artık kan değil patlamış mısır kokuyor savaş. Olanları engellemek için bir şey yapamayacağına, sadece "izleyebileceğine" inandırılmışız... Bu yüzden "en iyisi" savaşa değil, dizilere "takılmak"!
Belki de çocukken televizyonun içinde insanlar olduğunu düşünmekte haklıydık. Çünkü bugünlerde cnbc-e’deki dizilerde tuhaf şeyler oluyor. Dizilerdeki oyuncular, diziden diziye gezmeye başladılar. Mesela avukat dizisindeki avukatlardan biri hasta olup hastane dizisinde ortaya çıkıyor. Hastane dizisindeki doktorlardan birinin avukata işi düşüyor, avukatlar dizisine gidiyor. Sonra başka bir avukat dizisindeki adam, meslektaşına danışmak için başka bir avukat dizisine uğruyor. Evlilikle ilgili dizidekiler de hasta olunca hastane dizisine, başları belaya girince avukatlara danışmak üzere öbür diziye gidiyorlar. Kim bilir? Belki de yakında televizyondaki bütün diziler birleşir ve bir hayat kurulur. Tıpkı gerçek hayattaki gibi, dizi insanları da hasta olunca hastane dizisine, başları belaya girince avukat dizisine, canları kanapede dinlenmek isterse evlilikle ilgili diziye giderler. Biz de onları ayran delisi gibi izlediğimiz, döne döne izlediğimiz için onların hayatı -kim bilir?- bir gün, bizimkinden çok daha gerçek olur. Belki de -kim bilir?- çoktan oldu bile.
Gerçek, gösterinin kopyasıdır Şahsen küçükken TV’nin içindeki insanların kablolardan geçerek içeri girdiklerini, onların aslında orada yaşayan minnacık insanlar olduğunu ve bir mercek yardımıyla büyütüldüklerini düşünürdüm. Hala TV’nin nasıl çalıştığını tam anlamamakla beraber, bu çocukluk teorisini, eskisine göre daha ikna edici buluyorum şimdi. Gerçekten de gösterinin gerçekliğini yaratanlar TV’nin içindeki hayatta "çalışıyorlar", "yaşıyorlar". Her gün TV’ye gidiyorlar, orada avukat, kahraman, doktor, âşık, polis oluyorlar. Önceleri hepimiz biliyorduk ki, bu diziler kurgu. Ama bir diziden diğerine geçmeye başladıklarında, başka türlü bir gerçeklik duygusu oluştu. Hakikaten televizyonun içinde yaşıyor olabilirler yani. Dizi oyuncusu bir avukatın hastalanması onu daha "gerçek" biri yapmaz mı? Ya da bir doktorun başının belaya girmesi? TV, şimdi bize TV’nin içinde hakikaten insanlar yaşadığını söylüyor. Orada en az bizimki kadar gerçek bir hayat olduğunu. Hatta artık gerçek hayatın orada yaşadığını... Çünkü mesela savaş, bizim zavallı hayatımıza ait bir gerçek. Orada, TV’de savaş yoksa, savaş yok aslında! "Aslında" ne demek zaten? "Asıl" olan TV’deki hayat ise, bizimki kötü, eksik, silik bir kopya, o kadar!
Dizi arası savaş Dharma & Greg ile Ally McBeal arasında savaş haberlerine bakan, açlıkla ilgili en acıklı haberlerin ortasında sosis reklamını hazmedebilen, siyasi haberler sürerken kenardan inen bir inek görüntüsünü acayip bulmayan insanlar olmaktayız biz. Gerçek ile TV gerçekliği arasında sıkışıp kalmış, kafası kahırdan çatlayan insanlarız. Şimdi bize iki seçenek sunuyor zaman:
Ya engellemek için hiçbir şey yapamayacağını ZANNETTİĞİN savaşın görüntülerini izleyip, kahrol! Ya da dizilerin acısız hayatına dahil ol! Nafile bir kahırdansa dizileri seçmek, her normal insanın yapacağı şeydir; vicdan muhasebesine girişmenin âlemi yok. Ama şu var ki, savaşın olmaması, açlığın bitmesi hiçbir şey yapamayacağını zannetmen, senin insanlığını "eksilten" bu yalan da gerçek hayatın değil, uydurulmuş ve reklamı TV’den yapılan bir başka "gösteri hayatının" işidir.
ecetem@hotmail.com
SAYFA BAŞI

|
|

|