22 Kasım 2002 Cuma


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



Kış kadınlar

     Bir kadın vardı eskiden. Kışın konyak içmesini, üç renkli pilav yapmasını ve derin inceldiğinde insan içine çıkmamasını... Bunları işte, öğrendiysek ondan öğrendik. Marks’ı, Sartre’ı bildiği kadar "Kimseye etmem şikayet / Ağlarım ben halime" şarkısını da bilirdi. Ama şu da var ki, hiç duymadım söylediğini. Onun gözleri, hep bir rakı kadehinin veyahut son derece ciddi bir sohbetin ardına gizlenirdi. Zira sevmezdi "süfli hallerini" göstermeyi. Yani o, çok Ankaralı bir kadındı.
     Bakınız bunu da bilen pek azdır, gizlice çapkındır Ankara’da kadınlar. Ceketlerinin önlerini ilikler iliklemez serüvenlerinden hiç iz bırakmazlar. İstanbul’un, İzmir’in kadınları gibi yazarların "dillerine düşmeyi" kaldıramazlar. Çünkü onlar birazdan Protokol Caddesi’nden aşağıya tıkır tıkır topuklularla, hiçbir şey olmamış gibi, Bakanlıklar’a uzanacaklar. Yüz Sherlock Holmes bir araya gelse, o döpiyeslerin üzerinden o maceraların izlerini okuyamazlar...
     Oysa dolmakalemle, temiz yazılmış bir ayrılık mektubu kadar okunaklıdır Ankara’da kadınlar...
     
Eylem, bedel, rakı
     İşte o kadındır bir gün durup, sigaralı sesinin en dip köşesinden "Artık ben, bir pencerenin yanına oturup, hiç yapmadığım gibi bunca yıl, mevsimlerin dönüşüne bakmak istiyorum" diyen...
     "Çok çalıştık" demişti "Yorulduk". Ankaralı ya, "ben" demezdi, ince bir alay gibi "biz" diye bahsederdi kendinden. Şimdi böyle yüzünü gün ışığına verip, orta yaşını aşıp durulmuş bu kadın, bir zaman aşıklarını deniz aşırı sürüklemiş, karaya vuran adamların yaralarını temizlemiş idi. 60’ların o büyük çiçekli, boyundan bağlamalı, sırtı açık elbiselerini giyip, uçaklarda kişisel bir hovardalık olarak şampanyalar içmiş idi. 70’lerde eylemlere en önde katılmış, bedellerini çatır çatır ödeyip, gidip Ankara meyhanelerinde tek başına rakı sofraları kurmuş idi. Otellerde aşıklarıyla gizlice buluşup, en delikanlısından sevişmeler icra etmiş idi. Şimdi artık onun yüzünün fon müziğinde Frank Sinatra bağıra bağıra söylüyordu:
     "I know what it is to be young, but you don’t know what it is to be old"*
     Sonra buruşan yanaklarına, ama kaliteli yıllarda buruşan yanaklarına dikkatli bakınca, araya bir radyo paraziti giriyor ve onun asıl şarkısı, yüzünün arkasında çalması gereken asıl şarkı başlıyordu:
     "I did it my way!"**
     Yorucu olan yaşlanmak değil, bu şarkıyı çaldıracak şekilde yaşlanmaktı belki de.
     
Mevsim döner
     "Mevsimler nasıl döner birbirine?" diye sormuştu, "Bunca yıldır yaşıyoruz, daha bilmem ben nasıl olur da yavaş yavaş döner bir mevsim diğerine. Daha hiç yakalayamadım sonbaharın kışa dönüştüğü anı. Garip, değil mi?"
     Böylece o gün öğrenmiş olduk biz de; insanın böyle de bir vakti de gelir, mevsimlere bakmak ister, artık sadece mevsimlerin dönüşüne...
     Sonra o uzun sigaralarından birini yaktı. Sanki o hayatı hiç yaşamamış gibi kalkıp fırında lüfer yaptı. Lüferin üzerine nasıl iki çizik atılacağını, böylemesine atarsan nasıl daha iyi pişeceğini anlattı. Sesinde bütün o yaşanan hayattan tek bir delil yoktu. Şimdi tanıyan biri, onu bu haliyle, herhangi biri sanabilirdi. O işte, istediği zaman herhangi biriymiş gibi yapabilirdi.
     O günden beri işte, lüferden itibaren bilhassa, ne zaman sonbahar kışa dönse o kadın gelir aklıma. Sert vişne likörü, incelen deriler ve kaliteli zamanlarda kırışmış yüzler... Bazı kadınlar, "Süfli hallerimizi göstermenin lüzumu yok şekerim" derler. Kimse bilmez, belki sonra gidip tek başlarına rakı içip intihar bile edebilirler.
     
     * Ben genç olmak ne demek bilirim ama sen yaşlılık nedir bilemezsin.
     ** Kendi yolumu çizdim.
     
     ecetem@hotmail.com
     




 SAYFA BAŞI 





Taha AKYOL
Kültürümüz değişiyor

Çetin ALTAN
Dış dinamikler ve iç dubaralar

Melih AŞIK
Kılıç’ın istifası...

Fikret BİLA
Babacan ve türban

Hasan CEMAL
Tayyip’le Kıbrıs’ı kazanmak, Kıbrıs’ı kaybetmek!

Güneri CIVAOĞLU
AKP’nin engelli koşusu

Abbas GÜÇLÜ
Anadolu liseleri tarihe mi karışıyor?..

Hurşit GÜNEŞ
Bu kur yüksek mi?

Hasan PULUR
Başörtülüler değil başı açık olanlar...

Derya SAZAK
Hazine’nin patronu Babacan

Meral TAMER
Karayalçın’dan AKP’ye yoksulluk projesi

Ece TEMELKURAN
Kış kadınlar

Güngör URAS
Vergi dediğin KDV ile ATV

M. Ali BİRAND
Evren, Türkiye'nin isteğini seslendirdi

© 2002 Milliyet