
|

Karayalçın’dan Türkiye’de solun özeleştirisi
Türkiye’de son dönemde farklı kurumlarca peş peşe yapılan yoksulluk araştırmalarına özel bir ilgim olduğunun farkındasınız herhalde. İlgimin nedenini de, sürekli okurlarım artık ezbere biliyorlar:
Milliyet TIR’ıyla Kars’a kadar 15 ili dolaşıp da 2 yıl önceki 2 ekonomik krizin vatandaşı nasıl açlık sınırına ittiğini gördükten sonra benim gözümde yoksulluğu önlemekten daha acil hiçbir konu kalmadı. Türban - mürban vız gelir. Milyonların hızla yoksullaşmasının önüne geçemediğimiz takdirde hepinizin ve hepimizin bugünleri bile mumla arayacağından da kuşkunuz olmasın.
SHP’li iktisatçılarca hazırlanan Yoksulluğu Yenmek İçin Acil Plan’ın ana hatlarını, parti lideri Murat Karayalçın’ın ağzından dünkü yazımda sizlere aktarmaya çalışmıştım. SHP’nin kitaplaştırarak önümüze koyduğu yoksulluğu önleme planının daha önce bu köşede yer alan araştırmalardan farkı, bazı somut çözüm önerilerini de içermesi.
SHP’nin projektörleri yoksulluğa çevirme nedeniyle ilgili olarak da Karayalçın’ın söyleyecekleri var:
"Biz sol için yeni bir strateji öneriyoruz. Şöyle bir özeleştiri yapıyoruz. Diyoruz ki: Türkiye solu 1980’den bu yana eşitlik ilkesini, özgürlüğün gerisine attı. ‘Eşitlik; iktisadi büyümeyle, istihdam olanaklarının artmasıyla, gelir dağılımının iyileştirilmesiyle zaman içinde sağlanacaktır,’ dendi. Eşitliğin sağlanmasının, yoksulluğu ortadan kaldıracağı düşünüldü.
Fakat 1990’larda ortaya çıkan 2 önemli gelişme, solun bu anlayışını değiştirmesini gerektirdi:
Birincisi yoksulluk, gelir dağılımı alanından koptu. Ertelenemez, geciktirilemez özel bir sorun haline geldi. Dolayısıyla Türkiye solu bu gerekçeyle yoksulluğa özel bir ilgi göstermeli. İkincisi siyasi bir gerekçe: Türkiye solu 1988’den bu yana varoşlarda yok. Varoşlarda siyasi İslam söylemi yüksek siyasetçiler var. Bunlar çeşitli özel sektör kuruluşlarının olanaklarından, hatta başında bulundukları kamu kuruluşlarının olanaklarından yararlanarak büyük kentlerin varoşlarında adeta birer siyasi hegemonya yarattılar ve bu durum, demokratik laik düzeni de tehdit eder hale geldi." Gördüğünüz gibi Karayalçın’a göre Türkiye solunun artık yoksulluğu neden öne çıkartması gerektiğinin hem iktisadi ve ideolojik, hem de siyasi gerekçesi var. Bana göreyse diğer sol partilerin de SHP gibi özeleştiri yapmalarının tam zamanı.
SHP, 15 milyon yoksul rakamını nereden buldu? SHP’nin yoksulluğu yenme planıyla ilgili dünkü yazıma gelen e - posta mesajlarının bir bölümünde, Türkiye’de yoksulluk sınırındaki insan sayısının 15 milyon olarak kabul edilmesi abartılı bulunuyor ve diğer yoksulluk araştırmalarında 9.5 - 10 milyon olarak geçen "yardım bağımlısı yoksul" sayısının gerçeğe daha yakın olduğu ifade ediliyor.
Yoksulluğu Yenmek İçin Acil Plan’ı hazırlayan SHP’li iktisatçılar da gerek DPT’nin, gerekse Dünya Bankası’nın araştırmalarında Türkiye’de yoksulluk sınırında yaşayanların 10 milyon kişi civarında hesaplandığını biliyorlar. Ancak onlar Türkiye’de 12 milyon Yeşil Kart sahibi bulunduğundan yola çıkmışlar ve yoksulların tümünün Yeşil Kart sahibi olmadığını da hesaba katarak 15 milyon rakamına ulaşmışlar.
Bana göre de 15 milyon rakamı daha gerçekçi. Yeterince yoksul olmadığı halde Yeşil Kart sahibi olanlar da mutlaka vardır, ama eski Çalışma Bakanı Yaşar Okuyan onların büyük bölümünü ayıklamıştı zaten. Buna karşılık en yoksul kesimdeki pek çok kişinin hastalanıp, hatta hastaneye düştükten sonra ancak Yeşil Kart diye bir uygulamadan haberdar olduğu ve hastaneye kabul edilmesi ya da rehin kalmaması için konu - komşu ya da muhtar tarafından kendisine Yeşil Kart çıkartıldığı da biliniyor (Bakınız Prof. Sencer Ayata’nın yoksulluk araştırması).
mtamer@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|