23 Kasım 2002 Cumartesi


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



Ak Günler’den AK Parti’ye

     Bir düzen ki herkes kendi yaşamında mutlu, çocuğunun geleceğinden daha da umutlu olabilsin. Bir düzen ki herkes güvenle bakabilsin yaşlılığına...
     Emeğin yarattığı değer emeği verenlerde biriksin. Çalışanlar el ele yüceltebilsin ülkeyi. İnsan insanı, yabancılar yurdu sömüremesin.
     Ne yoksulluk ne baskı... Ne ezilen ne ezen... İnsanca, hakça bir düzen...
     Kaynaklar daha gür akacaktır o düzende... Türkiye daha bağımsız, insanlar özgür olacaktır... Barış gelecektir topluma.
     Ak günler ülkemize öyle bir düzenle doğacaktır.
     Hakça bir düzen olacaktır bu... Kimse kimseden insanca yaşama hakkını esirgemeyecektir bu düzende; insan insanı, yabancılar vatanı sömüremeyecektir.
     Herkes özgür olacaktır bu düzende. Özgürlük, eğitimdeki, gelirdeki dengesizliklerin sınırlamasından kurtulacaktır.
     Toplum yararı kişisel çıkarlardan önde gözetilecektir bu düzende, fakat toplum yararı gerekçesiyle de olsa kimsenin kişiliğini serbestçe geliştirmesi engellenemeyecektir.
     Halkın üstünde egemenlik olmayacaktır bu düzende. Devlete de servete de kul olmayacaktır hiç kimse..."
     * * *
     Sayın okuyucularım, bunları 1973 yılında Ecevit söylüyordu. 1973 seçim bildirgesi olan 234 sayfalık Ak Günler kitabında, nasıl bir Türkiye hayal ettiğini böyle anlatıyordu.
     Masamın üstünde bir başka kitap daha duruyor. Kapakta Ecevit’in fotoğrafı var. Fotoğrafın yanında kocaman harflerle Türkiye 1965 - 1975 başlığı altında şunlar yazılı: CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit’in 1976 bütçesi üzerinde TBMM’de yaptığı konuşma. Ecevit’in konuşması 278 sayfalık bir kitap haline getirilmiş. Bu konuşmasında da Ecevit şunları söylüyor: Bazı politikacılar: Kendilerine yöneltilen yolsuzluk iddialarından ve yolsuzluk yapan yakınlarını koruma iddialarından bunalmış gibi görünüyor. Bu bunalımdan,
     tabii suçsuz ise, kurtulmanın tek yolu vardır demokraside: Meclis’e hesap vermek ve Meclis gerekli görürse adalete de hesap vermek. Allah’a hesap veririm, millete hesap vermem: Demokraside böyle söz söylenemez. Millete hesap vermenin tek yolu ise, TBMM’de milletin temsilcilerine hesap vermektir.
     Ecevit’in Ak Günler bildirgesini bulabilirseniz lütfen okuyunuz. Bu bildirgede Ecevit, "özgürce ve hakça kalkınmanın nasıl olacağını" anlatır. Kalkınmanın köyden başlayacağını belirtir. Bölgeler arası sosyal adalet sağlamada Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun öneminden söz eder. Hayvancılığın ekonomideki ağırlığını vurgular. Esnaf ve sanatkarlardan, küçük ve orta boy işletmelerden söz eder. Su, enerji ve yeraltı kaynaklarının nasıl kullanılacağını izah eder. Mutlu, sağlıklı, adaletli ve yerleşme, yaşama düzeninin nasıl olacağını anlatır. Eğitim, gençlik, kültür - sanat ve spor gibi konulara önem verir. Hatta ve hatta tabii afetlere, depreme karşı alınacak tedbirleri sıralar. İşte bunun içindir ki, Ecevit Karaoğlan olarak yüceldi. Halkın ümidi oldu. Halk bunun için Ecevit’e otuz yıla yakın bıkmadan, usanmadan oy verdi.
     Halkın, umudu Ecevit’in umut ışığını söndürüp, Ak Günler umudunu AK Parti’ye devretmesi, kendi adına ve onun peşinden gidenler adına üzücüdür. Ülke için büyük bir zaman ve kaynak kaybıdır. Halk Ecevit’in Ak Günler’ini unuttu. AK Parti, Ecevit’in yirmi beş yıl önce söylediklerini gündeme getirerek halkın ümidi oluyor.
     * * *
     Dokunmayın çiçeklere, yazık olur emeklere. Kimse kimsenin inancına, kılık kıyafetine karışamaz. Ancak toplumda belli kurumlarda, belli usullere uymak şarttır. Aksi halde o kurumlar, kurum olmaktan çıkar. Cumhurbaşkanlığı, TBMM, ülkenin en saygın kurumları. Bu kurumlarda görev alanların, bu kurumların olmazsa olmaz kaidelerine uymaları zorunluluğu vardır. Aykırı davranış hem kurumları hem temsil ettiği ülkeyi, halkı küçük düşürür.
     Unutmayınız, Mustafa Kemal önce TBMM Başkanı, sonra Cumhurbaşkanı olarak bu kurumları kurdu ve bu kurumların temel kaidelerini yerleştirdi. TBMM Başkanı’nın eşinin kılık kıyafet seçiminde belli tercihinin olmasından doğal bir şey olamaz. Evinde ve sokakta istediği kıyafetle dolaşabilir. Ama bu tercihini kurumları yıkacak şekilde kullanması tehlikeli gelişmelere yol açar. Bugün eşi (inat için) uygun olmayan giyim biçimiyle kurumu zorlar ise yarın TBMM Başkanı’nın takke ve entari ile törenlere katılmasını kimse önleyemez.
     
     guras@milliyet.com.tr
     




 SAYFA BAŞI 





Çetin ALTAN
Turhan Selçuk’a mektup

Melih AŞIK
Kültür Bakanı

Fikret BİLA
Baykal freni

Hasan CEMAL
Boğuşma sürecek, sağlam sinir lazım!

Güneri CIVAOĞLU
Kabuk değişimi

Can DÜNDAR
Oğuldan mektup var

Abbas GÜÇLÜ
Öncelik türbanda mı yoksa yasasında mı olmalı?

Mehmet Y. YILMAZ
Yunan tavernasında Japon olursun inşallah!

Meliha OKUR
İsveç Büyükelçisi AKP’li kadınlara iftar yemeği verdi

Hasan PULUR
Altemur Kılıç’ı Başbakan aradı mı?

Derya SAZAK
Sezer ve CHP’nin misyonu

Meral TAMER
Karayalçın’dan Türkiye’de solun özeleştirisi

Tamer HEPER
83. madde ne olacak?

Güngör URAS
Ak Günler’den AK Parti’ye

M. Ali BİRAND
Rumların tek ümidi Denktaş

© 2002 Milliyet