
|


Şeytanın ta kendisi
İngiltere’nin en çok nefret edilen kadınlarından Myra Hindley hapishanede öldü. Ama onun acımasız bir katil mi yoksa politik bir kurban mı olduğu konusundaki tartışma devam edecek gibi görünüyor
LONDRA
Myra Hindley... İngiltere’nin en nefret edilen kadını. 36 yıl yattıktan sonra geçen hafta 60 yaşında eceliyle hapishanede öldü.
Hayatının ilk yıllarına bakıldığında ileride İngiltere’nin en acımasız, en çok nefret edilen kadını olacağına dair hiçbir gösterge yoktu. 1943’te doğan Myra Hindley ilk cinayetini 21 yaşında işlediğinde masum çocukluğundan eser kalmamıştı.
Normal bir çocukluk geçiren Hindley’in kendisini seven, üstüne titreyen bir ailesi vardı. Kız arkadaşları arasında popülerdi. Güzel bir kız değildi, erkeksi bir görünümü ve büyük kalçaları vardı. Hayret vericidir ki, ileride çocukları sadistçe öldürecek olan bu kadın o zamanlar çocukları çok severdi.
Gaddar Brady Myra 15 yaşında okulu bırakıp çalışmaya başladığında birkaç erkekle ilişkisi oldu, hatta nişanlanıp ayrıldı. 17 yaşına geldiğinde kendini değiştirmeye başladı; saçlarını sarıya boyattı ve dans derslerine başladı. Hayatının akışını değiştiren Ian Brady ile de bu yıllarda tanıştı.
Ondaki canavar ruhu ortaya çıkaran Ian Brady’nin çocukluğu ise oldukça karanlık. Garsonluk yapan bir genç kadının evlilik dışı çocuğu. Annesi onu paralı bir bakımevine vermişti ve hafta sonları ziyaret ederdi. Brady’nin o yıllarda hayvanlara eziyet etmesi, bilim adamlarına göre ileride gaddar bir cani olacağının bir göstergesiydi. Birçok kez polisle başı derde girdi, ıslahevine gönderildi. Sayılarla arası iyiydi ve burada muhasebe öğrendi.
21 yaşında serbest bırakılınca bir kimyaevinde dağıtım memuru olarak işe girdi. Üzerinden çıkarmadığı uzun siyah pardösüsü ile dikkat çekerdi. Myra ileride onu "hayatında gördüğü tırnakları temiz ilk erkek" olarak tanımlayacaktı.
Nazi hayranı İki sene sonra aynı yerde işe başlayan Myra ile tanışınca Brady onunla ilgilenmedi bile. Ama altı ay sonra genç kız ona sırılsıklam aşıktı. İlk buluşmalarında Myra’yı, Nazilerin yargılanmasını konu alan "Nurenberg Duruşması" adlı filme götürdü ve yavaş yavaş Nazi hayranı gaddar dünyasına sokmaya başladı. Beraber yaşamaya başlayınca Myra kendini ona iyice kaptırdı. Brady ateist olduğu için Katolikliğinden vazgeçti. Brady onu Hitler’in tayfasından Rudolf Hess’in anısına "Hessie" diye çağırırdı. Komşuları çiftin Alman marşları ve Hitler’in teybe alınmış nutuklarını dinlediklerini anlatıyor. Myra onun çarpık ve sapık dünyasının bir kölesi haline geldi. Brady onun çıplak resimlerini çekti ve ona silah kullanmayı öğretti. Büyük bir banka soygunu yapma planları, zaman içinde "mükemmel bir cinayet" işleme arzusuna dönüştü.
1963’te ilk kurbanları 16 yaşındaki Pauline Reade oldu. Myra yaşlı bir adamdan ödünç aldığı yük taşıtı ile onu, kaybettiği eldivenlerini bulmaya yardım etmesi ricası ile kandırıp şehrin dışında uçsuz bucaksız tepeler ve bataklıklara götürdü. Brady arkadan takip ediyordu. Kararlaştırdıkları yere varınca Myra onu Brady ile tanıştırdı. Olayın bundan sonrasını Myra 36 sene önceki mahkeme kayıtlarına göre şöyle anlatıyor: "Brady, Pauline ile uzaklaştı ve bir süre sonra geri dönerek, gömmesine yardım etmezsem beni de öldüreceğini söyledi. Pauline’in yanına gittik. Ayakkabıları çıkmış, paltosunun önü açılmış, yerde kanlar içinde yatan kız inlemekteydi. Beraberce Pauline’i gömdük."
İlk dört cinayetin nasıl işlendiğini yalnızca Myra’nın ifadelerinden öğreniyoruz. Brady suçu hiçbir zaman kabul etmediği gibi hiç de konuşmadı. Myra da her cinayette hep görüş mesafesinin dışında olduğunu ve hazırlanışı dışında cinayetlere fiilen katılmadığını söyledi.
İşledikleri cinayetlerin detaylarına girmenin anlamı yok ama içlerinden bir tanesinin anısı hâlâ insanın kanını donduruyor. Lesley Ann adlı çocuk işkence gördükten sonra hayatının bağışlanması için yalvarıyor ve bu iki cani Lesley’i öldürmeden önce bu yakarışları teybe alıyorlar. Bantı dinleyen İngilizler -46 sene sonra bile- bu cinayeti unutmadı.
Görünüşe göre Hindley, İngiliz cezaevi sisteminin başarılı örneklerinden biri. Cezası süresince parmaklıkların gerisinde herhangi bir olaya karışmadı. Açık üniversitenin beşeri bilimler bölümünü bitirdi, yüzlerce kitap okudu. Temyiz mahkemesi için 30 bin kelimelik savunmasını da kendi yazdı.
"Boya sarışını pespaye kadın" O ölünce İngiliz kamuoyunun nabzını yansıtan medya ikiye bölünüverdi. Bazı gazeteler onun seneler evvel kademeli olarak topluma kazandırılması gerektiğini, İngiltere’nin en uzun süreyle hapiste yatmış kadın mahkumu olarak cezasını yeterince çektiğine inandıklarını söylüyorlar. Bazıları da, salıvermek bir yana, hapishanede ona fazla iyi davranıldığını belirtip cehennem ateşinin bile ona az geleceğine inanıyor.
Myra’nın tarafını tutan medya ondan hep ilk adıyla bahsediyor. Böylece daha insancıl bir görünüm kazandığına inanıyor olmalılar. Karşı tarafın, bize tehditkar gözlerle bakan bu "boya sarışını pespaye kadın" resmini ve ağlayan Lesley Anne teybini sonuna kadar kullandıklarını, onu affetmenin bir alternatif olduğunu düşünme olasılığının dahi kamuoyuna verilmediğini savunuyorlar. Onlara göre Myra’nın cinayetlere fiilen katıldığı iddiası hiçbir zaman ispatlanmamış. Hapiste kaldıktan sonra şartlı olarak topluma salıverilmemesinin sebebi hep politik.
Diğer taraf için o sadece Hindley. Dünyanın en zalim, soğukkanlı cani kadınlarından biri ve hep öyle kalacak. Cinayetlere iştirak etmemiş olsa bile (ki onlar buna hiç inanmıyorlar) seyirci kalması, kötülüğün doruğunda olduğunu gösteriyor. Değiştiği görünümünü vermesi hep ileride salıverilme olanağını hazırlamak için planlı bir tutum içinde olmasından. Brady’ye olan aşkından dolayı ne yaptığını bilmemesi diye bir şeyi düşünmek mümkün mü? İradesini kaybedecek kadar kötülüğün tesiri altında olmak kötülüğün ta kendisi. İnsanlık, Myra Hindley’i yargılamaya daha çok devam edecek.
Yazara e-mail
PAZAR


"Gözlüğü, çantası, bornozu aynı yerde"
Yıldızları beklerken
Parfüm kokar(dı) mektuplar
Bizim için bu bir mucize
"Çip polis" insan haklarına aykırı mı?
Gündüz yemek, gece dans
Doktorlar transfer oluyor ama para konuşmuyorlar
Ağırlamanın incelikleri
‘Cesaret ve korku beni kışkırtır’
Seçme basın fotoğrafları
Madensuyu zamanı!
Var mı kısa filmi olan?
Kabakulak kültürü
Fransızlar Beaujolais 2002’yi tattı
Şeytanın ta kendisi
İstanbul iftarları
Futbolun tüm renkleri
Bir sözcüğün peşinden: Labirent
Hazreti İsa direksiyona geçerse
SAYFA BAŞI

|
|

|