
|


İstanbul iftarları
Osmanlı İmparatorluğu’nda her Ramazan, hükümdarın ve vezirlerin yabancı sefirlere ve gayrimüslim tebaanın liderlerine iftar ziyafeti vermesi adettendi. Bu geleneği günümüz şartlarında yeniden diriltmeliyiz
Ramazan ayındayız. En göze batan adet iftar. Benim çocukluğumda iftar evlere, aileye, sülaleye mahsustu. Ne devlet katında bazı makamların, hatta ne de derneklerin, siyasi partilerin iftar ziyareti tertiplediğini hatırlıyorum. Türk toplumu dini adet ve faaliyeti eve kapatmış gibiydi. Ebeveynimin böyle toplu ziyafetlere gittiğini hatırlamıyorum. Derken devlet büyükleri ve politikacılar resmen iftar yemeği vermeye başladılar. Sonra başkentteki Müslüman ülke diplomatlarının katılımıyla iftar bir diplomatik platform haline geldi. Hiç itiraz edilemez. Eşyanın tabiatı icabıdır. Bu bir kimlik sorunudur. Başkentte hiçbir Avrupalı büyükelçiliğin Ramazan dolayısıyla ziyafet vermekten (tabii ki burada şerbet içilmiyor) ve hatta resepsiyon tertiplemekten vazgeçtiğini duymadım ve görmedim. İsrail’de inançsız Siyonist memurları dahi hiçbir diplomat Şabat akşamı yemeğe çağırmaz, kimse gelmez çünkü. Aslında, biz Türklerin bu konudaki rahatlığımızı biliyorlar.
Gerçekten hükümdarın, vezirlerin ve diğer devlet adamlarının iftar ziyafeti vermeleri adettendir ve egemenlik sembolüdür. Her Ramazan, vüzera ve ümeraya, bu arada yabancı sefirlere ve gayrimüslim tebaanın ruhani ve cismani reislerine padişahın iftar ziyafeti verdiği malum. Tepeden tabana tekrarlanan bir adetti. Son zamanlarda Türk toplumunun sivil kuruluşları bu eski adeti benimsedi. Devletlular iftar ziyafeti veriyor. İstanbul’daki işadamları, aydınlar, sivil toplum kuruluşları da; şehirdeki ruhani reislerin, ecnebi diplomatların katıldığı iftarlar tertipliyor. Profesör Hüseyin Hatemi ve eşi Kezban Hatemi’nin iftar ziyafetleri bu nevi dikkati çeken ve ananeyi dirilten toplantılardır.
Eski sohbetlerin yerini sofra nutukları aldı. Eski Türkiye’nin iftar ziyafetleri zengin ve leziz mutfağın teşhir edildiği; fakirlerle sofranın paylaşıldığı mahfiyetkar, mistik bir sofraydı. İftara davet edilen Avrupalılar yedikleri, içtikleri, hele gördükleri ve hissettikleri bu mistik havayı anlata anlata bitiremiyorlar. Zaten çeşitli dinler değil, farklı içtimai sınıflar da aynı konakta orucunu açıyormuş. Bugünkü iftarlarda o lezzet kaldı mı bilmiyorum. Ama bazı gruplar, eski toplumun renkliliğini ve birlikteliğini diriltmeye çalışıyor. Genellikle lüks otellerin pek acemi iftar sofralarında bir araya gelen ruhani reisler ve İstanbul aydınları pek saygın bir manzara oluşturuyor. "Daha evvel neredeydiniz?" diye sormalıyız.
Son yıllarda Rum-Ortodoks Patriki Bartholomeos, Türkiye Ermenileri Patriki Mesrob ve şimdiki yeni hahambaşı Haleva cenabları da bu iftarlara katılıyor ve Patrik Mesrob güzel konuşuyor. Bartholomeos da Mesrob da cemaatlerinin bugüne kadar gördüğü en okumuş ve bilgili ruhaniler. Rum Ortodoks Patriki Vatikan’da, Gregoriana’da Katolik eğitim gören ilk Ortodoks ruhani reis; dünyayı tanıyor. Patrik Mesrob eski Ermenice kadar İbraniceyi de iyi biliyor. Diyanet İşleri Başkanımız Yılmaz, bu gibi diyaloğa açık bir kişiliktir. Bu hafta İsrail Büyükelçisi’nin iftar davetine de katıldı... Bu bir ilktir.
Türkiye’deki cemaat liderleri ve bilhassa bizim Diyanet İşleri Başkanımız bütün semavi dinlerin mensupları ve etraftaki ülkelerin dini liderleriyle temas kurmak zorundadır. Çünkü her şeyden önce arabulucu rolünü üstlenmek zorunda kalabilir.
Muhtelif dinlerin bir arada yaşaması, devletin öncülüğünde gerçekleşir. Bu, imparatorlukta temel kuraldı. Bu anane ve kurumu korumak ve devam ettirmek zorundayız. Ama bütün halk bu yeniliği benimsemeli ve eski geleneği yeni dünya şartlarında diriltmeliyiz.
PAZAR


"Gözlüğü, çantası, bornozu aynı yerde"
Yıldızları beklerken
Parfüm kokar(dı) mektuplar
Bizim için bu bir mucize
"Çip polis" insan haklarına aykırı mı?
Gündüz yemek, gece dans
Doktorlar transfer oluyor ama para konuşmuyorlar
Ağırlamanın incelikleri
‘Cesaret ve korku beni kışkırtır’
Seçme basın fotoğrafları
Madensuyu zamanı!
Var mı kısa filmi olan?
Kabakulak kültürü
Fransızlar Beaujolais 2002’yi tattı
Şeytanın ta kendisi
İstanbul iftarları
Futbolun tüm renkleri
Bir sözcüğün peşinden: Labirent
Hazreti İsa direksiyona geçerse
SAYFA BAŞI

|
|

|