
|

Washington’un, Ankara üstündeki ağırlığı...
Önce efendim, "milli menfaatlere", yahut "ulusal çıkarlara" aykırı bir olayı haber vereyim "heman"...
Politika dilinde "milli menfaatlere, yahut ulusal çıkarlara aykırı" demek; "biz yöneticilerin çıkarlarına, yahut bizzat bendenizin çıkarlarına aykırı" anlamına gelir.
Benim de, Köyceğiz’de saptadığım, "milli menfaatlere aykırı" olay, bizim bilgisayarın internetle bağlantısının çok zor kurulması ve sık sık kesilmesi...
Maalesef Türk Telekom, Köyceğiz’i - milli menfaatlere aykırı olarak - dijital sistemin içine almamış; analog sistem denilen, milattan önceki sistem içinde bırakmış.
Oldu mu ya efendim, oldu mu; insanların uzayda mekan tutmaya gittiği bir çağda...
Türk Telekom’un, Köyceğiz’de "milli menfaatlere aykırı" olan tutumunu; Türkiye de, AB üyesi oluncaya kadar kimsenin düzeltmeyeceğini biliyorum ama, olsun; yine de ümmet - i Muhammet’e bir duyurayım, dedim. Alt tarafı "milli bir menfaat var" işin içinde...
***
Buralardan, medyadaki iç politikayla ilgili görüş, yorum ve açıklamalar öylesine acayip ve komik görünüyor ki; insan, kısır bir danaburnunu becermeye çalışan bir kertenkeleyi izliyormuş gibi oluyor.
Tabii Mehmet Ali Birand, Neşe Düzel gibi üç beş, yerel hipnozlar dışındaki dostla; Prof. Dr. Eser Karakaş düzeyindeki üç beş bilim adamı ve Em. Büyükelçi Yalım Eralp düzeyindeki birkaç eski diplomat, bunun dışında...
***
Neden çeşitli akıldanelerce yapılıp duran iç politika yorum ve analizleri bu kadar acayip ve komik görünüyor?
Çünkü efendim, Washington’un Ankara üstündeki ağırlığı, Washington’dakinden bile fazladır.
Şayet Washington, Türkiye’de Cami parfümlü bir politikayla, Kışla parfümlü bir politikadan yeni bir sentez çıkarılmasını ve bu sentezin de, 21. yüzyıl küreselleşmesinde yerini almasını istiyorsa; o mutlaka gerçekleşecektir sonunda...
Ne Cami parfümü, Kışla parfümünü yelpazeleyecektir; ne de Kışla parfümü, Cami parfümünü...
Ve ortaya çıkacak yeni sentez, artık iyice eskilerde kalmış, sanal bir "asri"lik görünümünün oligarşik yapısını; saydam ve ekonomi açısından evrenselleşmiş bir çağdaşlığa dönüştürecektir; global sermayenin yatırımlarını artırdığı bir çağdaşlığa...
***
Washington’un, Ankara üstündeki ağırlığı bu kadar okkalı mıdır?
Okkalıdır.
Bunu anlamak için, 1947’de ABD’nin başlattığı karayolları seferberliğinden bu yana, yarım yüzyılı aşkın Soğuk Savaş döneminde; Washington’un Ankara üstünde kurmuş olduğu hegemonyayı ve NATO askeri üsleri dışında, ikili anlaşmalarla ABD’ye ait askeri üslerin durumunu derinliğine incelemek gerekir.
Bu konularda herhangi bir doktora tezi yapılıp yapılmadığını bilmiyorum. Özellikle genç kurmay dostlar, o dönemi bilimsel ve analitik bir tülbentten geçirirlerse; ola ki, bugünkü "sentez" rotasını da, bizim beylik yorumculardan çok daha sağlıklı ışıklandırırlar.
***
Bir de tabii, Türkiye’deki "siyasal kavram" aşuresini nete getirmekte yarar var.
Örneğin, 52 bin resmi arabalı ve 370 bin resmi lojmanlı oligarşik yapı, "statüko"dur. "Statüko"dan yana "ilerici"lik olmaz. "İlerici"lik, "değişimöcilikle eşdeğerde bir deyimdir.
Kaldı ki bugün, "ulus - devlet" modeli artık "statüko"dur. AB’ye üye olarak "statüko"yu aşmak isteyenlerin başında TÜSİAD gelmektedir.
Üretimi "işçi sınıfı"na dayalı bir kapitalizmin; üretimi, artık "işçi sınıfı"na gereksinmesi kalmamış, modern teknolojiye dayalı bir kapitalizme dönüşmesi; kapitalizmin "non - antagonist" bir döneme geçmesi demektir.
***
Yani efendim, değişen enerji kaynakları ve gelişen modern teknoloji sayesinde alabildiğine artan üretimi, pazarlayabilmek için; yoksul insan yığınlarının zengin edilmesi gerekmektedir.
Yani, yani efendim; bir milyar 300 milyonluk yoksul İslam dünyasının da zenginleştirilmesi gerekmektedir.
Bunun da modeli, İslam profilli ve serbest bikinili, resmi TV kanallarında Kürtçe yayınların da yapıldığı, AB üyeliğine kavuşmuş bir Türkiye olacaktır.
***
Bu rotayı algılayanların yıldızı yükselecek, algılamayanlarınki de sönecektir.
Buna, Kainat’taki sürekli değişim düzeninin; Arz yuvarlağı üstündeki insan toplumlarına yansımasındaki son yeni istasyon, denir. Siz isterseniz "monizm" de diyebilirsiniz.
"Ulus - devlet" statükosuna bağlı bir "ileri"cilik dönemi, çoktan aşıldı.
Şimdi ilericilik, Tevfik Fikret’in yüz yıl önce yazdığı dizelerde:
"Toprak, vatanım; nev - i beşer, milletim; insan,
İnsan olur ancak bunu izanla, inandım."
"Nasyonalizm" dönemi öldü, yaşasın "Enternasyonalizm"...
c.altan@prizma.net.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|