09 Aralık 2002 Pazartesi


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



ABD, aradığı lideri buldu mu?

     Başkan George W. Bush’un, Recep Tayyip Erdoğan’ı daveti, gerçi Erdoğan’ın buralara gelip görüşme arzusunu iletip zemin yoklaması üzerine gerçekleşti, ama öyle görünüyor ki AKP lideri, Washington’da umduğunun da ötesinde bir hüsnü kabul görecek; ABD, kendisini "Türkiye’nin yeni lideri" olarak ve şimdiden "başbakanmış gibi" ağırlayacak.
     Bu ilgiyi, "ABD’nin Irak’a yönelik bir askeri harekatta, Türkiye’nin desteğine çok ihtiyacı var. Erdoğan’ı hoş tutacaklar ve Amerikan kara birliklerinin, Türkiye topraklarında yığınak yapabilmesi için yeşil ışık almaya çalışacaklar" diye yorumlayanlara Ankara’da da, Washington’da da rastlamak mümkün.
     Olaya "11 Eylül" merceğinden bakıp "Bush yönetimi, AKP’yi, dünyada benzeri pek olmayan bir ‘Müslüman Demokrat’ hareket olarak kucaklamakla, müslümanlara da mesaj vermiş olacak" diyenler de az değil.
     Başkan Bush, Erdoğan’la yarın Beyaz Saray’da buluşarak bir bakıma Avrupa’ya da işaret çakmış olacak, Kopenhag Zirvesi arefesinde, "Türkiye’nin yeri Avrupadır" mesajını yineleyecek; bu da kesin.
     Ancak Erdoğan’ın Washington’da yapacağı temasların ABD açısından anlamını, yukarıda saydığım ve herbiri de "doğru" olan bu saptamalarla sınırlı görmenin "yetersiz" kaldığı kanısındayım.
     Bush yönetiminin, "olur mu olmaz mı" diye kendi içinde bir tartışma yaşadıktan sonra, Erdoğan’ı davet etmeye karar vermesi, dahası kendisini, büyük taltifle ağırlamaya hazırlanması, hiç kuşkusuz, Amerikan pragmatizmi sayesinde mümkün oldu.
     Bu pragmatizmi, genel protokol ilkelerini ve "Acaba Türk generalleri, bu daveti nasıl karşılar" türünden politik hesapları arka plana itecek şekilde harekete geçiren ise, hem "Irak, 11 Eylül, AB" unsurlarının belirlediği konjonktür, ama hem de, deyim yerindeyse, bir tür "Erdoğan fenomeni." Washington’ın, AKP liderini, sadece günün konjonktürü açısından "doğru zamanda doğru yerde" bulmasıyla sınırlı olmayan, ve ABD başkentinde, Erdoğan’ın "belki" uzun vadede de, "Türkiye için doğru lider" olabileceğini düşünenlerin varlığından kaynaklanan bir olgu.
     
Özal’a halef aranıyor
     Gerçi dokuzuncu cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Çankaya Köşkü’ndeki görevi süresince, ABD’li yetkililer tarafından hep "güvenilir bir muhatap ve bir dost" olarak algılandı, ancak yine de Washington, sekizinci cumhurbaşkanı Turgut Özal’dan beri, Ankara’da "tam istediği gibi bir lider" görmedi, bulamadı.
     Özal’ı, Washington’ın gözünde değerli kılan, dünyaya ve bölgeye, Amerikan çizgisiyle çoğu zaman örtüşen bir bakışa sahip olması ve bu bakışı aktif ve yaratıcı politikalara uyarlamasıydı. 1990 Körfez Krizi ve 1991 Körfez Savaşı boyunca, Özal’ın, dönemin başkanı "Baba" Bush ile sürdürdüğü yakın diyalog ve işbirliği, ABD başkentinin belleğine kazındı.
     Özal, Amerikan pragmatizmini içselleştirmiş bir liderdi, Washington ile aynı dili konuşuyordu.
     Ama "ABD’nin, Türkiye’yi iyi bilenleri" (bu grubun bugünkü yönetimdeki en üst temsilcisi Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz) açısından, Özal’ın değeri, asıl Türkiye’nin içişlerine yönelik reformcu bakışındaydı. Ekonomide liberalizasyon bunun bir ayağı idiyse, diğer ayağı da siyasette sivilleşme ve demokratikleşme idi.
     Wolfowitz ve onun gibi düşünenler, Özal’ın, Türk demokrasisinin iki önemli sorunu olan, dinsel ve etnik kimlik bazındaki arayışlar ve baskılar konusunda önaçıcı olduğuna inanıyorlar ve "Özal yaşasaydı, her iki alanda da Türkiye’nin toplumsal barışını sağlamlaştıracak reformlara önderlik edebilirdi" diyorlar.
     Aynı kesim, Özal’ın, Kıbrıs’ta çözümü samimiyetle istediğini, ve yaşasaydı, bu süreci de hızlandıracağını düşünüyor.
     Tabii, Washington’ın Özal’a olan ilgisinin önemli bir bileşeni de, kökeni, kişiliği ve üslubu ile, kendisinde "Türkiye’nin, tam anlamıyla, bağrından çıkmış, ‘elit’ kaçmayan, halkla diyaloğu sağlam ve popüler" bir lider görmesiydi.
     
Güvenmeyenler de var
     Şimdi ABD’nin, Erdoğan’da yeni bir Özal bulduğunu söylemek için çok erken.
     Gerçi Wolfowitz ile ABD Dışişleri’nin üç numarası Marc Grossman’ın, Ankara’da Erdoğan ile yedikleri akşam yemeğinden "çok, ama çok olumlu" izlenimlerle ayrıldıkları söyleniyor. AKP liderinin Irak konusunda ABD’nin beklentilerine ılımlı bakmasının yanısıra, siyasi ve iktisadi reformları hızlandırma, demokrasiyi derinleştirme ve Kıbrıs’ta çözüme yardımcı olma vaatlerinde bulunması da, Washington’da memnuniyet yaratıyor. ABD’li diplomatlar arasında, Erdoğan’ın kendisini, şimdiden, "Özal’dan bu yana, en reformcu Türk lideri" olarak konumladığını söyleyenler var.
     Bununla birlikte, halen bir grup "Türkiye gözlemcisi" de, Erdoğan’a tereddütle yaklaşıyor. Özellikle fikir kuruluşlarındaki Türkiye analistlerinin sık tekrarladığı bir Amerikan deyimi, "kedinin sırtındaki çizgileri değiştiremeyeceği."
     Bu kesim, AKP liderinin "Değiştim" diye ortaya çıkmasının ve İslamcı söylemden ayrılmasının bir doğal evrimin yansıması olmayıp "zorunluluktan kaynaklandığını" öne sürüyor ve Erdoğan’ın özünde "Aleviler ve Museviler başta olmak üzere farklı inançtakilere karşı önyargılı; demokrasinin değil, İslam’ın kurallarına göre işleyen bir toplum özleminde; ve Batı’ya yönelik sıcak mesajlar vermesinin de, salt meşruiyet arayışından, yani oportünizmden kaynaklı" olduğu iddiasında.
     Ancak şurası kesin ki, Bush yönetimi Erdoğan’a yaklaşımını, bu "şüpheci" kesimin kaygılarına göre belirlemedi. Aksine, AKP liderine peşinen ve eşine az rastlanan bir kredi açılmış durumda.
     Yine de, bu kredinin açılmasını sağlayan ağır toplar da biliyorlar ki, Erdoğan, Özal’ın dünya bilgisinden ve uluslararası deneyiminden çok uzak. Öte yandan, Türk genelkurmayında, ayrıca bürokrasisinin, iş dünyasının ve sivil toplumunun bazı kesimlerinde, Erdoğan’ın niyetleri konusunda bir ögüvensizlik" olduğu da, Washington için sır değil.
     Böyle olunca, Erdoğan’ın liderlik soluğunun neye ve nereye yeteceği, Türkiye’nin "laiklik" ekseninde yeni bir iç kapışmaya sürüklenmesinin önlenip önlenemeyeceği, ABD’de de henüz yanıtlanamayan sorular.
     Ancak Washington, Beyaz Saray davetiyle, AKP liderine fırsat tanımaya ve destek vermeye hazır olduğunu ilan etti. Erdoğan’ın, bu fırsatı nasıl kullanacağı, hepimizin geleceğini ilgilendiriyor.
     
     ycongar@erols.com
     




 SAYFA BAŞI 





Taha AKYOL
‘Muhafazakâr demokrat inkılap’

Çetin ALTAN
Bir eski yazar

Yasemin CONGAR
ABD, aradığı lideri buldu mu?

Hurşit GÜNEŞ
Irak’ın gölgesinde AB pazarlığı

Hasan PULUR
Boş laflar...

Derya SAZAK
Erdoğan’ın ABD seferi

Ece TEMELKURAN
Yaptım! Ama niye yaptım?!

Osman ULAGAY
Avrupa Türkiye’den, Türkiye AKP’den kaygılı

Güngör URAS
İşçi, memurdan çok vergi veriyor

© 2002 Milliyet