12 Aralık 2002 Perşembe


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 




TİYATRONUN ŞEYHİ

Sanat, siyaset, özel yaşam, türban, son oyunu ‘Bana Bi’şeyhler Oluyor’... Kısacası sorulmadık soru bırakmadım. Türk Tiyatrosu için büyük değer olan Yılmaz Erdoğan da hiç olmadığı kadar dobra cevaplar verdi

     1968 yılında Hakkari’de doğan Yılmaz Erdoğan, ‘adam olacak çocuk b....dan beli olur’ misali çocukluğunda taklit yeteneğiyle ön plana çıkmış. Üç kardeşin içinde en komiğiymiş. En büyük ustası babasıymış. İnşaat mühendisi olacakken İstanbul Teknik Üniversitesi’ni bırakıp yüreğinin sesini dinleyerek Vedat Günyol’un torpiliyle 1987’de Nöbetçi Tiyatro’ya girmiş. 1995’de Necati Akpınar ile BKM (Beşiktaş Kültür Merkezi Oyuncuları)’yi kurmuş. ‘Vizontele’ gibi bir filme senarist ve yönetmen olarak imza atan Yılmaz Erdoğan dünya çapında ünlenen ‘Sultan of the Dance’in de süpervizörlüğünü yaptı. O gerçekten de bir fenomen. Büyük bir keyifle yaptığım sohbeti dilerim sizler de beğenirsiniz. İyi pazarlar dileğiyle efendim.
     
     ŞD-Sizce tiyatronun dünkü ve bugünkü starları kimler?
     YE-Erkan Yücel, Müşfik Kenter, Yıldız Kenter, ‘Devekuşu Kabare Tiyatro’nun tüm oyuncu kadrosu... Ama o kadro ne acı ki artık yok. Günümüzde de hala Yıldız Kenter.
     
     ŞD-Sadece ‘Devekuşu Kabare’ değil, daha pek çok tiyatro artık yok. Nedir sıkıntı?
     YE-Bence iki nedeni var. Biri geleneksel; metin ve yazar sıkıntısı. İkincisi de para. Salonda büyük problem oluyor para. Bazı tiyatrolar belediyenin sahnelerini kullanıyorlar. Bizde de sahne için çok ciddi rakamlar harcanıyor. Çok net söylüyorum, biz kazandığımızı BKM’ni yaşatmak için kullanıyoruz.
     
     ŞD-Sanem Oktar ile evlenip ayrıldınız. Dünya güzeli bir kızınız var; Berfin. Kızınızla ve ayrıldığınız eşinizle ilişkileriniz nasıl?
     YE-Aile ilişkimiz sürüyor. Gerektiğinde yemeğe de gidiyoruz. Sanem şu an evli, bir kızı daha var. Ailemiz giderek büyüdü, artık akrabalığa dönüştü. Berfin benim arkadaşım. Ona herşeyi anlatıyorum ve yalan söylemiyorum.
     
     ŞD-Televizyon dizisi, yazarlık, sinema... Hepsinde büyük başarıya ulaştınız. Pardon bir de stand -up var tabii. En çok hangisinden keyif aldınız?
     YE-Bunu ikiye ayırmak lazım. Biri tiyatro, diğerleri diğerleridir. Diğerlerinin içinde en çok sinemayı önemsiyorum, evrensel olduğu için. Televizyona karşı nankörlük yapacak değilim ama daha sanat dışı. Güncel başarılara güncel primler dağıtılması açısından ‘daha düşük bir prim.’ Tiyatro hepsinin üstünde.
     
     ŞD-Çok tutan, benim de hayran olduğum Mükremin tiplemesini öldürdünüz mü? Ve sanki Mükremin Çıtır, eşittir Yılmaz Erdoğan gibi geldi bana. Yanılıyor muyum?
     YE-Öyle düşünmüyorum. Ben Mükremin değilim. Uzun süre oynadığım ve yazdığım için sanırım Mükremin’in üzerine sindi Yılmaz. Lütfiye ne kadar Demet ise Yılmaz da o kadar Mükremin.
     
     ŞD-Yazmak mı oynamak mı?
     YE-Yazmak herşeyin önünde. Çünkü herşey orada başlar. Şimdi çalıştığımız oyun 105 sayfa. Bitirmek 2.5 sene sürdü. Oyunculuk bu mesleğin lezzetli taraflarından biri. Ama bana göre yazarlık kadar önemli değil.
     
     ŞD-Beğendiğin yazarlar var mı?
     YE-Tabii ki var. Oyun yazarı olarak Murathan Mungan, Mehmet Baydur. Ustalardan Haldun Taner ve Aziz Nesin’in tiyatro oyunlarını çok sevmem ama yazar olarak çok beğenirim. Bu arada bir gazeteci arkadaşım Aziz Nesin’e benzetmiş beni, iltifat etmiş. Ben hayatım boyunca birilerine benzetilmekten uzak durmaya çalıştım. Sinemada da Yılmaz Güney’e benzetmişlerdi. Onlar büyük ustalar. Yaşadıkları dönemde de şimdi de başarılarını sürdürüyorlar. Biz onlardan ancak feyz alırız. Ustaların ikincisi gelmez ama isterim ki Yılmaz Erdoğan’ın da ikincisi olmasın.
     
     ŞD-Kendinize torpil yaptığınız oluyor mu? Oyuncu ve yazar olarak?..
     YE-Kendimi harcadığım görülmüştür ama torpil yaptığım görülmedi. ‘Vizontele’de toplam 20 dakika oynuyorum, en iyi örnektir. Ben yazarken hiç düşünmem. Yazar Yılmaz Erdoğan ile oyuncu Yılmaz Erdoğan arasındaki tek bağlantı, ikisinin de aynı evde kalmalarıdır. Yılmaz Erdoğan’ın cesareti de yoktur. Gidip de yazar Yılmaz’a "Bana bir şeyler yazsana" diyemez.
     
     ŞD-Dizilerden, reklam oyunculuğundan ve stand -up’dan, kısacası daha kolay yollardan para kazanmak varken, Necati Akpınar ile BKM (Beşiktaş Kültür Merkezi)’ni kurdunuz. Şimdi de yeni bir oyun. Üstelik bu ekonomik krizde. Risk değil mi?
     YE-Oyun da ekonomik krizi anlattığı için belki riski tersine çevirebiliriz. Tiyatro her zaman risktir. Para için yapılmaz. Para için yapanlar da artık yapmıyorlar. Pek çok insan "Öldükten sonra senden bahsetseler ne olur, bahsetmeseler ne olur" diyebilir. Ama ben öyle düşünmüyorum. İnsanın, ömrünü uzatması için kalıcı işler yapması gerektiğini düşünüyorum. Hala yaşayanlar böyle yaşıyorlar işte. Sen çok para istiyorsan dünyevi isteklerin daha fazla demektir. Hep söylediğim gibi; Ben hiç yoksul olmadım, hep parasız oldum. Yoksulluk ve parasızlık farklı şeyler. Şimdi de zengin olmadım ama parasız da değilim. Benim parasızken isteğim şuydu; bir yerde yemek yerken başkasının masasına bakmayayım ya da üzerime bir şey alacaksam fiyatını sormayayım. Pazarlık yapmasını bilmediğim için bunu isterdim.
     
     ŞD-‘Bana Bi’şeyhler Oluyor’da kimlere neler olacak? Kadro, içerik, amaç ve mesaj ne?
     YE-2.5 yıllık bir hikayesi var. ‘Vizontele’den hemen sonra yapmaya çalıştım. 80’den sonra benim de içinden çıktığım sevgili ‘ortadirek’e ne olmuşsa onu anlatmak istedim. Belki art arda gelen krizlerle beraber zengin ve yoksul arasındaki uçurum derinleştikçe onun ortasına gömülen bir orta sınıf var. Ben o uçurumu bir viyadükle anlatmaya çalıştım. Ama sadece "Durum budur" demedim, kendimce birkaç çıkış yolu da göstermek istedim. Kısmetse 20 Aralık’ta başlayacağız.
     
     ŞD-Peki siz kimlere ve nelere gülersiniz?
     YE-En çok babama gülerim. En son şöyle bir şey yaşadım; Van’a gidiyoruz. Babam önümde oturuyor. Bir amca getirdiler 156 yaşında filan, sedyede ve yüzü bana dönük. Ben "Geçmiş olsun" dedim. Adamda ‘çıt’ yok. Göz gözeyiz bu arada. Babam bana "Zahmet" dedi. Yani, geçmez. Çünkü adam ölmüş. Ama ben adamla hala göz gözeyim. Gülemedim tabii. Babam dışında bir de Cem Yılmaz’a çok gülerim.
     
     ŞD-Yılmaz Erdoğan, Cem Yılmaz, Okan Bayülgen, Mehmet Ali Erbil, Beyaz arasında kıyaslama yaparsak elma ve armutları karıştırmış mı oluruz?
     YE-Tabii. İki gruba ayrılabiliriz. Kendi mizahını üretenler ve üretmeyenler. Birileri yazar, başkaları söyler. Benim ayrılan tarafım, yaptığım herşeyin yazı filtresinden geçiyor olması. Talk show yapan arkadaşların seyirci profilleri ve çalışma disiplinleri ayrı. Stand up meselesinde de insanlarla diyaloglar ayrı. Hepsini ayrı değerlendirmek lazım. Stand-up derseniz, en başarılı Cem’dir. Talk show’da da Okan Bayülgen ve Beyaz eşit götürüyorlar. Mehmet Ali Erbil’in tarzı daha çok şov. Onun benzeri iş yapan yok. Kimseyi kimseyle kıyaslayamam.
     
     ŞD-Biraz da siyasetten söz edelim. Bence solcu bir yapınız var. AKP başaracak mı?
     YE-Umuyorum ki başarır. Tüm çevrelerde söylendiği gibi ikinci ANAP. 1983’te ANAP’ın iktidara gelişi gibi. Adamların bıyıkları bile aynı, ki benim de sevmediğim tarafları bıyıklarıydı. Hayatın gerçeklerini kendi siyasi gerçeklerine tercih ederlerse başarılı olurlar. Onların muhafazakar tavırları var. Türban meselesi var. Krizlere yol açmasın diye çok uğraştılar ama kriz oldu. Bunun aşılacağını tahmin ediyorum. Seçim onlara ciddi bir güç verdi. "Tek başına olsak yapardık" derlerdi. Tek başınalar ve yapabilirler. Güvenmek lazım. Türban sorununu da iyi görmek lazım. Bu konuda mağdur insanlar var. Başını örtmeden evden çıkamayan bir genç kıza "Başını açmadan okula giremezsin" diyenler var. İşin bu yönünü de görmek lazım. Bir gruba göre bu siyasi figür, örgüt simgesi olmuştur. Ülkenin laik yapısını dinamitlemeye çalışmaktadırlar. İki taraf da inadından vazgeçmeli. Amacı okumak olan bir öğrenciyi kimse okumaktan etmemeli. Siyasi bir figür haline getirilmemeli. Devletin yapması gereken, türbanın kimin ne için taktığıın araştırılması. Bunu yapabilmek için gerekli kurumları var. Kimse kendi amaçlarını demokrasiye alet etmeyecek. Demokrasi herkesin amacı olduğu gün, bu kargaşa ortadan kalkacak.
     
     ŞD-Peki sizce AB’ye girecek miyiz ? Bençok umutsuzum da.
     YE-Zannetmiyorum. Ben olsaydım orada, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmesine çok sıcak bakmazdım. Ekonomisi yerlerde, işsizlik düzeyi anormal. Şu anda Avrupa’daki Türkler yaşadıkları ülke için problem zaten. Buradaki antidemokratik uygulamalardan dolayı, oranın 20 yıl önce demokrasisine yerleştirdiği sivil unsurlar şimdi Türkiye’de. AB’ye alsınlar diye ne yapacaksak yapalım. Alsalar da almasalar da öncelikle işkenceyi kaldıralım. Öyle bir gün gelecek ki bu düzenlemeler yapıldığında birleşmiş olacağız. Ama bugün onların vereceği paraya ihtiyacımız var.
     
     ŞD-Ne okursunuz? Orhan Pamuk ve Ahmet Altan arasından tercih yapsanız?..
     YE-Son okumakta olduğum kitap Nietzhe’nin ‘Böyle Buyurdu Zerdüşt’ü. Paul Aulstler’in ‘Yol’unu okudum. İkisini de seviyorum. Ahmet Altan’ın yazdığı ‘Aldatmak’ değil ama ‘Kılıç Yarası’ gibi ve ‘İsyan Günlerinde Aşk’ favori romanlarım oldu. En çok etkilendiğim kitap Vedat Türkali’nin ‘Bir Gün Tek Başına’sı. Tam iki kez okudum.
     
     ŞD-Peki ne tarz müzikten hoşlanıyorsunuz? Türkiye’deki starlarınızı öğrensek?..
     YE-Sezen Aksu dünyada hit olan bir sanatçı. Ben artık pop müzik dinlemiyorum. Berfin’in çok sevdiği, benim de beğendiğim Hande Yener var. Çünkü popta 10 arkadaş, 20 arkadaşa şarkı vererek ilerliyor. İnsanlar kendi türküsünü söylemek gibi bir yolu tercih ediyor. Anadolu çok zengin bir yer. Ben son zamanlarda Muharrem Ertaş dinliyorum. Oyunda da kullanıyorum. Son dönemde benim gerçekten sevdiğim, atılım yapan bir de grup var; Kardeş Türküler.
     
     ŞD-Bir mucize olduğunu düşünelim. O mucizenin ne olmasını istersiniz?
     YE-Türkiye’de kişi başına düşen milli gelir bugünkünün 50 katına falan çıksa ne güzel olurdu.
     
     ŞD-Sanatçı ve vatandaş Yılmaz Erdoğan’ın karşılaştırmasını yapalım mı?
     YE-Vatandaş Yılmaz her vatandaşın çektiği sancıları yaşayan biri. Sanatçı Yılmaz Erdoğan da bunları ürüne dönüştüren biri. Ben yazdığım şeylere üzüldüm, ağladım, sevindim. Ben sinirlendiğimde vatandaş gibi sinirlenirim. Kendimi asla bir sanatçı diye tanımlamam. O zaman samimi olmuyor.
     
     ŞD-Biraz da özel yaşamınıza değinelim. Türkiye’nin en dişi, en güzel kadınlarıyla birlikte oldunuz. Demet Şener, Deniz Akkaya, Sinem Güven... Bu kadınların nesi cezbetti sizi?
     YE-Demet Şener dışındakiler doğru. Hayatımda birlikte olduğum hiç kimseyi aynı kategoride saymıyorum. Rica ediyorum, birlikte olduğum arkadaşlar da saymasınlar. Güzel bir kadının keşfedilmeye müsait bir olgu olduğunu düşünüyorum. Keşfedilecek şeylerin sayısı fazlaysa o iş uzundur. Keşfedilemeyecek şey yoksa, kısa sürer. Ben hep güzelin peşindeyim. Sanatçı olarak, kadın olarak, insan olarak. Türkiye’de güzel olunca mankenlik mesleği sunuluyor insana. Birinden etkilenmişsem ne iş yaptığının önemi yoktur.
     
     ŞD-İlişkileriniz niye kısa süreli oluyor? Bu durum sizden mi yoksa kız arkadaşlarınızdan mı kaynaklanıyor?
     YE-Benim 6 yıl süren birlikteliğim, evliliğim. Kısa sürmesinden çok rahatsızım. Daha derin, uzun bir ilişki istiyorum. Hayatım giderek zorlaşıyor. ‘Yılmaz Erdoğan vakası’yla ilişki sürdürmek çok zor. Kısa sürmesinin nedeni ilişki konusundaki prensiplerimin net ve tartışılmaz olmasıdır. İki kişi de ünlüyse ilişki magazinel boyut kazanıyor. Nerede buluşalım? Polisiye film gibi. Medya iz sürüyor. İnsanlar artık birbirinden şüphelenir hale geliyor, "Bu haberi nereden duydu" diye. Daha başında ilişkinin ortaya çıkması, konuşulması yıpratıyor. Sinem’le onu deneyip ilan ettik. Doğrusunu istersen hiçbir magazinci arkadaş da ondan sonra beni taciz etmedi. Arkadaşlığımız devam ediyor ama ilişki sürmüyor.
     
     ŞD-Güzellik mi beyin mi?
     YE-Beyin tabii ki. Ama vasat zekalı olduğu halde çok güzel birileriyle de ilişkim oldu tabii. Ben meşhur biriyle olsam, problem. Meşhur olanla olsam, yine problem. Dolayısıyla kadın olarak etkilemeli beni. Güzel olacak, zeki olacak, işi ve eşiyle ilgili namuslu olacak, yalan söylemeyecek. Bunlar geleneksel birtakım kavramlar değil. Süpermarketlere falan da gidiyorum ama huriler yok öyle.
     
Bana Bi’şeyhler Oluyor
      Yazan: Yılmaz Erdoğan
      Yöneten: Yılmaz Erdoğan
      Dekor: Ali Cem Köroğlu
      Kostüm: Sadık Kızılağaç
      Müzik: Metin Kalender
     
     Oyuncular
     Yılmaz Erdoğan
     Demet Akbağ
     Altan Erkekli
     Zerrin Sümer
     Sinan Bengier
     Bican Günalan
     Salih Kalyon
     Caner Alkaya
     Celal Tak
     Neslihan Yeldan
     Deniz Özerman
     Binnur Kaya
     Pelin Körmükçü
     Tolga Çevik
     Ayberk Atilla
     Özge Özberk
     Nusret Karakuş
     
     Yazara e-mail: sdudek@simge.com.tr
     



 MAGAZİN


‘Benim de hatam var ben de insanım’
Ne defile ama!
İlişkimiz Türk adetlerine uygun
TİYATRONUN ŞEYHİ


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet