
|

Oturak âlemi
Kırk yıl mı desem, elli yıl mı desem; aşağı yukarı yarım yüzyıl kadar önce bir taşra kentimizde bir oturak âlemine konuk olmuştum.
Büyük bir masadaki bir baklava sinisi içinde anadan doğma bir dansöz dans ediyordu.
Masanın çevresindeki erkeklerden hiçbiri, başlarını kaldırıp da dansöze bakmıyorlardı.
Ben de bakmıyordum. Sadece gözlerim, arada bir dansözün ayaklarına ilişiyordu. Tırnakları kirli, bakımsız ayaklardı. Ezilen baklavaların ağdasıyla vıcık vıcık olmuşlardı.
Oturak âlemi anısından, nedense sadece o tırnakları kirli, vıcık vıcık dansöz ayakları kaldı aklımda...
***
Neden bilmiyorum, Kopenhag zirvesinde Türkiye’nin de AB üyeliği için; müzakerelerin başlatılacağı bir tarihin saptanması ile ilgili tartışma, polemik ve koşuşturmalar; bana oturak âlemindeki dansözün ayaklarını hatırlatıyor...
Tırnakları kirli, vıcık vıcık, göbek dansı yapan ayaklar... Aaman Adanalı yaaman Adanalı...
***
Meclis’ten alelacele peş peşe çıkarılan demokratikleşme paketleri...
Neden, sözde çok partili düzeni benimsermiş gibi göründüğümüz dönemlerde hayata geçirilmedi ki, bu paketler?
Azınlıkları Aşkale cehennemine küreleyen Varlık Vergisi uygulamaları, toplu taşıt araçlarına asılan "Türkçe konuş vatandaş" pankartları... Askeri mahkemelerde tutuklu görülen "barış" davaları...
Kapatılan gazeteler, toplatılan kitaplar...
***
Sözde demokrasiye geçildikten sonra da; az insan idam edilmedi. Az kitap toplatılmadı. Az yazar tıkılmadı içeriye...
Bütün bunlar "milli birlik ve beraberliği bozmaya kalkan demokrasi düşmanlarına" karşı uygulanıyordu. Türk Ceza Kanunu’nun 158 - 159 - 160 - 141 - 142 - 163 ve 212. maddelerince...
Bizim TCK acaba hangi ceza yasasından kopyelenmişti?
Benito Mussolini’nin faşist ceza yasasından...
Türkiye’de "milli birlik ve beraberlikle devletin ve Hazine’den geçinenlerin itibarı" demokrasi düşmanlarına karşı, Mussolini’nin faşist ceza yasasıyla korunuyordu...
Böyle bir uygulamaya ne iktidar partileri karşıydılar, ne muhalefet partileri; ne üniversiteler, ne de devletin başka kurumları...
***
Hele Soğuk Savaş yıllarında...
Türkiye’nin ekonomik tablosunu saydamlaştırmaya kalkanların hayatı kurtulurdu.
Yunanistan’da askeri cunta 7 yıllık bir iktidarı aşamamış ve cezalandırmıştı.
Karamanlis, Paris’ten sılaya dönüşünde hemen iki komünist partisiyle sosyalist partisini özgürleştirmişti ve Atina, NATO’nun askeri kanadından çekilmişti.
O tarihlerde Norfolk askeri üssüne davet edilmiş üst düzey bazı militerlerimiz; kendilerinin Yunanistan’dan çok daha Pentagon’a sadık olduğunu kanıtlamak için ABD generallerine şöyle diyorlardı:
- Biz sizin solcularınızı bile yasaklıyoruz.
Gerçekten de Jack London’ın "Demir Ökçe"si de yasaklıydı Türkiye’de; Steinbeck’in "Bitmeyen Kavga"sı da...
***
Meclis’te bir gecede çıkarılan demokratik yasa paketinden sonra, yine alelacele çıkarılan demokratik yasa paketleri...
Kuzum neden demokratik yasaların hayata geçirilmesi için, 1950’den 2002’nin sonuna dek bu kadar beklendi ki?
Ve şimdi ne oldu?
Ha evet, AB üyeliği için, kabil olduğu kadar erken başlaması istenen bir müzakere tarihi alma çabası var...
Bakın nerelerden nereye gelindi...
Ya 50 yıl sonra acaba nerelere gelinecek?
Şimdi gerek politikacılar, gerek çoğunluk:
- Bize ne 50 yıl sonrasından, diyeceklerdir.
Ve hiç düşünmeyeceklerdir ki, bu toplumun bir de 50 yıl öncesi vardı; 50 yıl sonrası da olacağı gibi...
***
Durup dururken, nedense bir baklava sinisi içinde dans eden çırılçıplak bir dansözün kirli tırnaklı vıcık vıcık ayakları geliyor aklıma, eski bir oturak âleminden...
c.altan@prizma.net.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|