12 Aralık 2002 Perşembe


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



Bardağın yarısı dolu, yarısı boş!

     KOPENHAG
     Burada, Danimarka’nın başkentinde iki yıl önce bir zafere tanık olmuştum: Galatasaray’ın Avrupa şampiyonluğu... Finalde Arsenal’i devirdiğimiz o bahar gecesi yaşadığım duygu fırtınası muhteşemdi.
     Yine böyle bir keyif yaşanabilir mi?
     Daha doğrusu:
     Bugün başlayacak AB zirvesiyle Türkiye geri dönüşü olmayan biçimde Avrupa rayına oturabilecek mi? Yani müzakerelere başlamak için Ankara’nın içine sinecek bir tarih çıkacak mı zirveden?
     Hala mı bu soru?
     Evet, ne yazık ki öyle.
     Çünkü, Avrupa Birliği’nde hala Türkiye konusunda genel bir mutabakat oluşamadı. "Türkiye bizden değil!" havası hala ağır basıyor. Hem kamuoylarında hem siyaset çevrelerinde...
     Böyle bir mutabakat olmadığı için de Türkiye’nin geri dönülmez biçimde raya oturmasını engellemek için türlü çeşitli bahaneler yaratılabiliyor.
     Pazarlıklar dönerken, ipe un serme eğilimleri su yüzüne vuruyor. Şartlı tarihler, tarih içinde tarihlerle Türkiye dosyası ertelenmek isteniyor.
     Oysa Türkiye resmen aday!
     Helsinki 99’da aday oldu.
     Şimdi de tarih kapıda.
     Müzakereye başlama tarihi.
     Bu tarih alındı mı iş biter.
     Bunu bilmeyen yok.
     Zirve kulisinde dün Ahmet Sever’le sohbet ederken şöyle dedi:
     "Aslında nereden nereye geldik? Yıllar yılı Türkiye’nin adaylığı ağızlara dahi alınmadı. Türkiye’nin Avrupalılığını çağrıştıracak sıfatlardan sürekli kaçındılar. Aday dememek için neler icat edildi. En sonunda aday olduk. Bu sefer müzakere tarihi gündeme getirilmedi. Şimdi tarih deniyor, hatta 1 Temmuz ‘05 Berlin ve Paris tarafından ifade edilmiş durumda. Ama beğenmiyoruz. Şu da unutulmasın, Türkiye’ye bu zirvede hiç tarih verilmesin diyen dört beş ülke de var."
     Bardağın dolu tarafı.
     Ama boş tarafı da var.
     Çünkü, Berlin - Paris ekseninin savunduğu ‘şartlı 2005 formülü’ne haklı itirazlarımız var.
     Bu tarih öne alınabilir mi?
     AB’de 15’ler, 25’ler olmadan, yani 1 Mayıs 2004’ten öncesinde bir tarih verebilir mi AB? Kolay değil. Londra - Roma - Madrid - Atina’nın tarihi daha geriye almak istedikleri söyleniyordu. Ama bu bizi tatmin edecek ölçüde olabilir miydi? Bu sorunun konferans kulisindeki karşılığı dün belirsizdi.
     Berlin ve Paris katı!
     Her iki başkentte iktidar partilerinin iç politika güçlükleri var. Fransız ve Alman kamuoylarında Türkiye’nin AB üyeliğine ilişkin haberler kötü haberler...
     Almanya Başbakanı Schröder’in önünde iki tane eyalet seçimi var. Birine zaten kaybedilmiş gözüyle bakıyor. Diğeri, kendi seçim bölgesi, Aşağı Saksonya’da. Bu seçimi de yitirmek istemiyor. Bu yüzden Türkiye’yi daha ileri tarihlere atmanın kendi politik çıkarlarına uygun düştüğü kanısında...
     Alman sosyal demokratlarının lideri Schröder için Amerikalı bir meslektaşım önceki gün The Wall Street Journal’daki yazısına şöyle bir giriş yapmıştı:
     "Schröder şu günlerde en çok, tarih duygusundan nasibini hiç almamış bir lider olarak eleştiriliyor. Beş yıldır başbakanlık koltuğunda oturmasına rağmen Avrupa Birliği açısından entelektüel katkısı hala sıfır..."
     Schröder, bakalım, Kopenhag zirvesinde de tarih duygusundan yoksun vasat bir lider, yani sadece bir sonraki seçimi düşünen bir taşra siyasetçisi olarak mı kalacak? Yoksa, ileriyi düşünen ve görebilen devlet adamları kategorisine girecek mi Avrupa’da?
     Bunun bir yolu, Türkiye’yle ilgili olarak zirvede takınacağı tutumdan geçiyor Alman Şansölyesi’nin. Stratejik düşünebiliyor mu, 11 Eylül dünyasını kavramış mı, uygarlıklar çatışması nedir, İslamla demokrasi bağlantısı nedir ve bunların Türkiye’yle ilintisini düşünüyor mu?
     Bu satırları dün öğleden sonra zirvenin basın merkezinde yazarken Tayyip Erdoğan’ın Washington’dan gelen uçağının Kopenhag’a indiği öğrenildi.
     AKP liderinin çevresinde, tarihin Mayıs 04 öncesine çekilebileceğine ilişkin iyimser bir havanın varlığından söz ediliyor. Ya da Türkiye dosyasının 2003 yılı Nisan ayına kadar - tabii Kıbrıs’la birlikte - ertelenmesi ihtimalinin kapıyı çalacağı söyleniyor.
     Dünkü yazımın başlığı gibi:
     Her şey hala ortada, düğüm Kıbrıs’ta olmaya devam ediyor. Tarih konusunda gelişmelerin Kıbrıs’la bire bir ilişkisi herkesin malumu bir sır çünkü...
     
     h.cemal@milliyet.com.tr
     




 SAYFA BAŞI 





Taha AKYOL
Fransız - Alman mihveri

Çetin ALTAN
Oturak âlemi

Melih AŞIK
Benzin kazığı...

Fikret BİLA
(B) planı...

Hasan CEMAL
Bardağın yarısı dolu, yarısı boş!

Yılmaz ÇETİNER
Memura, işçiye lojmanı çok görmeyin

Güneri CIVAOĞLU
Ufak / dev adım

Hurşit GÜNEŞ
İhracatta büyüme başarılıyor!

Doğan HEPER
Sıra sıra sırat köprüsü

Sami KOHEN
Bugünün esas sorusu: AB hazır mı?

Mehmet Y. YILMAZ
Sözler tutulsaydı bu kısır döngü yaşanmazdı!

Hasan PULUR
Fazıl Say’ın tercihi...

Derya SAZAK
Tarihi 2003’e çekmek

Meral TAMER
İSO’nun 50. yıl molası

Güngör URAS
Yurtdışındaki Türklerden destek yok

Serpil YILMAZ
Mc Kinsey Raporu Kopenhag’ı solladı

M. Ali BİRAND
Son kararınız mı?

© 2002 Milliyet