
|

İSO’nun 50. yıl molası
Kurumların tarihlerinde çok önemli molalar vardır. Bu molalarda nereden geldik, nereye gidiyoruz diye düşünürsünüz.
İstanbul Sanayi Odası İSO da 50. yılını kurum kimliğine yakışır değişik aktivitelerle kutluyor. İSO Yönetim Kurulu Başkanı Tanıl Küçük’e göre 50. yıl kutlamaları çerçevesinde düzenledikleri Sanayi Kongresi de, bu tür bir mola: Hem sanayimizin bugün geldiği düzeyin değerlendirildiği, hem de geleceğe ilişkin yol haritası üzerinde fikir jimnastiğinin yapıldığı...
İSO’nun Sanayi Kongresi, Cevahir Kongre Merkezi’nde yapıldı. Dünkü gazetelerde görmüşsünüzdür, Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer de çok isabetli bir kararla Kopenhag’a gitmekten vazgeçip İstanbul’a gelerek Sanayi Kongresi’nin açılışını yaptı.
Saat ayarı gibi
Ülkesi yakın tarihinin en kritik kavşağında olan bendeniz ise TV ekranlarının başına çakılıp Tayyip Bey ne dedi, Danimarka Başbakanı nasıl bir sinyal verdi, ABD Başkanı Bush’un şaşı gözleri ne anlatmak istiyor!, Atlantik’in 2 yakası arasında Türkiye üzerinden ne tür bir pazarlık dönüyor diye sinirden mide krampları geçirmek yerine, Sanayi Kongresi’ne kapağı attım. Birbirinden değerli konuşmacılardan ufuk açıcı tebliğler dinledim.
Öncelikle organizasyonun mükemmel olduğunu belirtmek istiyorum. Basın odasından, katılımcıların numaralı yerlerine Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu’na taş çıkartacak kadar iyiydi. Oturumlar açılış hariç saat ayarı gibiydi. Saniye saniyesine başlayıp, tam saatinde bitti. Hatta kongre o kadar dakikti ki, aniden bastıran kar nedeniyle açılış biraz gecikti diye, Harvard’dan gelen uluslararası iktisat Profesörü Dani Rodrik konuşmasını kısa keserek, bizleri zengin bilgi dağarcığından bir miktar mahrum etti.
Karşılama istemedi
Cumhurbaşkanımızın her türlü gösterişten köşe bucak kaçan, görünmez adam olma arzusu, her zaman olduğu gibi Sanayi Kongresi’ne gelişinde de sürüyordu. Tam girişte kayıt yaptırıyordum ki kulaktan kulağa misali "Cumhurbaşkanı karşılama istemiyor" sözleri otelin bir ucundan diğerine dalgalanıverdi ve o dalgayla katılımcılar hızla asansörlerle merdivenlere yönlendirilerek yerlerine oturtuldu. Ama Sezer, konferans salonuna adımını atar atmaz büyük bir kameraman ordusu tarafından karşılanmayı! yine de engelleyemedi.
Sanayi Kongresi’nde Türkiye’nin Ar - Ge faaliyetlerine en fazla para ayıran kamu kuruluşu TÜBİTAK’ın yetkilisiyle özel sektörün Ar - Ge’ye en fazla kaynak aktardığı belirtilen kuruluşu Vestel’in yetkilisini dinleme olanağı bulduk. Jan Nahum ile Arçelik’in Ar - Ge yetkilisi de aynı oturumun konuşmacılarındandı.
Ama ben öncelikle Prof. Rodrik’in tebliğinden önemli bir noktayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Türk sanayiinin dünya ekonomisindeki konumunu birbirinden çarpıcı grafiklerle bir çırpıda önümüze koyuveren Prof. Rodrik, önce bizi sevindirdi:
"Elimizdeki veriler ancak 1968’e kadar geriye gidebiliyor. 1995 sabit fiyatlarıyla Türk sanayii 1968’de 6 milyar dolar katma değer yaratıyordu. 2000’de yaratılan katma değer ise yine 1995 sabit fiyatlarıyla 39 milyar dolara yükseldi." (Bakınız küçük grafik)
Tek başına bu grafiğe baktığınızda sevinebilirsiniz. Ancak Prof. Rodrik ikinci grafiği önünüze koyduğunda gülümsemeniz yüzünüzde donuveriyor:
"Bu grafiği diğer bazı gelişmekte olan ülkelerin aynı dönemdeki performansıyla karşılaştırdığımızda ise Türkiye’nin yerinde saydığını görüyoruz. Mesela Çin, dünya toplam imalat sanayii içindeki payını yüzde 3.6’dan yüzde 22.8’e çıkarmış. Güney Kore’nin dünya toplamı içindeki payı yüzde 1.9’dan yüzde 12.5’a yükselmiş. Ancak Türkiye’nin grafiği 32 yıl boyunca hep yüzde 2 - 3’lerde yatay bir seyir izlemiş. Tabii bizden kötüleri de var. Brezilya’nın payı aynı süre içinde yüzde 16.5’tan yüzde 9.5’a gerilemiş.
Devamı Yarın
mtamer@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|