
|

"Megalo" havalanmalar ve sosyolojik gerçekler
Kopenhag zirvesinde, Türkiye’nin AB üyeliğiyle ilgili olarak, müzakerelerin başlama tarihi konusunda bazı koşullarla da ilmiklenip ortaya konan tarih, kimsede hayal kırıklığı yaratmamalı...
Düşünün ki bugün 4 - 5 yaşındaki bir çocuk, 15 - 20 yaşına geldiğinde, aynı zamanda bir Avrupa vatandaşı olarak yaşayacak.
Hele bir de "hayattan yararlanma" yerine, "hayatı hak etme" bilinciyle; kendi uğraş alanında "evrensel bir kalite" tutkusunu, kendisine zevk edinmişse... Olduğundan fazla görünme şarlatanlığıyla, 21. yüzyılın evrensel konserinde sıradan bir dinleyici bile olamayacağını çakmışsa...
Yaşamı ne Mahmut Yesari’ninkine benzeyecektir, ne Orhan Kemal’inkine, ne Erdelhun Paşa’nınkine, ne Talat Aydemir’inkine, ne de Deniz Gezmiş’inkine...
***
Ankara egemenleri, Soğuk Savaş döneminde, bazı pohpohlu ve yüksek harcırahlı dış geziler karşılığında; Türkiye’nin Pentagon tarafından ucuz bir insan deposu olarak değerlendirilmesine, can - ı gönülden taraftar çıktıkları için; Türkiye, 20. yüzyılı da feci ıskaladı.
Görünen o ki, 21. yüzyılı ıskalatmayacaklar Türkiye’ye...
Kopenhag kararları bunun en keskin görüntüleri.
***
Türkiye siyasetçileri, bol keseden atıp tutmakla pek bir yere varılamayacağını artık anlamak durumundalar.
Anlamak durumundalar ki, Türkiye’nin gerek "ekonomik tablosunu", gerek Avrupa Konseyi İnsan Hakları Mahkemesi’nden almış olduğu 3 bin mahkumiyet kararını görmezlikten gelerek; AB’ye karşı diplomatik bir virtüozite gösterilemez.
***
Önce Türkiye’nin son 70 yılını şu 3 soruyu yanıtlayarak bir güzel saydamlaştırmak gerekmektedir:
1- Son 70 yılda Hazine arazilerinin ne kadarı, kimler tarafından ve kimlerin aracılığıyla yağmalandı?
2- Son 70 yılda, devlet bankalarından alınıp da, geri ödenmemiş kredi toplamı ne kadardır?
3- Son 70 yılda silah alımlarına kaç milyar dolar ödendi ve bunların miadı ortalama olarak ne kadar zamanda doldu?
***
Bu 3 maddeye, son 70 yılda kaç kalem ve düşünce adamının tutuklu olarak yargılanmış ve bunlardan kaçının mahkum edilmiş olduğu sorusu da eklenebilir.
Böylece, bizim siyasetçilerin Kopenhag kriterlerinin ne kadar uzağından işe başlamış oldukları da çıkar ortaya...
Neden saydamlıktan ve özeleştiriden bu kadar korkulur ki Ankara’da?
Hazine’den geçinmelilerden üst kesiminin saltanatıyla egemenliğine göre biçimlenmiş; "asri" görünümlü oligarşik bir ortaçağ yapısı ortaya çıkar diye mi?
***
Dünkü Hürriyet, ABD’nin Irak savaşı için, Türkiye’ye verdiği talep listesini sürmanşetinden şöyle yayımlıyordu:
"90 bin asker, 6 üs, 2 liman"
120 milyar dolar dış borcu olan Ankara, bu taleplerin ne kadarına "hayır" diyebilir...
"Hayır" demeye kalkanların, bugünkü resmi pozisyonlarıyla gelecekleri, beklenmedik bir dönemde görünmez depremlere uğrar mı, uğramaz mı?
Soğuk Savaş yıllarında bu tür konulara açıklık getirmek isteyen nice kalem; ezildi, bitirildi, yok edildi.
Ve bugün de, Ankara’nın burnuna Kopenhag kriterleri geldi dayandı. "Yaşam kalitesi" açısından Yunanistan’ın 57 basamak altına düşüldükten sonra...
***
"Resmi tarih", "Türk’e Türk propagandası" ve bol kepçe hamaset edebiyatıyla varıla varıla nereye varıldı?
Türkiye’nin çok kötü yönetilmiş ülkelerden biri olduğu gerçeğine varıldı.
Hem de bu gerçeğin saman altında kalması için; oncak kitap, onca tiyatro, onca yazı yasaklandığı, onca bilim ve kalem adamının hayatı pesperişan edildiği halde...
***
20. yüzyılın, sözde demokratik görünümlü, sinsi ve şarlatan despotlarının da dökümü yavaş yavaş çıkacaktır su yüzüne...
Kimler işkencelere göz yumdu; kimler kamu olanaklarından büyük avantalar sağladılar kendilerine; kimler kendi siyasal çıkarlarını, "ulusal çıkar" etiketiyle sürdüler miting piyasalarına?
Usul usul hepsi dökülecektir ortalığa...
***
Kopenhag kararlarına bozulmayın. Türkiye artık tam bir aşama dönemecinde. İnsanlık kötüye gitmez. Türkiye de gitmez. Enseyi karartmayın.
c.altan@prizma.net.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|