14 Aralık 2002 Cumartesi


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



Tayyip’le Gül’den Aklın yolu:
AB ile devam...

İktidar lideri Tayyip Erdoğan’la Başbakan Gül’ün zirveyle ilgili değerlendirmeleri aklın yoluna işaret ediyor. Çünkü her ikisi de Türkiye’nin Avrupa yolundan sapmayacağını, AB perspektifinin devam edeceğini vurguladılar

     KOPENHAG
     En başta birkaç noktayı belirtmekte yarar var: (1) Türkiye sonunda AB’den bir tarih aldı. (2) Böylece, Türkiye’nin adaylığı sanal olmaktan çıktı, gerçek hale geldi. (3) Yani Türkiye geri dönüşü olmayan bir raya oturmuş oldu. (4) Bir yılın devletlerin hayatında ne kadar kısa olduğu düşünülürse, bir yıl önce bir yıl sonra tartışmalarının fazla bir anlamının kalmadığı söylenebilir.
     Onun içindir ki:
     İktidar lideri Tayyip Erdoğan’la Başbakan Abdullah Gül’ün dün zirveyle ilgili değerlendirmeleri aklın yoluna işaret ediyor. Çünkü her ikisi de Türkiye’nin AB yolundan sapmayacağını vurguladılar.
     Tayyip Erdoğan şöyle dedi:
     "Hayal kırıklığı yok, ama daha iyi olabilirdi."
     Başbakan Gül:
     "Müzakere tarihi biraz gecikti. Üyelik müzakereleri daha kısa sürede olsaydı, daha iyi olurdu. Türkiye olarak yolumuz bellidir. Türkiye, Avrupa perspektifini muhafaza ederek yoluna devam edecek."
     Gül, basın toplantısında Türkiye’nin AB perspektifinin korunacağını iki defa altını çizerek belirtti.
     Tayyip Erdoğan’la Gül’ün bu mesajları yerindedir. Evet, Kopenhag’dan çıkan tarih, beklentilerin gerisinde kalmıştır. Biraz daha erken, biraz daha az kılçıklı olsa, daha işimize gelirdi.
     Ama artık bir tarih var.
     Ve Avrupa rayına gerçekten oturuyoruz. Bu durum, Türkiye’nin tarihsel gerçeğine uygundur. Bu durum, siyasal ve ekonomik açılardan Türkiye’nin çıkarlarına uygundur.
     Lütfen geçmişi hatırlayın.
     Nereden nereye geldik?
     Yıl 1987:
     Başbakan Özal, üyelik için başvurusunu yaptı, reddettiler. Aday olamazsınız dediler.
     Yıl 1997:
     On yıl adaylık kovaladık ama 97’de adaylığımız reddedildi. Lüksemburg zirvesinde değil üye, aday bile olamazsınız AB’ye dediler.
     Yıl 1999:
     İki yıl uğraştık adaylığımızı tescil ettirmek için. Sonunda kerhen kabul ettiler, her şeyi pamuk ipliğine bağlayarak.
     Yıl 2002:
     Adaylık sonrası bu kez tarih tartışması başladı. Zinhar tarih yok dediler. Tarihi ağzınıza dahi almayın deyip durdular. Türkiye’nin adaylığını, AB Genel Sekreteri Büyükelçi Volkan Vural’ın deyişiyle sanal tutmaya gayret ettiler.
     Ama başaramadılar.
     Bir yıl önce, bir yıl sonra ama sonunda Türkiye, Kopenhag zirvesinde bir tarih alarak raya girdi. AB ülkelerinden üst düzeyde iki diplomattan biri şöyle demiş:
     "Toplu iğne başı kadar bir delik açtık. Koskocaman hale getirdiniz. Böyle giderse, seti tutamayacağız."
     Öteki diplomata gelince:
     "Artık treni kaçırdık. Türkiye geliyor! Bundan sonra hiç olmazsa Ukrayna’yı falan dışarıda tutalım."
     1987’de rahmetli Turgut Özal, AB’ye tam üyelik başvurusunu yaparken, ince uzun bir yol nitelemesini yapmıştı. Geçen 15 yıla bakınca bu yolun gerçekten inişli çıkışlı, engebeli olduğu çok iyi anlaşılıyor.
     Ama bu yalnız Türkiye için böyle olmuş değil. 1960’lı yıllarda İngiltere’nin AB üyeliği, de Gaulle Fransa’sı tarafından İngiltere, Avrupalı değil Adalı olduğu gerekçesiyle bir değil, tam iki kez veto edildi.
     1980’li yıllarda İspanya, AB ile üyelik müzakerelerine oturduktan sonra iki defa beş bu işte yokum diye kalktı gitti.
     İsveç’le Avusturya, üyeliği çoktan hazır olmalarına rağmen üyelik müzakereleri AB tarafından geciktirildi. Gerekçe olarak AB Komisyonu’nun henüz hazır olmadığını gösterdiler.
     Elbette Türkiye’ye dönük gerekçeler de vardı. Kimi gösterildi, kimi gösterilmedi. Ama Türkiye için tarihin ileri atılmasında bunlar rol oynadı. Öncelikle şu:
     Avrupa’da Türkiye’yle ilgili olarak henüz genel bir mutabakat yok. Türkiye, Avrupa’ya mı ait, değil mi konusunda kafalar karışık.
     İkinci ve açıkça ağır basan bir nokta, Fransız ve Alman iktidar partilerinin iç politika güçlükleri, işsizleri... Ve tabii Türkiye’nin Müslümanlığı... Büyüklüğü ve ekonomik açıdan güçlükleri... Bütün bunlar, Türkiye’nin üyeliği açısından AB’de çifte standart kokan, haksız tavırlara yol açmaya devam ediyor.
     Ancak, Tayyip Erdoğan - Abdullah Gül ikilisinin Kopenhag’da sergiledikleri serinkanlı ve akılcı tutum, zaman içinde Türkiye’nin bu engelleri aşabileceğinin işaretini çakmış durumdalar...
     Başbakan Gül’ün dünkü basın toplantısındaki önemli bir açıklaması da Kıbrıs’la ilgiliydi. Gül, Kıbrıs’ta gelecek yılın 28 Şubat tarihine kadar (zirvenin Kıbrıs bölümünde öngörülen bir tarih) kadar sorunun Kofi Annan planı çerçevesinden çözülmesi için çaba sarf edileceğini belirtti ki, bu da KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş dahil bazı sayın Kıbrıs yetkililerinin kulak vermeleri gereken bir mesajdı.
     Kopenhag zirvesinden yazıları yarın da sürdüreceğim.
     
     h.cemal@milliyet.com.tr
     




 SAYFA BAŞI 





Taha AKYOL
Kritik bir döneme girdik

Çetin ALTAN
"Megalo" havalanmalar ve sosyolojik gerçekler

Melih AŞIK
Baykal arazi...

Fikret BİLA
Kıbrıs ve Irak

Hasan CEMAL
AB ile devam...

Güneri CIVAOĞLU
İpin gölgesinden takvime

Can DÜNDAR
Şimdi savaşa dikkat!

Abbas GÜÇLÜ
Yalova Lisesi yeniden doğuyor

Sami KOHEN
Karar iyi değil, ama...

Mehmet Y. YILMAZ
Ne çok sevinelim ne de kahrolalım

Meliha OKUR
Küresel sosyete!

Hasan PULUR
Demek, yine "çocuk oyuncağı" dediler...

Derya SAZAK
Birleşik Avrupa Satrancı

Meral TAMER
Kötü yabancı sermaye gelmesin

Güngör URAS
AB için, Ayşe Hanım Teyzem bekleyip görecek

M. Ali BİRAND
Türkiye bağcıyı dövmeyi yeğledi

© 2002 Milliyet