
|

Kötü yabancı sermaye gelmesin
İstanbul Sanayi Odası İSO’nun yöneticilerini kutlamak gerek. Mükemmel bir Sanayi Kongresi düzenleyerek düşünce ufkumuza yeni boyutlar kattıkları için...
Katılamadığım oturumları da katılanlardan dinledim. Oturumların her biri, gerek konuşmacıları gerekse konuların ele alınış biçimleriyle tek başına birer günlük seminer olabilecek derinlikteydi.
Sahi neden olmasın? Çoğu oturum pekala izleyicilerin de daha katılımcı olabilecekleri, interaktif yeni bir formatta tekrarlanabilir. Hatta bir kez de değil, kimisi farklı dinleyici kitlelerine birkaç kez tekrarlanabilir.
Sanayi Kongresi süresince özellikle şu 2 konuya bakış açım değişip zenginleşti:
Yabancı sermaye Dış ticaret fazlası
En kestirme yol
Ülkeye giren her yabancı sermaye iyidir diye bir kural yok elbette. Harvard’dan gelen Prof. Dani Rodrik’in de dikkati çektiği gibi Meksika’ya, Brezilya’ya, Arjantin’e çok - çok fazla yabancı sermaye girişi oldu. Ama bu ülkelerin verimlilikleri Türkiye’den düşük. Dolayısıyla Türkiye’ye nasıl olursa olsun ille de yabancı sermaye girsin diye düşünmek yanlış. Hatta tam tersine ABD’den giden danışıklı dövüş yabancı sermayenin Latin Amerika ülkelerini soyup soğana çevirdiği bile söylenebilir.
Türkiye’de körü körüne yabancı sermayeyi savunanların Prof. Rodrik’e kulak vermelerinde yarar var:
Krizdeki model
"Latin Amerika’nın 1990’lardaki başarısız deneylerinden Türkiye’nin alacağı önemli dersler var. Gelişme ve sanayileşmeyi küreselleşmeyle aynı şey addeden, sırf ekonomik liberalizm, özelleştirme, dışa açılma ve dünya ekonomisiyle bütünleşme hedeflerine yönelik bir ekonomik strateji; umulan sonucu veremeyecektir. Eğer böyle bir strateji geçerli olsaydı, Güney Amerika ülkeleri Türkiye’yi 1990’larda çoktan geride bırakmış olurlardı. Güney Amerika’nın 90’larda takip ettiği model kriz içindedir. O halde Türkiye onların hatalarını tekrar etmemelidir. Küreselleşme, gelişmiş olmaya giden en kestirme yol değildir. Her yabancı sermayenin ülke için yararlı olduğu da söylenemez."
Gelelim düşünce ufkumu genişleten ikinci konu olan dış ticaret fazlasına... Türkiye bundan böyle ne zaman dış ticaret fazlası verse, sonrasında bir tüketim patlaması gelir mi diye korkacağım. Dış ticaret fazlası verdik diye övünen hükümetleri de bu konuda dilim döndüğünce uyaracağım.
Dış ticaret fazlası
Dış ticaret fazlasının ekonominin küçüldüğü dönemlerde verildiğini yıllardır biliyordum. Kemerler sıkıldığı, iç tüketim azaldığı için sanayici mecburen kâr marjlarının daha dar olduğu ihracata yönelir, dışarda yeni pazarlar edinir, dış pazarların taleplerine göre üretimine yeni verimlilik unsurları katardı. Taa ki enflasyon bağımlısı iş dünyamızın bastırması sonucunda enflasyonsuz yaşama geçmeye ramak kalmışken su koyuverinceye kadar...
Bu noktadan sonra dış kazanımlar kısmen unutulup kâr marjlarının daha yüksek olduğu iç piyasaya hücum edilir, önce iç tüketim patlar, ardından enflasyon burnunu kaldırır, halk kitleleri de kemerleri sıktığıyla kalırdı.
Amaç refahı artırmak
Prof. Rodrik’e göreyse "Amaç dış ticaret fazlası vermek olmamalı. Amaç, dış ticareti de halkın refahına katkıda bulunabilecek şekilde kullanmak olmalı. Dolayısıyla ihracatta ihtisaslaşma yoluna giderek, dünyada rekabet edilebilecek belli sektörlerde odaklaşmak lazım."
İzmir’de doğup Türkiye’de büyümüş, Boğaziçi Üniversitesi’ni bitirmiş Prof. Dani Rodrik çapında birinin peş peşe krizler sonucu nefesi kesilmiş Türk halkının refahı üzerine kafa yormasını büyük şans ve çözüm yolunda önemli bir ışık olarak görüyorum.
Not: Az gelişmiş ülkelerin yarattıkları toplam katma değer içinde Çin, Türkiye, Brezilya gibi seçilmiş bazı ülkelerin paylarını gösteren ve Prof. Dani Rodrik’in sunumunda yer alan bir grafik, çeviri hatası sonucu önceki günkü köşemde dünyada yaratılan toplam katma değer içindeki paylar gibi sunulmuştur. Düzeltir, özür dilerim.
mtamer@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|