
|


Büyük fotoğrafçının ‘büyük iş kazası...’
"Göç entelektüelleri" cumhuriyet ilan etti... En pahalı giyinen şarkıcı kim? Safran’ın açılışında paralı bohemya... Cüneyt Ülsever’den 28 Şubat temalı gerilim romanı...
KAYNAMA NOKTASI AHMET SALİH
Geçen hafta Beyoğlu’ndaki Soho adlı kulüpten bir davetiye aldım. Perşembe akşamı "Cihangir Cumhuriyeti toplanıyor" temalı bir partiye davet ediliyordum. Hayatının ilk 26 senesini Cihangir’de geçirmiş biri olduğumu Soho’dakiler bilemeyeceklerine göre, davet benim gazetecilik mesleğime yapılmıştı.
Ancak bu "Cihangir Cumhuriyeti" lafına takıldım. Çünkü son günlerde Cihangir’de oturan bir grup insan bu lafı ciddi ciddi, bir kavram düzeyinde kullanıyor. Bir de bir benzetme yapılıyor: New York’un entelektüelleriyle ünlü Greenwich Village’ı varsa, İstanbul’un da Cihangir’i var. Ben ne bu "Cumhuriyet" kavramına katılabileceğim ne de bu "iki şehir, iki semt" benzetmesine.
Bir kere eski mahallem artık bana daha çok Diyarbakır’ın göç mahalleleri Ben u Sen ve Bağlar’ı hatırlatıyor. Cihangir Cumhuriyeti’ne alternatif kavramım ise bu durumda "Cihangir Mültecileri" olacak. Ya da benim bu mülteci dediğim ve çoğu arkadaşım ya da tanıdığım olduğu için şu ana kadar isimlerini vermekten imtina ettiğim yazarlarımızın, çizerlerimizin; her biri Anadolu’nun bağrından kopup gelmiş bu "göç entelektüelleri"nin medyada nasıl bir iktidara sahip olduğunu düşünerek daha fazla iktidar çağrıştıran bir başka kavram üreteceğim: "Cihangir İşgal Kuvvetleri"
Göç entelektüellerinin Cihangir’e yerleşme süreci şu sıralar artık had safhaya çıkmış durumda. Bugün entelijansiyanın her 10 mensubundan neredeyse dokuzu Cihangir’de ya ev sahibi ya kiracı. Kiralar ateş pahası. Yardımcı film oyuncuları, ecnebiler, travestiler, bar, pavyon kadınları, azınlıklar, eğer bir zamanlar bir Cumhuriyet’ten söz edilecektiyse onun bütün çoğulluğu çekti gitti. Yerine yeni, hırslı bir iktidar geldi. Artık onlar İstanbullu’dan daha İstanbullu, Cihangirli’den daha Cihangirli. Bu yüzden de benim gibi, Selim İleri gibi gerçek Cihangirliler bu semtten hasretle uzak duruyor.
Neyse ki Safran açıldı
Ve Safran geçen salı gecesi açıldı. Tulya Madra’nın şahane dekorasyonu, Şemsa Denizsel’in nefis yemekleri ve Aslı Altan’ın paralı bohemleri oradaydı. Nurettin Hasman, Şebnem Çapa gibi sosyete mensuplarından Lale Müldür, Ömer Uluç gibi entelektüllere uzanan "crowd"ın (kalabalık) çoğulluğu ve çeşitliliği karşısında algıda seçici davrandım ve şu isimleri seçtim: Perihan Mağden, Ufuk Güldemir, Emre Aköz, Nur Çintay, Nazan Aşık, Sayım Çınar, Fatih Özgüven, Deniz Akkaya v.s. Safran’da Reina’nın sahibi Mehmet Koçarslan’a da rastladım. Kışlık Reina bu hafta açılacakmış. Koçarslan, yeni dekorasyonundan söz etti: Her yer simsiyahmış.
En pahalı giyinen Özgür Kız
Şu magazin programlarındaki "Kim şık, kim rüküş" seçmelerine bayılıyorum. Ama seçicilerin bu işten pek anladığını söyleyemeyeceğim. ‘Özgür Kız’ Nil Karaibrahimgil her programda en rüküş seçiliyor. Halbuki kız Türkiye’nin bence çağdaş modayı en yakından takip eden ünlüsü. Geçen gün bir sahne performansında giydiği kıyafetlerden ceket modanın "enfant terrible"ı (korkunç çocuk) Alexander McQueen, pantolon Marc Jacobs gibi dünyanın şu sıralar en gözde iki modacısının imzalarını taşıyordu ki tahminimce bu iki parçanın toplam değeri 10 bin dolar civarındaydı. Anlayanlar anlamıştır.
Ünlülerin fotoğrafçısının iş ahlâkı
Bir de şu ünlülerin fotoğraçılarına şaşıyorum: Bu nasıl bir engin yaratıcılık denizidir ki içinde yüzmektedirler. Koray Kasap mesela: Biri yeni oyun sahneye koyan (Yılmaz Erdoğan), diğeri yeni albümünü çıkarmış (İzzet Yıldızhan) iki ünlümüz aynı dönemde, birkaç gün arayla Kasap’a gidiyorlar. Kasap fotoğrafları çekiyor. Ve sonuçları Erdoğan ve Yıldızhan’a gönderiyor. Hasbel kader her iki dostum da fikrimi almak için bana fotoğraflarını gösteriyorlar. Ve ben de her iki grup fotoğraf arasındaki giyilen kıyafetten seçilen kadraja kadar neredeyse tıpatıp benzerliği fark ediyorum. Acaba iki sevgili dostum Kasap’a ne kadar ödediler?
Gazeteciler arasındaki roman yazma furyası sürüyor: Hürriyet yazarı Cüneyt Ülsever de "Hacı" adlı romanını tamamladı ve yayıncısına gönderdi. Ülsever, 28 Şubat’ı eleştirmek için başladığı öyküyü bir gerilim romanı olarak tamamlamış. Tabii öyle olacaktı.
Fehmi Koru’nun da bir politik gerilim yazdığını yine ilk bu sütünlarda okuduğunuzu lütfen hatırlayınız.
MAGAZİN


Büyük fotoğrafçının ‘büyük iş kazası...’
"Halamı Allah’a havale ediyorum"
Demet’e kadın hayran tacizi
‘Murat borçlarını mutlaka ödeyecek’
Fernanda Tavares geliyor!
Manken Tuğba’nın havalı çizmesi!
Ayşe Hatun’a sevgili dayağı
Aşk ve marjinaller kenti
SAYFA BAŞI

|
|

|