16 Aralık 2002 Pazartesi


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



Yeni bir ittifak doğdu...

     Kopenhag, Washington’ı şaşırtmadı ama, Ankara şaşırttı.
     AB Zirvesi’nden, ABD’nin istemediği bir karar çıktı, beklemediği bir karar değil. Karara, Ankara’nın tepkisi ise (çabuk terkedilen ilk sert üslup hariç), ABD’nin istediği, ama doğrusu beklemediği türdendi.
     Washington, Türkiye’ye üyelik müzakereleri için "daha erken ve daha kesin bir tarih" verilmesinden yanaydı, ancak ABD’li yetkililer, Avrupalı muhataplarıyla yaptıkları son görüşmelerde, bu arzularının gerçekleşmeyebileceğini anlamışlardı. ABD Başkanı George W. Bush, 10 Aralık’ta Beyaz Saray’da, AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan’a, Türkiye lehine yürüttükleri kuliste istenen karşılığı bulamamaktan yakınmıştı.
     "Aralık 2004" randevusu, ABD’de "tarih için tarih" olarak algılandı ve "AB’nin, Türkiye’nin entegrasyon sürecini belirsizliğe iterek tarihi bir fırsatı kaçırması" diye nitelendirildi.
     Kopenhag’da cuma cumartesiye bağlanırken, ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Mark Parris şöyle diyordu:
     "Kesin bir tarih ve daha kesin bir formül çıkmış olsaydı, bu, Ankara’daki yeni hükümetin, Kıbrıs’ta çözüm, anayasa reformu ve iktisadi disiplin gibi bir dizi meselede cesurca hareket etmesini kolaylaştıracak bir sermaye sağlayacaktı. Oysa şimdi yeni Türk hükümeti, mevcut sermayesini ve güvenilirliğini, Kopenhag kararının o kadar da kötü olmadığına herkesi ikna etmek için harcayacak."
     Emekli büyükelçi, Ankara’nın, bazı AB ülkelerine karşı "yaptırım yoluna gitmesinin, kendi kendine zarar vermekten başka işe yaramayacağını" vurgulamaktan da geri durmadı.
     Aynı uyarı, geçen hafta görüştüğüm bütün ABD’li yetkililerin dilindeydi.
     İşte şaşırdıkları asıl nokta da, bu. AKP, Kopenhag’da alınan sonucun "o kadar da kötü olmadığına" kamuoyunu ikna etmekte gecikmedi; dahası yeni hükümet, mevcut sermayesini böyle bir ikna kampanyasında tüketmek yerine, Kopenhag’da alınan "tatmin edicilikten uzak" kararı bile, hem Kıbrıs’ta çözüm için, hem siyasi ve iktisadi reformların devamı yönünde kullanmaya hazır görünüyor. Türkiye’ye ucuz restler ve milliyetçi hezeyan değil, yolundan dönmeme kararlılığı ve ABD’yi bile şaşırtan bir "iyimserlik" egemen.
     
"Hedef: 28 Şubat"
     Bush yönetimine göre, 12 Aralık’ta fırsat kaçıran sadece AB değil, aynı zamanda Türkiye ve KKTC.
     ABD, Kopenhag’da, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın planı üzerinde bir ilke mutabakatı imzalanmasını istiyordu. Dışişleri’nin üç numarası Marc Grossman, 12 Aralık’ta, "Annan’ın revize edilmiş teklifi üzerinde bir anlaşma ŞİMDİ sağlanmalı" diyordu.
     Dışişleri’nde Türkiye, Kıbrıs ve Yunanistan’dan sorumlu büronun direktörü Douglas Hengel, aynı gün, Kopenhag’da çetin bir pazarlığın sürdüğüne dikkat çekerek, "İnişli çıkışlı bir süreç var. Sabah ofise geldiğimde, Kopenhag’dan alınan haberler karamsardı, sonra çok daha olumlu şeyler işitmeye başladık. Pazarlık son dakikaya dek sürecek ve bu pazarlığı sonuçlandırmak için en iyi zaman ŞİMDİ" diye anlatıyordu gelişmeleri.
     O "ŞİMDİ" geçti gitti; artık Kıbrıs için yeni ve belki de son bir "ŞİMDİ" var.
     AKP lideri Erdoğan’ın, Washington ve New York’ta toplam 36 saate sığan jet temaslarının ana konularından biriydi Kıbrıs. Bush yönetimi, ABD Kongresi üyeleri ve BM Genel Sekreteri, Erdoğan’a ayrı ayrı, "Çözüm için ağırlığınızı koyun" dediler. ABD’li yetkililer, Ankara ile atmak istedikleri ileri işbirliği adımlarının da, Kıbrıs’ta çözüm ile kolaylaşacağını anlattılar.
     Erdoğan ziyaretini ve Kopenhag kararını, Kıbrıs süzgecinde değerlendiren bir yetkili, "Eğer Türk tarafı, Annan’ın revize edilmiş teklifine sahip çıksa Kopenhag kararı değişir miydi" sorumuza, "Belki Türkiye için biraz daha erken bir tarih mümkün olurdu" yanıtını verdi.
     Bush yönetimine "Kıbrıs için Ankara’ya yeterince baskı yapmadığı" eleştirisini yönelten bir analist ise, "Bastıramadılar, çünkü ikna güçlerini kullanmak istedikleri öncelikli alan, Irak" diyordu.
     Şimdi Washington, 28 Şubat’a dek bir ortaklık anlaşmasına imza atılarak, Kıbrıs’ın kuzeyinin de güneyiyle birlikte AB’ye katılımının yolunun açılabilmesi için, Türk tarafına yıllardır egemen olduğuna inandıkları, "çözümsüzlük yanlısı" tavrın terkedileceğini umuyor. ABD, Kıbrıs meselesinde, AKP hükümetinin "yeni bir soluk ve önemli bir fırsat" sağladığına inanıyor.
     
Savaşa adım adım...
     Erdoğan, Washington ziyaretinde, ABD’li yetkililerden "çok olumlu not" aldı.
     AKP lideri ile sımsıcak bir siftah, İngilizce’deki deyimle tam bir "ayı kucaklaşması" gerçekleştirmelerinde, Irak hesaplarının önemli rol oynadığını itiraf eden bir üst düzey yetkili, geçen hafta bana, "Ama unutma ki, biz sadece Irak konusunda yardımını istediğimiz herhangi bir hükümeti değil, güçlü halk desteğiyle iktidara gelmiş ve Türkiye’nin gereksindiği reformları yapmaya, Avrupa’yla bütünleşmeye, Kıbrıs’ta çözüme istekli, dinamik bir siyasi hareketin liderini kucaklıyoruz" dedi.
     Pekala, Washington, Irak için Erdoğan’dan istediği desteği aldı mı? ABD’li yetkililer AKP liderine, "Topraklarınıza asker yığarsak, bu, Saddam’ı silahsızlanmaya ikna edebilir, daha önemlisi, niyetimizin ciddiyeti konusunda, Irak ordusunda kuşku bırakmaz. Bağdat’ta, silahsızlanmış bir rejime, çok daha hızlı, Türkiye’nin kaygı duyduğu konularda çok daha az risk yaratarak geçilmesi kolaylaşır" diye bastırdılar.
     AKP lideri ise, toprak taahhüdüne girmedi, bunu halka benimsetmenin zorluğunu vurguladı. Yine de ABD’li yetkililer, Erdoğan ile Irak konusunda "anlayış birliği" sağladıklarına inanıyorlar.
     Kısacası geçen hafta, AKP ile ABD arasında yepyeni bir ittifakın temeli atıldı. Erdoğan, ABD Başkanı’yla, kendisinden önceki Türk liderlerinin, kurmak için aylarca, bazen yıllarca uğraştıkları türden sıcak bir kişisel ilişkiyi, daha üzerindeki siyasi yasak bile kalkmamışken kurabildi. Bunda kuşkusuz, AKP’nin reformcu söylemi ve adımları kadar, iç ve dış siyasi konjonktür de belirleyici.
     Ne de olsa, bir yandan, Grossman’ın sözleriyle, "Kopenhag kriterlerini, Ankara kriterleri yapma yönünde, Erdoğan’a desteği tam" olan Washington, bir yandan da Kıbrıs’ta çözüm ve Saddam’a karşı işbirliği arayışında AKP’ye güvenmek istiyor. 28 Şubat Kıbrıs için kritik tarih...Irak’ta savaşın başlama vuruşu ise, çok daha önce gelebilir.
     
     ycongar@erols.com
     




 SAYFA BAŞI 





Taha AKYOL
Âli Paşa’dan bugüne

Çetin ALTAN
Mutluluklar

Fikret BİLA
Basit yaklaşımlar

Yasemin CONGAR
Yeni bir ittifak doğdu...

Hasan PULUR
Avrupa’yla karışık vergiler bindiriliyor...

Derya SAZAK
DYP’de Ağar dönemi

Ece TEMELKURAN
Mühendis Hanım robotu neden öptü?

Osman ULAGAY
Hayırdır inşallah, Teknoloji konuşmaya başladık

Güngör URAS
İşsizlerin üçte biri lise ve üniversite mezunu

© 2002 Milliyet