18 Aralık 2002 Çarşamba


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 





"Kanım canım şizofrenim"

Karmaşık ruh hallerinin en içeriden, en içten yorumcusu Sibel Torunoğlu’nun yeni romanı "Travesti Pinokyo" yayımlandı.

     AYBALA ALAÇAM

     Tımarhane Günlüğüm", edebiyatımızın alışık olmadığı bir kitaptı ve siz, içinizi açmıştınız! Nasıl tepkiler aldı?
     Hiçbir tepki ulaşmadı açıkçası. Kitabın çok satıp satmadığını da bilmiyorum. İnanır mısınız, kayda değer bir şey söylemedi insanlar. O kitap, sadece bir iç açma değildi bence, naif bir kitaptı, edebi bir yönü vardı. Daha önceki kitabım "Geri Gelen Ayna"da da, "Tımarhane Günlüğümöde de, "Travesti Pinokyo"da da buna dikkat ettim.
     
     Edebiyatı ele alış ve uygulama biçiminizi bir yere oturtabilir miyiz?
     "Travesti Pinokyo" için hem avangard hem postmodern hem de underground denilebilir. Diğer kitaplarım da öyle. Bu sıralarda herkes böyle galiba! Yine de yazan kişinin yorumu, nefesi önemli. A kişisiyle B kişisinin yazdığı kitap aynı ekole bağlıysa, birbirinin aynı olduğu hiçbir zaman söylenemez. Yorumdur önemli olan.
     
     Sizin de söylediğiniz gibi karanlık hayatlar üzerine kurulan edebiyat trende dönüştü. İstiyorum ki şu karanlık meselesini açalım.
     Karanlığı yazdığınız zaman o aydınlanır. Küçük de olsa bir kıvılcım çakar içinde. Karanlık değildir yazdıktan sonra. Karanlık yakalanmaz, yakalayamadığın için karanlıktır zaten.
     
     Dışardakiler (outsiders) ya da yeraltına dair yazdığın zaman, bazı yaşam biçimlerinin kodlarını deşifre etmiş oluyorsun. Bu, onların sistem tarafından tanımlanıp kontrol altına alınması anlamına gelmiyor mu?
     Karanlığın içinden gelen kişinin yazması farklıdır. Karanlığı kendine trend olarak kabul edip, bu konuda eserler vermek isteyen ve karanlıkta olmayan kişinin yazdığı farklıdır. Ben karanlığın içinden geliyorum. Bu benim hayatım. Yaşadığımı yazıyorum ben. Onun için karanlığı yazmak isteyen biriyle aynı terazide değilim.
     
     Şizofreni olmasa, arada bir uğramasa...
     O şekilde düşünemem. Şizofreniyi kendimden ayrı bir şey olarak düşünemiyorum. Şizofrenim kanım, canım benim. Bir daha dünyaya gelirsem yine şizofren olarak geleceğim herhalde. Şizofrenisiz bir hayat düşünemiyorum.
     
     "Travesti Pinokyo"ya roman demişsiniz. Kişilere ayrılmış bölümlerden oluşuyor. Klasik bir roman yapısı olmadığı ortada.
     Edebiyat okumuş biri olarak hatırladığım kadarıyla roman, burjuvazinin sonucu, Fransız Devrimi’nden sonra ortaya çıkmış bir tür. Burjuvazinin düşünüş tarzını, ideallerini, erdemlerini lanse etmek amacıyla doğmuş. Hem yaşadığımız yüzyıl itibariyle hem de yazdığım kişilerin hayatı açısından bizler değişik türde bir romanın kahramanlarıyız. Alışılmış tarzda bir romanımız olmaz. Yazdığım insanların hayatı standart bir kurgu içerisinde geçmiyor. Teknik de konumuzdan doğuyor.
     
     Neden pinokyo, neden travesti?
     Travesti olmanın normal bir şey olduğunu düşünüyorum. Gerçi kitapta da Zeliha’nın ağzından bu konudaki düşüncelerimi söylüyorum. Bence bir erkek erkektir diyorum. Ama bu demek değildir ki eşcinsellik ya da travestilik anormal bir şeydir. Bu var zaten. Bir şekilde varlığını topluma da, bana da belli ediyor bu kişiler. Bunları yadsımak gayri insani bir şey olacağı için, bunları kabul etmek daha normal geliyor bana. Soru neydi?
     
     Neden travesti, neden pinokyo? Bir mitosun yıkılması gibi tınlıyor.
     Evet, pinokyo mitosunu yıkıyorum. Zaten erkeklik de bir çeşit mitos. O yüzden bu insanların durumu biraz trajikomik bir şey yaratıyor.
     
     Bu roman kimlerin üzerine kurulu ve orada neler oluyor?
     Zeliha’nın yani benim ve Hoşyar’ın üzerine kurulu. Hoşyar da travesti pinokyo. Heteroseksüel bir ilişki Aziz ile Zeliha arasındaki; bir de travesti çocuklarımız var. İktidarı elinde bulunduran heteroseksüel ana babanın travesti çocuklarına roller nasıl dağıtılacak? Kişileri Zeliha ile Aziz’in hayatına travestilikleriyle değil, başka bir kişi olarak sokuyorum. Bu kişi kendi gerçeğiyle ilişkimizi nasıl etkiler bunu araştırıyorum.
     
     Harbiye’de, travestilerin yoğun olduğu, barınıp çalıştıkları bir yerde yaşıyorsunuz. Haksızlıklara şahit oluyorsunuz tabii.
     Onlar kendilerine haksızlık yaptırmayacak şekilde güçlüler bence. Benim kendimle olduğumdan daha barışıklar kendileriyle.
     
     Romanda sizin edebiyatla vermeye çalıştığınız heterokseksüel travesti ilişkisi günlük hayatta niçin kurulamıyor?
     Aradaki sınır travestilerin hayatlarını kazanış biçimi. Sadece fuhuş yaparak para kazanabiliyor travestiler. Heteroseksüellerle ve kendileri gibi eşcinsellerle karşılaştıkları zaman sadece fuhuş anlamında ilişkiye girebiliyorlar. Travestilerin toplumda eğer daha geniş iş imkânları olsaydı, heteroseksüel beyaz Türklerle sıklıkla karşılaşırlardı. Ekonomik anlamda bir engel var yani. Ancak benim kitabım pek öyle toplumsal, modernist bir kitap değil. Ben daha çok şiirsel, destansı, postmodern bir şey yazdım, sevgiyle yazdım. İçimdeki duyguları, minnettarlığı, sevgiyi yazdım. Sosyal boyutlarına girmedim. Artık yeni bir şey yazdığım zaman underground bir şeyler yazmak istemiyorum. Toplum içerisindeki, marjinal olmayan kişileri incelemek istiyorum. O kişilerin hayatlarını merak ediyorum. İnsan zamanımızda bütün sınıfsal anlamlarda marjinalleşen bir varlık. Gerçi öncesinde bir öykü kitabım yayımlanacak.
     
     Travesti Pinokyo
     Sibel Torunoğlu
     Stüdyo İmge Yayınları
     Fiyatı: 6.500.000 TL.
     







 KÜLTÜR & SANAT


Kadınlar ve sırları
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
James Dean gibi gitti
Dahiydi. Deliydi. Çoktu!
Bin yılların bilgeliği
"Kanım canım şizofrenim"
Jane’in derdi ne?
Bol iğneli denemeler
Garip akımı da garip kaldı
Sanat tarihinde devri alem
Kültürel mirasla dans eden resimler
Onun düşleri var
Parti öncesi şarkılar
Sessiz ‘Beatle’
İster sev ister sevme
Zehra Yıldız’a saygıyla
Zor para
Bir yönetmen doğuyor
1 trilyonun sahibi kim olacak?
"Ağır Roman" pek ağır geldi
Bu tarifin tadı başka
Vakit gece, işçiler yorgun
Hayat atölyesi
Yeni yayınlar


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet