
|


Bir yönetmen doğuyor
14. Ankara Uluslararası Film Festivali, Ulusal Kısa Film Yarışması’nda Kurmaca dalında birincilik ödülü alan Aclan Büyüktürkoğlu ile konuştuk.
NAZAN ÖZCAN
Hayattaki son 20 dakikanız, çünkü idam mahkûmusunuz. Suçunuz anne babanızı öldürmek. Üstüne üstlük paranoid şizofrensiniz, beyninizin içi dolu. Halüsinasyonlar, gerçekler ve idam. Neler hissedersiniz ve düşünürsünüz? Bunun cevabını, Aclan Büyüktürkoğlu, kısa filmi "Condemned / Suçlu" ile anlatıyor. Hem öyle güzel anlatıyor ki, 14. Ankara Uluslararası Film Festivali, Ulusal Kısa Film Yarışması’nda Kurmaca dalında birincilik onun oluyor.
Amerika’da yaşayan Aclan Büyüktürkoğlu filmini, okuduğu Amerikan Film Enstitüsü’nde bitirme projesi olarak çekmiş. 2002 Mayıs’ında çekilen filmin ona ilk kez katıldığı Ankara Film Festivali’nde birincilik getirmesinden doğma büyüme bir Ankaralı olarak oldukça mutlu. Tiyatro yönetmeni ve oyuncusu da olan Büyüktürkoğlu filmin öyküsünü, eşi Leslie Büyüktürkoğlu ise senaryosunu yazmış. "Hacettepe’de Prof. Dr. Sevda Şener’den tiyatro rejisi dersleri aldım. Victor Hugo’nun ‘Bir İdam Mahkûmunun Son Günü’ diye bir öyküsü vardı. Ondan esinlendim," diyor. Film birazcık da "Green Mile / Yeşil Yol"u andırıyor. Zaten bir tesadüf eseri "Suçlu"da kullanılan elektrikli sandalye ile "Yeşil Yolödaki aynı.
36 yaşındaki taze yönetmen aslında tiyatro kökenli. Hikâyesi Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nde Latince eğitimi ile başlıyor. Ardından Ankara Devlet Konservatuvarı’nda tiyatro eğitimi geliyor. Yüksek lisans ve tiyatro üzerine iki master yapıyor. Bu arada Ankara Devlet Tiyatroları’nda oyunculuk da devam ediyor. "Martı", "Woyzeck", "Göğe Açılan Pencere", "Büyük Misafir" gibi. Derken California Instute of Fine Arts’tan bir burs kazanıyor. 1999 yılında Amerika’ya gidiyor. Fakat bu arada Devlet Tiyatrosu’ndaki bürokratik yanlışlıklar yüzünden çalıştığı kurumla sözleşmesi feshediliyor. Sonrasını şöyle anlatıyor: "10 sene devlet tiyatrolarında çalıştım. Ya oturup vay başıma gelenler diyecektim ya da çalışacaktım. O arada eşim neden sinema düşünmüyorsun dedi. Bir film yaptık. O oynadı ben çektim. Amerikan Film Enstitüsü’ne gönderdik ve kabul edildim. Giriverdim sinemanın içine". Giriş o giriş, "Rahatlama", "Uyanış", "Yuvarlanan Yüzük" isimli filmlerinin yanına iki tane de belgesel ekledi.
"Suçlu"dan sonra iki tane uzun metraj projesi gelmiş. Bir ayağı da tiyatroda. İkisine de bayılıyor. "Tiyatroda hayal edebildiğiniz birçok şeyi yapabilirsiniz, sinemada hayal edemediklerinizi de yapabilme şansınız var," diyor.
Belki size şimdi haksızlık gibi gelebilir ama tiyatrodaki sorunlar çok işe yaramış: "Ankara’da kalsaydım, filmlere yalnızca izleyici olarak gidecektim. Bu bürokratik engeller sonucu ben film çekmekle ilgilendim. İyi ki de yapmışım".
Bizce de. Gelecekte Amerikan sinemasının iyi bir yönetmeni olacağına iddiaya bile gireriz. Ama oyunculuk virüsü öyle hemen atılacak gibi değil. Atmak da istemiyor aslında. Çünkü oyuncu olmak film yapmakta çok faydalı: "Yönetmen her şeyden sorumlu ama iş gelip oyuncuda kilitleniyor, orada oyuncunun dilini çok iyi bilmek zorundasınız. Metin çözümlemelerini daha iyi yapabilir ve bütün rolleri kafanızda tek tek oynayarak canlandırabilirsiniz. Bir oyuncunun sizi kandırmaya çalıştığını oyuncuysanız daha rahat anlayabilirsiniz".
KÜLTÜR & SANAT


Kadınlar ve sırları
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
James Dean gibi gitti
Dahiydi. Deliydi. Çoktu!
Bin yılların bilgeliği
"Kanım canım şizofrenim"
Jane’in derdi ne?
Bol iğneli denemeler
Garip akımı da garip kaldı
Sanat tarihinde devri alem
Kültürel mirasla dans eden resimler
Onun düşleri var
Parti öncesi şarkılar
Sessiz ‘Beatle’
İster sev ister sevme
Zehra Yıldız’a saygıyla
Zor para
Bir yönetmen doğuyor
1 trilyonun sahibi kim olacak?
"Ağır Roman" pek ağır geldi
Bu tarifin tadı başka
Vakit gece, işçiler yorgun
Hayat atölyesi
Yeni yayınlar
SAYFA BAŞI

|
|

|