18 Aralık 2002 Çarşamba


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 





Hayat atölyesi

     MURATHAN MUNGAN

Sahte pasaportlarla gerçek yolculuklar
     Radikal Gazetesi’nde Cüneyt Cebenoyan’ın yazısını okuduğumda artık çok geçti. Aldığım onca önleme karşın, feci bir biçimde soğuk almış, yatağa düşmüştüm. Yoksa Will Oldham’in Babylon’daki konserini asla kaçırmazdım. Üstelik pek kimseler tanımazken bütün albümlerini topladığım bu sessiz adam, burnumun dibine kadar gelmişken nasıl olur da ben görüp dinleyemezdim?
     Her sabah aç karnına bir büyük bardak greyfrut suyu içerim. Birçok insanın ancak hastalandığında gönül düşürdüğü ıhlamur, adaçayı, nane ve bilumum bitki çayları benim gündelik içeceklerimdir. Narenciye Üreticileri Derneği’nin "yılın tüketicisi" ödülünü alacak kadar limon - portakal - mandalina yerim. Sürekli olarak vitamin hapı alır, doğal bitki karışımlarından elde edilen bağışıklık güçlendirici "Echinacea"yı kür düzeninde kullanırım. Hastalanmadan ve soğuklar bastırmadan her yıl grip aşısı yaptırırım. Bütün bunların sonunda, üstelik daha "esas kış" başlamamışken, soğuk almam yetmiyormuş gibi, Will Oldham’ın konserine gidemeyecek kadar yatağa düşmemin "kader temsilciliği" düzeyinde bir "sorumlusu" olmalı.
     Tahmin edebileceğiniz gibi, hastalandığımı söylediğimde şu sözleri duymaktan nefret ediyorum: C vitamini kürü yap! Nane limon kaynat! Kekikle balı karıştır! Vitamin hapı alıyor musun? Başka bir şey söyleyin!
     Biliyorsunuz, bütün bu hastalık muhabbeti ben Will Oldham’e gidemedim diye çıktı... Üstelik böyle zamanlarda kibar kibar evinde oturup, adamın CD’lerini dinleyerek avunacak bir insana da benzemediğim ortada.
     Will Oldham, neredeyse her albümünü başka bir adla çıkardığından alfabetik dizine göre sıralanmış olan diskoteğimde hepsi "W" harfi sırasında duruyor. Adamın gerçek adı bu çünkü... Bunun yanı sıra Palace Brothers, Palace Music, Continental O.P, Bonnie ‘Prince’ Billy adlarıyla yaptığı albümler de var. Adam birkaç müzisyenin hayatını bir arada yaşamak istiyor anlaşılan... Bu farklı adlar altında sürdürmeye çalıştığı müzik hayatına bakıldığında, Portekizli ünlü şair Pessoa’yı hatırlatmıyor değil. Bu arada Paul Oldham ve Ned Oldham adlı biraderleri de albümlerinde önemli görevler üstleniyorlar.
     Bonnie ‘Prince’ Billy adıyla yaptığı "Ease Down The Road", Palace Brothers adıyla yaptığı "Days in the Wake", Palace Music adıyla yaptığı "Lost Blues and Other Songs" ve kendi adıyla yaptığı "Ode Music" gibi albümlerini dinledikten sonra, bu çok kimlikli adamın her bir kimliğinin ardına ayrı ayrı düşeceğinizi umarım. Pasaportları sahte de olsa gerçek yolculuklar vaat eden bir müzik adamı Oldham... Şarkılarını Johny Cash’ten Björk’e pek çok kişi söylediği gibi, o da zaman zaman John Denver için yapılan "Take me Home" albümünde olduğu gibi, başkalarının şarkılarını yorumluyor.
     Sinema ve müzik yazılarını her zaman keyifle okuduğum Cüneyt Cebenoyan saymış; ben de sayayım, bu hüzünlü, melankolik adamın hayranları arasında "benden" başka, Nick Cave, Marianne Faithfull, P. J. Harvey gibi diğer "mühim" adlar da var. Övgülerinde pek cimri olan kimi büyük müzik dergilerinin en asık suratlı eleştirmenlerinden bile ciddi notlar almış Will Oldham.
     Benim gibi Babylon’daki konserine gidemeyenleri albümlerine bekliyor. Bir ara Kod Müzik getirtiyordu onun albümlerini ama anladığım kadarıyla şu sıra piyasada bulamayacaksınız; Internet sitelerinden edinebilirsiniz.
     
CHANGA
     Bazen öyle olur, açıldığından beri duyuyordum ama en son ben gittim Changa’ya. Üstelik burnumun dibindeyken, her gün önünden geçiyorken. O gece arkadaşım ve aynı zamanda "hemşehrim" Nilgül Utku’nun konuğuydum. Birinci katın zeminindeki cam yuvarlaktan alt kattaki mutfağı ve mutfak çalışanlarını görmek hoş bir mekân duygusu bırakıyor insanda. Nilgül’ün her gelişinde oturmak istediği ve bir türlü kısmet olmayan en üst kattaki gökyüzüne açılan pencerenin altındaki masaya oturduk.
     Az sonra arkamızdaki masaya Nükhet Duru geldi. Her karşılaştığımızda aynı muhabbet. Soru: "Ne zaman stüdyoya giriyorum?". Yanıt: "Düzenlemeler hazır. Seni arayacaklar." Konu: Benim şu yıllanmış "Murathan’ın Sözleri" albümü... Nükhet Duru, albümde "Aşk Yeniden"i seslendiriyor. Tansel Doğanay, bu parça için birkaç farklı düzenleme yaptı.
     Changa’nın yemeklerinden memnun kaldım. Özellikle kabak çiçeğine sarılmış eritme peynir çok lezzetliydi. Benim gibi vejetaryenler için hoş yemekleri var; tatlılara yetişemedim, çünkü o sırada arka masaların birinde kardeşiyle oturan Ayşe Arman’nın yanına geçmiş laflıyordum. Masaya döndüğümde her şey bitmişti. Çünkü masada Barbaros ve Oray olmak üzere iki "tatlı düşmanı" vardı.
     Nilgül Utku ile Mardin üzerine kimi projeler geliştirmek istiyoruz. Unesco’nun 2003 yılında Mardin’i "dünya şehri" ilan etme olasılığı var. Mardinlilerin vakfı olan Marev, bunun için çeşitli çalışmalar yapıyor.
     
ASAF HALET ÇELEBİ
     Hece Yayınları, Asaf Halet Çelebi’nin iki önemli kitabının birden yeni basımlarını yaparak önemli bir noksanlığı gideriyor: "Mevlana’nın Rübaileri", "Mevlana ve Mevlevilik".
     Bu ikinci kitabın, 1957 tarihli ilk baskısı var kitaplığımda. İçinde "Naşiri: Turgut Atasoy ve Ortağı Matbaacılık Şti." diye yazıyor. Kimi kitapların eski baskıları, zamanı daha derin, daha somut duyurur insana. İçinden geçip geldikleri zamanı, yalnızca satırlarında değil, bir nesne olarak da somutlarlar. Bu yüzden, o kitapların yeni baskılarını edindiğimde, eskilerini elden çıkarmam. Yan yana dururlar. Kitapların asıl güçlerini yan yana durmaktan aldıklarına inanırım. Zamana karşı ve yan yana... Her ne kadar bir gün tarafımızdan okunacakları günü bekleseler de, onların, bizim gözlerimizden bağımsız bir hayatları olduğunu düşünürüm.
     Kimi kayıp kitaplar ve yazarlarla kültür hayatımızın arasına giren uzaklık, son yıllarda arka arkaya yayımlanan kitaplarla kapatılmaya çalışılıyor. Edebiyat, kültür ve sanat verimleri, sağ - sol ayrımı güdülmeksizin, yazarlarının dünya görüşleri engeline takılmaksızın daha nesnel ölçülerle yaklaşım görüyor. Nahit Sırrı Örik’ten, Orhan Şaik Gökyay’a, Safiye Erol’dan Sermet Muhtar Alus’a, Reşad Ekrem Koçu’dan Münevver Ayaşlı’ya varana dek birçok yazar, "bütün eserleri" bağlamında yeniden yayımlanarak yeniden okur karşısına çıkarılıyor. Hem zaman içindeki, hem de kültür hayatımızın kendi bölünmüşlüğü içindeki kopukluk giderilmeye, kültür mirasımız bir bütün olarak görülmeye, anlamlandırılmaya çalışılıyor.
     İçinde bulunduğumuz bu dönemin öne çıkan önemli ve belirgin özelliği bence bu.
     Asaf Halet Çelebi’nin Türk şiirindeki önemine değinecek değilim. Uzakdoğu dinleri ve felsefesiyle de yakından ilgilenen, mistik yanları çok güçlü olan bu şair, şiirlerinin yanı sıra, çeşitli incelemeleri ve Türkçeleştirdiği kitaplarla da önemli bir kültür değerimizdir. "Bütün Şiirleri" ve "Bütün Yazıları" başlıklı iki kitabı YKY’den çıkan Asaf Halet Çelebi üzerine iki inceleme kitabını da burada anmak isterim: İlki, Akçağ Yayınları’ndan Mustafa Miyasoğlu’nun, ikincisi de Şule Yayınları’ndan Bilal Kırımlı’nın kitapları...
     Hece Yayınları, Asaf Halet Çelebi’nin "Divan Şiirinde Istanbul", "Molla Camii", "Eşrefoğlu Divanı", "Ömer Hayyam ve Rübaileri"ni de yayımlayacağını duyurmuş.
     Bir şairin, bir yazarın bütün verimlerinin ulaşılabilir bir uzaklıkta olduğunu bilmek kavuşmaları çabuklaştırır.
     
YILBAŞI ARMAĞANLARI
     Gregoryen takvimi ve onun geleneklerini seviyorum. Armağan almayı, armağan vermeyi, özel günler muhabbetini seviyorum. Kendimi ve sevdiklerimi böyle günlerde şımartmayı seviyorum. İnsan böyle günlerde kendi için almayı düşünemeyeceği bazı şeyleri başkaları için alabilir. Örneğin, ben öyle yaparım.
     Yaklaşan yeni yıl hazırlıkları nedeniyle, birçok yayınevi bir kampanya anlayışıyla özel indirimler uyguluyor. Örneğin, YKY Kâzım Taşkent dizisinde yer alan klasikleri şömiz cilt içinde sunmuş. Can Yayınları, Galatasaray’daki yeni binasında, ciddi ölçüde indirimle kitap satışına başlamış.
     
     
     Türkiye’de bulamadığınız müzik albümleri için en uygun fiyatlı siteler "amazon.co.uk", "amazon.co.de", "101 cd.com", "CDNOW". En çok çeşidin bulunduğu site ise "eil.com". Özellikle kolesiyonerler için "promo baskı" ve "limited edition" olarak bulunmaz nimetler bile bulunabiliyor burada. Bu siteler de yeni yıl nedeniyle birçok topluluğun ve şarkıcının yeni toplamaları, yeni özel baskı albümleri ve benzerleri satışa sunuluyor.
     Örneğin New Order seviyorsanız, "Retro" adıyla tam 54 parçalık dev bir "box set"i yeni çıktı. Topluluğun neredeyse bütün bir tarihi yer alıyor içinde. Nirvana’nın, önceki albümlerinde yer almayan stüdyo kayıtlarına yer veren yeni toplaması en azından Kurt Cobain’e iyi bir saygı duruşu yerine geçebilir.
     1998’de yayınladıkları "The Besf of 1980 - 90ödan sonra bu yıl, U2’nun "The Best of 1990 - 2000" diye bir albümü yayınlandı. "The best of" ve "The B - Sides" diye nitelendirilen çift CD’lik olan ilk paketin yanı sıra, bunlara 2002 yılında çekilmiş 4 konser kaydının DVD film olarak eklendiği üçlü paketse "limited edition" olarak sunuldu. Kendime hemen bu üçlü paketten aldım. Şu sıralar sabah akşam bu albümü dinliyorum. U2 sevenlere özellikle salık veririm. Bu albümün, topluluk halinde fikir veren en iyi toplamalardan biri olduğunu düşünüyorum. Şarkıların bir bölümü yeniden "mix" edildiği için yalnızca eski "hitölerinin sıradan bir toplaması değil. Örneğin "Discotheque"in iki ayrı "mix"i yer alıyor. William Orbit, "Electrial Storm"u yeniden "mixölemiş. Bu arada, Wenders’in iki filmine ad olan parçalar da yer alıyor bu albümde: "Faraway, So Close", "Until The End of The World".
     Benim Almanya’ya gittiğim yıl, grubun "Achtung Babyösi yeni çıkmıştı. Albümün adındaki Almanca sözcük "Achtungödan olsa gerek, hemen her vitrin U2’ya ve "Achtung Babyöye ayrılmıştı. Bilirsiniz: Şarkılar anılarımızı ele geçirdikçe güçlenirler.
     
     
     Kendime aldığım ikinci promo baskı Björk’ün 6 CD’den oluşan "Family Tree" albümü. Björk, bu yıl yeni bir "Greatest Hits" albümü çıkardığı yetmiyormuş gibi bir de bu özel kutuyu çıkardı. Kutunun içinde bildiğimiz CD boyutundaki 1 albümün yanı sıra, "5" diye tanımlanan CD çaların ortasına yerleştirilen avuç içi küçüklüğündeki 5 küçük CD daha sevimli zarfları içinde yer alıyor.
     Björk’ün, hemen her çalışması için sıkı grafik tasarımlarıyla yeniden bağlamlandırılmış albümler gerçekleştiriliyor. Bütün bu CD’ler pembe plastik bir kutuya, plastik kutu da gofreli bir karton zarfa yerleştirilmiş.
     Aslına bakacak olursanız, 1993 yılında çıkardığı "Debut" albümünden bu yana toplam 5 albümü olduğu halde, şarkılarına çok sayıda remiks yapıldığı için single, maxi - single ve EP’lerden oluşan yüzlerce albümü var Björk’ün.
     "Greatest Hits", şarkıcının bütün hit parçalarını bir araya getiren iyi bir toplama olmuş. Diskoteğinizde bir tek Björk olacaksa, bu olsun.
     
HER ZAMAN BİRKAÇ KİTAP
     Bu hafta masamın üzerini kalabalıklaştıran kitaplar şunlardı:
     Irak’ta Savaşa Hayır diyenler için, Metis Yayınları’ndan BM Eski Silah Denetçisi Scott Ritter ile William R. Pitt’in yaptığı bir söyleşi kitabı yayımlandı. "Bush Yönetiminin Bilmenizi İstemediği Gerçekler" alt başlığıyla sunulan kitabın adı: "Irak’a Savaş". Bu kitap yayınevinin "Antikapitalist Hareket İçin Kılavuzlar" başlıklı yeni dizisinin üçüncü kitabı...
     Yazı yazanlar ve iyi okurlar için: "Anlatıbilimine Giriş". Susana Orega - Jose Angel Garcia Landa’nın yazdıkları, Yurdanur Salman - Deniz Hakyemez çevirisiyle yayımlanan bu kitap, yazmaya ve anlatmaya ilişkin birçok sorunu berraklaştırıyor. Kuramsal zenginliğini okunur ve anlaşılır kılmayı bilen bu yararlı ve önemli kitap, Adam Yayınları’ndan çıktı.
     Şöyle bir karıştırayım, derken yarıladım: Gene İsveç. Gene soğuk. Gene polisiye. Polisiye dediysek, yazarı, Nobel ödüllerini saptayan İsveç Akademisi’ne seçilmiş bir yazar: Kerstin Ekman. "Her Şey Suda Oldu". Süleyman Bilgi İsveççeden çevirmiş.
     Fassbinder’in ölümünün 20. yılı. Ne yazık ki, bu usta sinemacı için pek az şey yapılıyor. Tiyatro oyunları yayımlamayı özveriyle sürdüren Mitos - Boyut Yayınları üç oyununu, tek kitap olarak Sibel Arslan Yeşilay çevirisiyle yayımlamış. Benim için, oyun okumayı bilmek, kitap okumayı bilmenin bir ölçüsüdür ve bu tiyatroyu sevip sevmemekten bağımsız bir şeydir. Oyun okumak size boşlukları doldurmayı öğretir.
     
     Yazara e-mail


 KÜLTÜR & SANAT


Kadınlar ve sırları
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
James Dean gibi gitti
Dahiydi. Deliydi. Çoktu!
Bin yılların bilgeliği
"Kanım canım şizofrenim"
Jane’in derdi ne?
Bol iğneli denemeler
Garip akımı da garip kaldı
Sanat tarihinde devri alem
Kültürel mirasla dans eden resimler
Onun düşleri var
Parti öncesi şarkılar
Sessiz ‘Beatle’
İster sev ister sevme
Zehra Yıldız’a saygıyla
Zor para
Bir yönetmen doğuyor
1 trilyonun sahibi kim olacak?
"Ağır Roman" pek ağır geldi
Bu tarifin tadı başka
Vakit gece, işçiler yorgun
Hayat atölyesi
Yeni yayınlar


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet