
|


"MODERN İNSAN HAYATI BOYUNCA DÖRT KEZ AŞIK OLSA YETERLİ"
"Hâlâ TİP’li olsaydım bu kitap yüzünden atılırdım"
Eski Türkiye İşçi Partisi üyesi, reklamcı ve şair Hüseyin Salih Ecer bir kadının ağzından yazdığı yeni romanında popüler kültürün her alanına dokunuyor
Ahmet Tulgar
İstanbul, Demirciköy’de bir villa. Karlı tepelere bakıyor. İçeride bir adam. Şöminede odunlar. Artık balıkçıya dönüşmüş bir adam. Kafasında kukuletayla bir şişe şarabın mantarını çıkarıyor. Bir dönemin önde gelen reklamcılarından Hüseyin Salih Ecer ortağı olduğu ajanstaki hisselerini satmış savmış, artık bu evde ebedi inzivada. Önünde geceleri kurşun kalemle doldurduğu kraft kağıtlar. Daha yeni romanı el yakarken bir tanesini daha fırına veriyor.
Çok uzun yıllardır şiir kitapları yayımlayan Hüseyin Salih Ecer birkaç hafta önce "Beni Yutkunmaya Sevk Eden Bir Erkeklik Hali Sezdim" (Om Yayınları) isimli şaşırtıcı bir roman çıkardı. Nerede aşka, nerede sekse ve nerede politikaya değdiğini kestirmenin zor olduğu, okuru nefes nefese koşusunda kendisini takibe zorlayan bir roman.
Sakallı bıyıklı, heteroseksüel bir adamın bir kadının ağzından yazdığı bir roman. Kadınları çok sevdiğinden ötürü olmalı.
Yirmili yaşlarında merkez komite kararı ile atıldığı Türkiye İşçi Partisi’ni hâlâ kadınlardan daha çok sevdiğini söyleyen, hatta TİP’in güzel bir kadın olduğunu ileri süren Ecer’in romanında tanıdığı İzzet Yasar’dan Işıl Kasapoğlu’na, tanımadığı Serdar Bilgili’den Derya Tuna’ya kadar birçok ilginç figüre rastlanıyor.
Şairane sözler küfürlere karışıyor.
Sencer Divitçioğlu’nun Türklerde eşcinselliğin tarihine dair araştırmalarından, Peride Celal’in "Kurtlar" romanından alıntılarla besleniyor.
Ecer hem romanıyla hem kendiyle bizleri şaşırtıyor.
Kitapta Türkiye İşçi Partisi’nden sık sık söz ediyorsunuz. Nedir TİP’le ilişkiniz? 25 yıl önce partinin genel sekreteri Dr. Nihat Sargın’a bir istifa dilekçesi verdim. Kabul etmedi. Ama kısa bir süre sonra anti-Sovyetik, anti-komünist olmakla suçlayarak attılar beni partiden. Bacak kadar bir çocuktum sol hareketi tanıdığımda, gözümü oraya açtım denebilir. Sonra birdenbire 25 yaşında sokağın ortasında kaldım. Kimse selam vermedi bana yıllarca.
Neden sizin anti-komünist olduğunuzu düşünüyorlardı? Biz Yalçın Küçük ve Metin Çulhaoğlu ile beraber atıldık. Nedenini hâlâ bilmiyoruz. Ben hiçbir zaman anti-Sovyetik, anti-komünist olmadım. Ve TİP’i hâlâ seviyorum.
Hâlâ sosyalist misiniz yani? Vallahi hâlâ TİP’liyim. Hâlâ oyumu o partiye veriyorum. Geçersiz çıkan her Türkiye İşçi Partisi oyu nerede oy verdiysem bana aittir.
‘İnsanlar umutsuzluğu unutmak için sevişiyor’
Kitapta Hüseyin Salih’in romanın anlatıcısı kadınla bir türlü sevişememesi hâlâ partiye duyduğu büyük aşktan ötürü mü? Büyük bir olasılıkla.
Hüseyin Salih bütün limanları dolaşıp ilk Türk transatlantiği Gülcemal’in parçalarını arıyor. Sizin komünist ütopyanız mı Gülcemal? Sencer abi (Divitçioğlu), çok yakın dostum, büyüğüm anlatmıştı: Babası Dr. Necmettin bey parti örgütlenmesini sürdürebilmek, gizli toplantılarını rahat yapabilmek için kendisini Gülcemal’e tayin ettiriyor. Bu yeni bir bilgi. Sonradan solun yapamadığı şey bu oldu. Eğer biz 30 yıl Dr. Necmettin’in gösterdiği sabrı gösterseydik, yani iğne ile kuyu kazar gibi örgütlenseydik şimdi Türkiye’nin çok iyi bir sol partisi olurdu. Ama sağcılar başardı, biz başaramadık.
Neden? İnanç olmadığı için herhalde. Müslüman olsalardı, Müslüman solcu olsalardı, yani bilmiyorum. Belki emek lazımdı, belki bizim gibi çocukları partiden atmamak lazımdı.
Kitapta Sencer Divitçioğlu’nun eski Türklerde eşcinselliğin, travestiliğin saygın, hatta dini anlamı olan bir şey olduğunu ortaya koyan tezlerini alıntılıyorsunuz. Ve kitabın kahramanı Mine bunları okuyunca Türklüğünden gurur duyuyor. Neden? Çünkü bir kadın olarak kendini yakın hissediyor o zaman tarihe. Kendini eşit görüyor. Kendini yüceltilmiş hissediyor.
Mine’nin sürekli sevişmesi, sevişme isteği bana "Kesişen Yollar / Monster’s Ball" filminde kadının kocası idam edildikten ve oğlu trafik kazasında öldükten sonra acılarını unutmak için bir adama "Benimle seviş" diye yalvarmasını hatırlattı. Günümüz insanı artık başka bir şey yapamadığı, dayanma gücü kalmadığı için mi sevişiyor? Mine umutsuzluğundan ötürü mü bu kadar çok adamla, bu kadar sık sevişiyor? Tamamen. O kadar hoşuma gitti ki böyle söylemeniz. Çünkü burada sevişme derdini anlatmadım. Böyle bir kadını ben uydurmadım. Böyle insanları tanıyorum. Erkek ya da kadın. Umutsuzluktan sevişiyorlar.
Bir şeyi değişteremeyeceğini anlayan Mine seksle rutine mi sokuyor kendini? Mine de kitaptaki erkekler de. Ama benim derdim adamları anlatmak olmadığı için kadını daha çok anlatıyorum. Çünkü ben TİP’i de daha çok dişi olarak görüyorum.
Kitapta, "Tenin hikmetinden sual olunmaz" diyorsunuz. Modern dünyada seks dine mi dönüştü? İnsanlar tenlerine mi tapıyor artık? Bunun kötü bir şey olduğunu düşünmüyorum. Ancak tamamen seks üzerine kurulan hayatlar zedeliyor, yaralıyor insanları. Yoksa insanın tenini sevmesinden daha doğal ne olabilir? Ama bunu bir oyun haline getirmek artık cinsellik mi, edepsizlik mi, bunu bilmiyorum.
Nasıl belirlenebilir peki aradaki sınır? Aşkla.
Peki, modern insan tatmin olacak sayıda aşık olabilir mi? Dört kere olsa yeter bence. Her biri 10 sene sürer.
Aşk nedir sizce? Cinsellik.
‘Kadınları severim, onların tarafındayım’
TİP’i dişi olarak gördüğünüzü söylemiştiniz. Behice Boran’dan ötürü değil herhalde. Daha ideolojik bir şey bu partinin dişiliği, değil mi? Hayır, bizim partiyle kurduğumuz ilişki biçimiyle ilgili bir şey bu. Eğer bir aşktan söz edilebilirse benim hayatımda ben hâlâ partime aşığım.
Eğer hâlâ partinizin üyesi olsaydınız bu kitabı okuduktan sonra yine atarlardı sizi, değil mi? O kesin. İktidara gelseydik de beni hapsederlerdi. O da kesin.
Heteroseksüel bir erkek olarak bir kadın ağzından roman yazmak zor değil mi? Bir kadının ağzından yazmayı becerebilir miyim diye düşünmedim bile. Sadece kadının ağzından yazarsam doğru olacaktı. Kadınları çok seviyorum ve o yüzden de kitapta kadının tarafını tutuyorum. Kadınları seven bir erkek bir romanı bir kadın ağzından daha iyi yazar.
Şair-reklamcı İzzet Yasar’ın olay bir mektubu yer alıyor kitapta. Üstü açılmadık küfürlerin olduğu. Bu mektup nereden çıktı? İzzet benim çok iyi arkadaşım. "Bir roman yazıyorum, romana bir mektup yollar mısın?" dedim. Bu edepsiz mektubu yolladı. Onun üzerine romandaki bir sürü şeyi değiştirmek zorunda kaldım.
"26 yıl sonra reklamcılık fena geldi"Kitapta Beşiktaş Başkanı Serdar Bilgili’den söz ederken "Medeni futbol kulübü başkanı olur mu?" diyorsunuz. Olmaz mı? Ben Galatasaray liseliyim. Kulüp yöneticilerinden Ali Dürüst sınıf arkadaşım. Ali çok sevdiğim bir insan ama o demeçlerini filan kafam almıyor, tatsız tuzsuz bir şey, Ali’ye de yakıştıramıyorum, kulüpten sana ne?
Neden kahramanlarınızdan biri Derya Tuna’nın bir şarkı yapmasını diliyor? Ne bileyim, bir şarkıcı ismi gerekti orada.
Ama Derya Tuna şarkıcı değil ki... Son günlerde en çok onun ismi geçiyordu gazetelerde, kadını vurdular. Bilmem ki ben bu yeni şarkıcıları.
Solculuk, reklamcılık ve edebiyatçılık. Birbirine çok yakışan bu sac ayaklarının üzerinde duruyorsunuz. Bu üçleme bize özgü bir şey mi ya da bütün dünyada mı böyle? Ben reklamcılığa başladığımda Hüseyin Baş ve Onat Kutlar’la aynı ajansta çalışıyordum. Ajansın sahibi ne zaman metin yazarına ihtiyacı olsa Hüseyin abiye telefon ederdi, "Ya, sen solcusun, tanıdığın bir metin yazarı var mı?" diye. İspanya, Portekiz gibi bize benzeyen ülkelerde de bu böyle.
Solculuktan gelip reklamcı olanlar kendilerini aklamak için mi edebiyata yöneliyorlar? Siz, İzzet Yasar, Hulki Aktunç, Seyhan Erözçelik ve daha niceleri... Onların çoğu edebiyatçıydı bence, sonra reklamcı oldular.
Siz ya da arkadaşlarınız reklamcılık yaparken kendinizi suçlar mıydınız? Hayır. Reklamcılıktan kazanılan para insana daha çok okuma, daha çok öğrenme, kitap, dergi alma olanağı sağlıyor. Böyle düşünmek istiyorum ben. O zaman da öyle değerlendirirdik yaptığımız işi.
Niye bıraktınız reklamcılığı? Patrondunuz. Eh, 26 yıl sonra fena geliyor insana.
Edebiyat mı çekti çıkardı sizi bu profesyonel hayat denen gayya kuyusundan? Ben 26 sene reklamcılık yaptım ama 30 senedir de şiirlerim yayımlanıyordu. 30 senedir her gün yazdığımı biliyorum bir kere.
PAZAR


Yemek 2002’nin yükselen değeri oldu
"Hâlâ TİP’li olsaydım bu kitap yüzünden atılırdım"
Queen’i yeniden keşfeden Kaşif
Kuştepe gençliğine Bilgi yaradı mı?
Erkek Mezdeke
‘İşim benim için bir eğlence’
Üç kuşağın hayatı at üzerinde geçti
Pamukbank fotoğraf koleksiyonunu sergileyecek
"Tılsımlı Eller" müze kuruyor
Şarapların kralı İstanbul’daydı
Çocukların dilekleri gerçek oluyor
Ege’den gelen özel bitkiler
Aman bitrul, canın çıksın!
Bir cinayetin anatomisi
İngiliz tacına ne oluyor?
İlk turistler kişi başına 2 bin 250 kuruş harcadı
Mevlana’dan çocuklara öyküler
Türküz haa, ona göre!
SAYFA BAŞI

|
|

|