19 Aralık 2002 Perşembe


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 




Şarapların kralı İstanbul’daydı

Bordo’nun en prestijli, en nadide ve pahalı şarabı Chéteau Petrus’un sahibi Christian Moueix geçen hafta İstanbul’daydı. Şarapların ithali şerefine verilen yemekte, şişesi bin dolarlık Petrus’un da tadına bakıldı tabii

     ŞİŞEDEKİ BALIK / MEHMET YALÇIN

     Size bir yemekte bir Chéteau d’Yquem ya da Petrus ikram edilirse, yemeği köpeğinize verin, şarabı için..."
     Adını hatırlamadığım bir Fransız şarap yazarı, bu tavsiyede bulunuyor. Tabii bu çok abartılı bir tavsiye ama "büyük şaraplar"ın yemekle uymalarının ne kadar zor olduğunu, bu tür şarapların yemeği "ezdiğini" bilenler için, doğruluk payı da yok değil.
     Yine de geçtiğimiz salı gecesi, Sultanahmet’teki Four Seasons Oteli’nin özel bir salonunda kurulu uzunca masanın konukları olarak, Petrus içerken yemek ikramını da geri çevirmedik. Zira yemekler de, bu büyük şarabın büyüklüğü ile yarışmayacak, damakta onunla rekabet etmeyecek türden hazırlanmıştı. Yemekte şaraplar başroldeydi, yemeklerin görevi onlara geriden eşlik etmek, adeta figürasyon yapmaktı.
     Şarapların da kendi içlerinde bir rol sıralaması vardı: İlk sahneye çıkan, damakları şölene hazırlamakla görevli, kadifemsi içimli ve zarif lezzetli St. Emilion şarabı 1995 Chéteau Magdelaine’di. Ardından gecenin "assolisti" Petrus’tan önce, damakları iyice kıvama getirmek için güçlü bir Pomerol şarabı olan 1990 rekoltesi Chéteau Trotanoy servis edildi. Bir önceki şarabın zarafetinden sonra bu daha rustik bir lezzetteydi; deri ve baharat kokularıyla bir üst aşamaya çıkıldı.
     Otelin yetenekli aşçısı Chiaran Hickey, bu şarapların yanında onlar için zevkle kendilerini feda edecek yemekler hazırlamıştı. Ördek eti ve ördek ciğeriyle hazırlanan taze patatesli terin St. Emilion şarabına, Parma jambonuna sarılı az pişmiş orkinos filetosu da Pomerol’a altlık oldu. Asla da şaraplardan rol çalmadılar.
     Ve sıra gecenin yıldızına, 1989 rekoltesi Petrus’a geldi. Olağanüstü zarif vanilyamsı bukelere sahip, meşe ile baharat lezzetlerinin seviştiği bu şarap, Atina’dan özel getirtilen geyik pirzolalarıyla muhteşem bir uyum sağladı. "Bordo şaraplarının en egzotiği" denebilecek, bu baharlı ve zengin çeşnili şaraba da, zaten ancak geyik eti gibi yağsız ve yumuşak bir et eşlik edebilirdi. Etin çok belli belirsiz bir sosla servis edildiğini de belirtmeliyim.
     
     Sıfatsız ama soylu
     Yemeğin vesilesi, şaraplarını tattığımız bu üç şatonun da aralarında bulunduğu Bordo’nun on prestijli şatosunun sahibi olan Christian Moueix’in Türkiye’yi ziyaretiydi. Karagözoğlu Dış Ticaret’in sahibi Seyit Karagözoğlu, uzun süredir ithal ettiği Moueix şaraplarının sayısını artırmış, yeni çeşitler de getirmişti ve bunun şerefine Moueix’i Türkiye’ye davet etmişti.
     Şarap dünyasında son 50 yılda adı duyulan, nispeten yeni bir efsane olan Petrus’tan söz etmek gerekirse, Bordo’nun en eski şarap tüccarlarından olan Moueix ailesinin tacının mücevheri, bu şato.
     Aslında işin gerçeği, ortada bir şato filan da yok. Bordo’da prestijli bağların şarapları geleneksel olarak şato isimleriyle pazarlandığı için, Petrus da literatürde "Chéteau Petrus" diye geçiyor. Geçen sene Bordo’da ziyaret ettiğim küçük bir bağ burası. Bağın içindeki şarap imalathanesinin üzerinde, şaraba adını veren İsa’nın havarilerinden aziz Petrus’un küçük bir büstü ve bir de küçük Chéteau Petrus yazısı var, o kadar. Ancak Petrus, görkemli bir bağdan ve şatodan çıkmasa da, Bordo’nun "sağ yaka" tabir edilen bölgesinin en iyi şaraplarının çıktığı Pomerol’un en prestijli şarabı...
     Pomerol, Bordo’nun okyanusa yakın Medoc bölgesinin aksine, karasal iklime sahip iç kesiminde kalıyor. Bölgenin ana üzümü, Medoc gibi Cabernet Sauvignon değil, Merlot. Bu da üzümün özelliğinden ötürü daha kısa ömürlü, daha az yıllanan şaraplar demek. Pomerol, Medoc ya da komşusu St. Emilion gibi hükümetçe resmi bir kalite sınıflandırılmasına tabi tutulmamış bir bölge. Bu yüzden burada Grand Cru’lar, Premier Cru’lar yok. Ama Petrus, tartışmasız zirvede...
     Petrus’un bölgenin diğer şaraplarına olan üstünlüğü, bağın Pomerol platosundaki en yüksek tepecikte, üstelik de bir kireçtaşı tepesinde yer alması. Bağın yüksekliği, daha iyi güneş almasını ve üzümlerin daha iyi olgunlaşmasını sağlıyor. Toprağın kireçli olması da üzümlerin mineral zenginliğini, dolayısıyla şarabın lezzetini artırıyor.
     Bu küçük bağda üzümün verimliliği değil, tam tersi verimsizliği esas. Zira ne kadar az verim alınırsa, üzüm o kadar konsantre oluyor ve şarap da o kadar zengin. Bu yüzden asmalar ilkbaharda yeşerirken piç halindeki salkımların bir kısmı budanıyor. Bağbozumu 180 kişilik bir ekip tarafından hızla yapılıyor ve üzümler bekletilmeden sıkılıyor. Yüzde 95 Merlot, yüzde 5 de Cabernet Franc üzümlerinden yapılan şarap 20 ay boyunca yeni meşe fıçılarda bekletildikten sonra şişeleniyor.
     
     Koleksiyoncuların gözdesi
     Bir şişe Petrus’u, gençken bile olsa 500 doların altına almanız imkânsız. Hem kalitesi hem de sadece 30 bin şişe civarında üretilmesi (Chéteau Margaux, Mouton Rothschild 200’er bin şişe) onu Bordo’nun en pahalı şarabı kılıyor. Şarap koleksiyoncularının da gözdesi Petrus. Onu kasayla alıp mahzene kaldırabilenler, birkaç yıl sonra müzayedelere çıkararak binlerce dolara satabiliyorlar. Nitekim bizim yemekte tattığımız da yeni sayılabilecek bir rekolte olmasına rağmen şişesi bin dolar civarında satılıyordu.
     Günlük hayatta, mültimilyarder bile olsanız bu şarapları bulup içmek çok zor. Moueix gibi büyük şarap tüccarları da, bunun bilincinde olduklarından kitlelerin daha makul fiyatlara bulup içebilecekleri yüz binlerce şişelik kaliteli kitle şarapları da üretiyorlar. J. P. Moueix markalı bu şaraplar, bu haftadan itibaren İstanbul, Ankara ve İzmir’in iyi restoranları ile şarap butiklerinde bulunabilecek. Petrus’u içemesek bile, Petrus’un üreticisinin o tecrübe ve birikimle ürettiği şarapları 15-20 dolara yudumlayabilecek olmak yine de güzel. En büyük eksiklik ise bürokratik engeller yüzünden hâlâ bazı yerli şaraplarımız fiyatına satılan bu kaliteli yabancı şarapları marketlerden satın alamamak...
     



 PAZAR


Yemek 2002’nin yükselen değeri oldu
"Hâlâ TİP’li olsaydım bu kitap yüzünden atılırdım"
Queen’i yeniden keşfeden Kaşif
Kuştepe gençliğine Bilgi yaradı mı?
Erkek Mezdeke
‘İşim benim için bir eğlence’
Üç kuşağın hayatı at üzerinde geçti
Pamukbank fotoğraf koleksiyonunu sergileyecek
"Tılsımlı Eller" müze kuruyor
Şarapların kralı İstanbul’daydı
Çocukların dilekleri gerçek oluyor
Ege’den gelen özel bitkiler
Aman bitrul, canın çıksın!
Bir cinayetin anatomisi
İngiliz tacına ne oluyor?
İlk turistler kişi başına 2 bin 250 kuruş harcadı
Mevlana’dan çocuklara öyküler
Türküz haa, ona göre!


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet