
|

Kıbrıs’ı satmak veya kurtarmak
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın oğlu Serdar Denktaş, babasına zıt değilse de farklı düşünüyor...
Dün Serdar Denktaş’a sordum, şu cevabı verdi:
- Evet, nesil farkının etkisi var. Onların yaşadığı büyük acıları biz yaşamadık, sadece dinledik. Onun için, yeni nesil daha açık düşünüyor.
Bu nesil farkı gerçekten çok önemli. Her yeni nesil "1974öten biraz daha uzaklaşıyor!
İşte KKTC’de özellikle öğrencilik çağındaki gençler "çok farklı" düşünüyor!
Türkiye ve KKTC yönetimi bir politika belirlerken bunun Kıbrıs Türklerinde ne ölçüde taraftar bulacağını, özellikle de yeni nesilleri mutlaka dikkate almalı.
Ankara’nın ve KKTC’nin politikası Kuzey Kıbrıs’ta ‘dayanaksız’ kalmamalı.
***
SERDAR Denktaş Kofi Annan planını hemen onaylama yanlısı da değil. "Geçmiş acıların tekrarlanmasını önlemek için temkinli davranıyoruz" diyor.
Annan planındaki mal mülk ve nüfus mübadelesiyle ilgili hükümlerin ve haritanın ciddi problemler çıkaracağını anlatıyor. Bilinen endişeler...
Peki 28 Şubat’a kadar tatminkar düzeltmeleri yaptıramazsak ne olacak?
İşte Ankara’nın da, KKTC’nin de cevap aradığı zorlu soru...
Serdar Denktaş da kestirme cevap veremiyor:
- Hiç ‘B Planı’mız olmadı ki... İlhak, iltihaktan başka...
Serdar Denktaş, Rum yönetiminin pasaport ve diploma "tuzağına" karşı "biz de mesela serbest dolaşımı açalım" diyor:
- Rumlar gelip o kadar da fakir ve muhtaç olmadığımızı görsün, mal satarak esnafımız rahatlasın... Uzlaşmak isteyenin biz olduğumuzu dünyaya gösterelim...
***
KIBRIS’TA ‘sıkıştığımız’ belli... 1970’lerde AB’yle ilişkilerimizi askıya alan hükümetlerden, darbelerden, terörün Türkiye’ye kan kaybettirmesinden, ekonomik krizlerden, parti kavgalarından gelen bu sıkışıklığımıza karşılık...
Rum - Yunan tarafı istikrarlı yönetimin, AB üyeliğinin bütün imkanlarını kullandı.
Dışişleri Bakanı Yakış, Rum kesimi tek başına AB’ye girer de Türk kesimi giremezse, KKTC’deki Türk askeri varlığını AB’nin de "işgalci" gibi görebileceğini söylemekle uyarıda bulunmuştur.
Yakış daha itinalı bir üslupla söyleyebilirdi ama böyle bir "tehlike" vardır: Mehmetçiğin dayanağı olan Zürih ve Londra andlaşmalarını kabul ettirebiliyor muyuz?!
Baykal’ın Kıbrıs konusundaki eleştirileri gereğinden fazla sertti fakat hükümet muhalefetin bu sertliğini müzakere masasında "benim kamuoyum çok duyarlı..." diye kullanabilmeli.
Elimizde bazı kozlar var: Atina ve Rum yönetimi, KKTC’ye karşı hiç esneklik göstermezlerse bunun Kıbrıs’ın kesin olarak "taksim"i anlamına geleceğini bilirler elbette... Bu AB’yi da çok rahatsız eder.
Yine de Rum tarafı AB avantajına sahip olarak masaya oturacak!
Mümkün olan düzeltmelerle Annan planını kabul etmek, Türk kesiminin veto hakkına sahip olacağı bir Kıbrıs’ın AB’ye girmesi demektir ki, bu planın sakıncalarını dengeleyecek bir faktördür.
Bu "Kıbrıs’ı satmak" da "kurtarmak" da değildir, "mümkün olan"ın yapılmasıdır.
t.akyol@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|