
|

Niye iyimser olmak istiyorum?
Geleceğe dönük neden mi iyimser olmak istiyorum? Bir:
Demokrasi işliyor!
Son askeri darbeden bu yana on değil, yirmi değil, yirmi iki yıl geçti. Oysa, geçmişte on yılda bir olurdu. Yıllar geçti ama siyaset bu kez tıkanmadı. Çözüm, halkın oyuyla seçim sandığından çıktı. Millet, dile kolay, koca bir siyaset sınıfını liderleriyle, partileriyle sahneden silerken, iki partili sistemin, dolayısıyla siyasal istikrarın kapısını araladı.
İki:
Seçim oldu, enflasyon olmadı!
Çok uzun yıllardır bu da bir ilki oluşturuyor. Seçime gittik ama enflasyon sıçramadı, hatta düşme eğilimini sürdürdü. Seçime bu nedenle karşı çıkanlar, tersini bekleyenler vardı, yanıldılar.
Çünkü bir nokta göz ardı edildi. Popülist politikaları besleyen kaynaklar son koalisyon hükümeti tarafından kurutulmaya başlamıştı. Merkez Bankası’nın bağımsızlığı, kamu bankalarındaki düzenlemeler ve bazı başka adımlarla siyasetçinin her seçim döneminde sorumsuzca uyguladığı bol kepçe savurganlığa set çekilmişti.
Üç:
Ekonomik program...
Programa AKP hükümetinin de sahip çıkacağı ya da bu politikaları devam ettirmeye elinin mahkum olduğu anlaşılıyor. Ali Coşkun Bey’in ara sıra yaptığı çıkışlar, İhale Yasası’yla ilgili tuhaf tutum ve bazı soru işaretleri, piyasalardaki bekleyişleri olumsuz etkilese de raydan çıkmak söz konusu değil.
Dört:
AB ile yola devam!
12 Aralık tarihi krizsiz atlatıldı. Ecevit’ler, Devlet Bahçeli’ler, Şükrü Sina Gürel’ler iyi ki gittiler demek geliyor içimden...
Çünkü onlar olsa, Kopenhag’da önce kriz çıkartılır, sonra birkaç yıl uğraşılırdı bu krizi çözmek için. Bu arada ekonomide şu olurmuş, bu olurmuş, hiç düşünülmezdi o sözde milliyetçi afur tafur içinde...
Eskilerin bu söylemi, bu siyaset anlayışı değişti mi?
Daha bugünden değiştiğini öne sürmek fazla iddialı olur. Ancak, Tayyip Erdoğan - Abdullah Gül ikilisinin Kopenhag performansı bir değişimin işaretini çaktı. "Sonuç beklentilerimizin gerisinde kaldı ama yola devam!" diyerek rasyonel olan yolu tuttular.
Hatta yeni hükümetin, papaza kızıp oruç bozmayan bu tavrı, bizim bazı çok bilmiş AB’li zıpırları - ya da egzantrikleri - bile memnun edebildi.
Beş:
İktidar, muhalefet...
3 Kasım sonrasına iktidarla muhalefet iyi başladı. Özellikle AB ve 12 Aralık konusunda çok uzun yıllardır özlenen bir işbirliği havası belirdi. İki partili parlamento zemininde doğacak yapıcı bir ortam, dileriz, iktidar - muhalefet modelini yeni bir anlayışa oturtur. Geçmişin gerilim, gerginlik ve kriz yaratıcı, birtakım usandırıcı klişe ve sloganlardan oluşan hırçın alışkanlıklar, inşallah, tarih olur.
Bu bakımdan, CHP lideri Baykal’ı Meclis kürsüsünde izlerken, özellikle Kıbrıs konusunda yine bazen geçmişi anımsadığımı belirtmek istiyorum.
İşte bu beş nedenle, geleceğe dönük olarak iyimser düşünmek istiyorum. Yani, geçen mayıs ayında Kemal Derviş’in öngördüğü gibi erken seçim hiç de fena olmadı Türkiye için...
Bu iyimserliğimin devam edebilmesi için iki yaşamsal konu daha var:
Kıbrıs, Irak...
Kıbrıs konusunda Kofi Annan planı gibi bir fırsatın kaçırılması, Kıbrıs Türkleriyle birlikte Türkiye açısından tarihsel bir hata olacak...
Irak’a gelince... Yaşadığımız dünya keşke savaş olmadan Saddam Hüseyin’den kurtulabilse...
Son söz:
Genelde, ileriye dönük olarak iyimserliğimi koruyorum.
h.cemal@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|