
|

Duvar
Fransızlar "geç olması hiç olmamasından iyidir" (tard mieux que jamais) derler. Ankara’dan yapılan "AB’ nin G. Kıbrıs’ı tam üye ilan etmesini tanımıyoruz"
Açıklaması geç kalmıştır, ama hiç yapılmamış olmasından iyidir. Çünkü, Kıbrıs’a Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin güvencesinde bağımsız devlet statüsü veren 1959 ve 1960 Londra ve Zurich anlaşmaları gereğidir. O anlaşmalara göre Türkiye’nin taraf olmadığı bir uluslararası örgüte Kıbrıs, Türkiye’nin onayı alınmaksızın üye yapılamaz.
Ankara’dan dünkü "tanımıyoruz" açıklaması yapılmasaydı, Türkiye - zımni olarak - yani sessiz kalarak Londra ve Zurich anlaşmalarının artık yürürlükte olmadıklarını kabul etmiş sayılabilecekti.
Böylece Annan planını 12 Aralık’tan önce görüşmeye başlamayarak KKTC kartları zaten zayıflamışken, Londra ve Zurich’in yok hükmüne geçmesi, oyunun kurallarını da silmek anlamına gelecekti.
AB, Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi hukuk zemini sıfırlanmış bir alanda, kendi çıkarlarına göre stepne hukuk üretebileceklerdi.
Yani Ankara’nın açıklaması iyi ve yerindedir.
Iska mı? 12 Aralık’ın ıskalanmasıyla zaten zayıflayan elimizdeki son birkaç koz böylece korumaya alınmıştır.
Peki "bu açıklamayı yapmak için Ankara’da jeton gerçekten geç mi düştü?" Sanmıyoruz...
Bunca yıldır Kıbrıs sorunu ile yatıp, Kıbrıs sorunu ile kalkan diplomatlarımız, bile bile, göz göre göre atlamazlar.
Hemen "tanımıyoruz" açıklaması yapmak ilk günden AB ile ipleri gererdi.
Ayrıca... Hükümet "Biz taktik gereği 2004 sonunda randevuya karşı çıktık. Aslında Kopenhag’da başarı kazandık" havalarını basarken, Dışişleri memurları elbette bakanla, başbakanla, AKP lideri ve yakın geleceğin başbakanıyla ters düşmek istemezlerdi. Ama...
Türkiye’ye dönüşte, sular durulur gibi olduktan sonra Cumhurbaşkanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı ağırlık koyarak "Londra - Zürih anlaşmaları bağlamında Güney Kıbrıs’la sınırlı kalsa bile, Türkiye’nin onayı olmaksızın uluslararası bir kuruluşa üyelik geçersizdir. Kıbrıs için Kopenhag kararını tanımıyoruz" açıklaması yapılabilirdi.
Geç, fakat hiç yapılmamasından iyi bir açıklama...
Hatta "geç" değil, iç siyaset platformunun kayganlığında mümkün olan "en kısa" tarihteki açıklama da denebilir.
Kritik kavşak Asıl önemli olan bu açıklamanın hangi yol haritasını çizdiğidir.
Bir güzergâh "siz yamuk yaptınız. Hukuk tanımıyorsunuz. Biz de sizin kararınızı tanımıyoruz. Öyle ‘28 Şubat’a kadar anlaşın’ dayatmanızı geri çeviriyoruz" olabilir.
Bir adım ötesi gene "çözümsüzlük çözümdür" politikasının devam ettirilmesidir.
Bu mümkün görünmüyor.
Ne sınırların ötesiyle Ankara ilişkileri... Ne de KKTC’de halkla yönetim arasında ciddi kopukluk olasılığı görmezden gelinebilir. Diğer güzergâh ise aklın yoludur.
Görüşmektir.
Çözüm aramaktır.
Onurlu, adil, gerçekçi formülü üretmektir. Bu yapılmazsa KKTC yönetimi ve Ankara’da ipleri ellerinde düğüm yapanlar gelişmelerde kontrolü yitirebilirler.
Masamdaki taş Şu satırları yazarken gözüm zaman zaman, masamın üzerindeki 6 - 7 santimetrelik bir beton parçasına takılıyor.
Ucundaki dikenli tel ile birlikte Berlin Duvarı yıkılırken koparılmış.
Şeffaf plastik içine yerleştirilmiş bir anı.
Üzerinde Almanca, Fransızca ve İngilizce "duvar" anlamına gelen "die mauer, the wall, le mur" ve altında Berlin 13.8.1961 - 9.11.1989 yazılı.
Yani duvar 27 yıl özgürlüklerin, insani ilişkileri arasında "set" olmuş.
Ama o bile sonunda yıkılmış.
Bu çağda artık, Kuzey ve Güney arasında bir zamanların Berlin’ini anımsatan duvar örülemez.
Örüleceğini sananlar, yıkılacağını da bilmeliler.
Çözüm duvar değildir.
g.civaoglu@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|