
|

İTO’nun 50 yıllık ulu çınarı artık yok
20 yıl önce İstanbul Ticaret Odası’na adımımı ilk attığımda Nuh Kuşçulu başkan, İsmail Özaslan genel sekreterdi. O günlerde mesaimizin yarısı İTO, İSO, TÜSİAD ve Özal döneminin ilk heyecanıyla Türkiye’yi aşındıran yabancıların da katıldığı 5 yıldızlı otellerdeki uluslararası konferanslara koşuşturmakla geçerdi.
1987’de Kuşçulu gitti Niyazi Adıgüzel geldi. Bir yıl sonra Adıgüzel gitti, Yalım Erez İTO’nun başına geldi. Sonra Erez birkaç kez gidip geldi, her gittiğinde Atalay Şahinoğlu başkan oldu. Şahinoğlu ardından Hamdi Tombak derken Mehmet Yıldırım geldi ve 7 yıldır başkanlık koltuğunda oturuyor. Bu 20 yıl içinde genel sekreterlik koltuğunun sahibi ise hiç değişmedi. Taa ki ölüm onları ayırıncaya kadar...
Bana hep takılırdı
Prof. Dr. İsmail Özaslan, önceki gün pankreas kanserine yenik düştü. Beni her görüşünde "Kız kaç yıldır burada oturuyorum. Benimle ne zaman röportaj yapacaksın?" diye takılır, "Haydi hemen yapalım" diye kalem kağıdı çıkartmak için çantama davrandığımda "Kız sen benim gazetelere röportaj verdiğimi hiç gördün mü?" diyerek hevesimi kursağımda bırakırdı.
90’lı yılların ortalarından itibaren İTO’ya uğramaz olmuştum. 3 yıl kadar önce İTO Dürüst Reklamcılık Kurulu üyeliğine davet edilince 2 ayda bir gitmeye başladım. Bir seferinde Özaslan’la koridorda karşılaştık:
"Kız buralara gidip geliyorsun da neden bana uğramıyorsun? Gel bak bu yeni binada çok modern olduk. Espressomuz cappucinomuz bile var."
Bir başka sefer İTO’nun giriş kapısında karşılaştık:
"Kız hani benimle röportaj yapacaktın?"
Fırsatı kaçırır mıyım: "Beni zaten kahve içmeye çağırmıştınız. Gelirim ama, röportaj da yaparız!"
"Dur bekle" dedi bu sefer. "2002’de Oda’da 50. yılımı dolduruyorum. O zaman yaparsın!"
Pankreas kanseri
İTO gibi bir yerde, birbirinden çok farklı birikim, kişilik ve dünya görüşündeki başkanlarla 50 yıl hiç kesintisiz çalışmayı başarmak büyük maharet ister. O beni yine atlattığını sanıyordu, ama ben bu kez kararlıydım. Onun maharetinin püf noktalarını bu köşeden özellikle de genç okurlarıma mutlaka aktarmalıydım.
2002 geldi. 2 - 3 ay geçti. Ve çoğumuzun isteyip de yapamadığı şeyler gibi ben de Özaslan’a röportaj vaadini üstelemeyi ihmal ettim. Taa ki kanser olduğunu duyuncaya kadar... Bu kez onu kırmadan teklifimi yineledim.
"Dur bakalım, moralim bozuk şimdi" dedi.
Amerika’dan tedaviden döndüğünde moralliydi. "Şimdi olmaz, ölecek de onun için yapıyor derler" diye itiraz etti.
Yeniden Amerika’ya gitme vakti geldiğinde seyahat öncesi nihayet kabul etti. Oturup uzun uzun konuştuk. Ben de 24 ve 25 Mayıs 2002’de bu köşede uzun uzun uzun yazdım.
Son röportajı benimle
Hayata sımsıkı sarılıp her gün en tiril tiril haliyle işinin başında olduğu hasta günlerinde, hem kamuoyuyla hiç paylaşmadığı İTO’daki 50 yıllık serüvenini bana anlattığı için, hem de kendisi hakkındaki düşünce ve duygularımı ona okutabilme fırsatını bana verdiği için ona minnettarım.
Nejat Eczacıbaşı’ndan Ali Koçman’a, Nuh Kuşçulu’dan Koç Topluluğu tepe yöneticisi Fahir İlkel ve Arçelik Genel Müdürü Ergün Önder’e iş dünyamızdan kayan parlak yıldızların ardından yazdığım her yazıda, içimde derin bir KEŞKE kalmıştır. Keşke bunları sağlığında kendisine söyleyebilseydim!
Medyaya en ketum duranların başında gelen Özaslan, bana işte böyle bir ayrıcalık tanıdı. Söyleşiyi merak edenler, Milliyet’in internet sitesinden bulabilirler.
Ararat’ın ani ölümü
İTO çalışanlarının başı sağ olsun. Hem de iki kez. Zira bizim Dürüst Reklamcılık Kurulu’nun Başkan Yardımcısı Doğan Ararat da bayramın ilk günü ani bir kalp krizi sonucu hayatını kaybetmiş.
Ararat 62 yaşındaydı. Gayet sağlıklıydı. Hayata bağlıydı. Özaslan 72 yaşındaydı, ama pankreas kanseri teşhisi konuncaya, hatta kendisini 2 ay önceki son görüşümde bile hayata çok bağlıydı, dinamikti.
Hayatla ölüm arasındaki çizgi çok ince. Zamanı ve yeri belirsiz. İncir çekirdeğini doldurmayacak şeyleri dert edip hayatı gereksiz yere kendinize zehir etmeyin. İyi yaşayın.
mtamer@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|