
|

Savaş rüzgarları eserken... Anılar...
Dünya savaşının başladığı günler Türkiye Dışişleri Bakanı Şükrü Saracoğlu Sovyet Rusya’ya davet ediliyor. Lehistan’ı istila eden Alman orduları henüz Rusya’ya saldırmamıştır!
Saracoğlu Odesa yoluyla Moskova’ya geçiyor ama gerekli ilgiyi göremiyor. Moskova’da Dışişleri Bakanı Molotof ile bir araya geliyorlar, hava yine soğuk!
Kısa bir süre önce Türkiye Cumhuriyeti, İngilizlerden 10 milyon sterlin ve 15 milyon sterlin karşılığında altın almıştır; içeride paramızı güçlü tutabilmek için. Ayrıca 35 milyon sterlin tutarında askeri gereç istemektedir İngilizlerden. Tarafsızlığımızın bedeli böyle. İki ülke arasında yardımlaşma paktı imzalanmıştır. Ayrıca Fransızlarla da.
Almanların ünlü Büyükelçileri Von Papen ile Türkiye’yi kendi yönlerine çekmeye çalışmaktadır. Ruslar da aynı şekilde kur yapıyorlar ama dişlerini göstermekten de kaçınmıyorlar! Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ise engin deneyimini işte o günler ortaya koymaktadır.
Rusların istediği, Boğazlar hakkında Möntrö Anlaşması’nda yer alan bazı maddelerin kendileri lehinde güçlendirilmesi... yani Boğazlar’da egemenliğimize el atmak!
Türkiye ve Rusya Dışişleri Bakanı birkaç gün müzakere ediyor bu konuyu! Saracoğlu ısrarla bu isteğin yerine getirilemeyeceğini söylüyor. Molotof inat ediyor, ille kabul etmemiz için! Bunun üzerine Stalin geliyor, müzakerelere aynı isteği tekrarlıyor, zorluyor! Mümkün değil!
Stalin o zaman, Şükrü Saracoğlu’na "bu önerilerimizi yapılmamış farz edelim" diyor ve ilave ediyor...
- Sen, diyor Saracoğlu’na İsmet İnönü’ye yaz Montrö’de görüşmeler kesilmiş, tehlike beliren bir noktadayken dahice araya girerek, işi çözümleyen adamdır. Buna da mutlaka çözüm bulur!
Her türlü tehdit ve zorlamaya rağmen Stalin’in önerisini Türkiye Cumhuriyeti kabul etmiyor! Diplomaside sabır, ustalık böyle olur!
Eğer İtalya’ya savaş açsaydık Herriot’un eşi kurtulacak mıydı? İtalya’nın Almanların yanında Fransa’ya savaş açtığı sırada Paris düşmek üzeredir. Alman orduları kapıda; ülke karış karış işgal edilmiş!
Savaş dışı kalacağını açıklamış olan Türkiye’ye; Yunanlılar, Bulgarlar övgü yağdırıyor, barışı koruduğu için. İngilizler de aynı şekilde! Fransa ise, ateşkes edip teslim olmasından iki gün önce, Türkiye’nin İtalya’ya karşı savaşa girmesini istiyor. Sıcağı sıcağına Fransa, Alman ordularına kapılarını açıyor. Türkiye ise, durumu iyi izlemiş, fevkalade isabetli davranmıştır.
Fransa’nın yanında savaşa katılmayışımızı beğenmeyen tek adam Fransız Meclis Başkanı ünlü devlet adamı Herriot’dur. Bu zat ateşkes kararıyla ordularının geri çekilmeleri sırasında rastladığı Türkiye büyükelçisine çatıyor:
- Eğer Türkiye savaşa girmiş olsaydı, Fransa bu yenilgiye uğramayacaktı.
Büyükelçinin cevabı:
- Türkiye İtalya ile savaşa girse, İtalya’ya savaş ilan etseydi, bu ne Sedan’da ne Flandr’da Fransız askerinin yenilgisine engel olabilirdi!
Bunu geniş olarak açıklıyor Herriot’a. Başkan üzüntülü, şaşkın, perişan bir dille:
- Karım Lion’da Almanların elinde tutsak, ben de gidip Almanlara teslim olacağım.
Şu hale bakınız!
Not: Faik Ahmet Barutçu’nun anılarından.
SAYFA BAŞI

|
|

|