
|

İsmet Paşa’dan Özal’a
Körfez Savaşı yılları... Özal, Irak’ın Kuveyt’i işgali üzerine, petrol boru hattını kapatarak ABD istemeden Saddam’a ‘ambargo’ uyguluyor.
Bıraksalar, Körfez’e gemi göndererek savaşa fiilen katılacak.
Kuzeyden cephe açmayı, Musul - Kerkük petrollerine uzanmayı düşünüyor. Ancak tarihe meraklı Özal. Aklına takılanları sorguluyor.
Çankaya’da gazetecilerle bir araya gelip, Körfez Savaşı sonrası gelişmeleri tartışıyor. (Cüneyt Arcayürek’in, ‘Kriz Doğuran Savaş’ kitabından.) Olacakları ‘akıl süzgeci’nden geçirmeye çalışıyor:
"Yalta’da Avrupa’nın haritası çizilirken, Yalta’da çizilmedi bu. Başından beri konuşuldu. Yalta’da noktalandı.
İsmet Paşa’yı Kahire toplantısında Roosevelt, ‘Türkiye harbe girsin’ diye sıkıştırınca, denilmiş ki, ‘Harbe iştirak etmeyen, sulh masasında yerini alamaz.’ İsmet Paşa’nın da meşhur sözü var: ‘Sulh masasına oturtmayız’ denince, ‘Biz ayakta durmasını biliriz’ cevabını vermiş." Ama burada bir gerçek var. İlle harbe girmek şart değil, bütün hüner başından beri işin içinde olduğunuzu göstermek. Hiçbir şeyi kabul etmiyoruz dediğiniz zaman, hakikaten masada yeriniz olmaz.
Rahmetli hep masaya oturmayı düşledi, ‘Bizi Ortak Pazar’a alırlar falan demiyorum ama Batı nezdinde yeni bir ağırlığımız ortaya çıkmıştır’ sözleriyle Körfez Savaşı’ndan kazançlı çıkacak bir Türkiye özlemi duydu. İncirlik Üssü müttefiklere açıldı. Ama savaş Özal’ın düşündüğü gibi Ortadoğu haritasının yeniden çizildiği bir konferansta değil de çölde bir çadırda General Schwarzkopf’la Saddam’ın ordu komutanı arasında sona erdirildiğinde Kuveyt işgalden kurtarılmış, bölge kendi sorunlarıyla baş başa kalmıştı.
Baba Bush, BM harekatının Saddam’ın Kuveyt’ten çıkartılmasıyla son bulacağını gördüğü için ABD Dışişleri Bakanı Baker’ı Ankara’ya gönderirken, yakın dostu Özal’ı, ‘Hoşuna gitmeyen bir şeyi kabul etme’ diye uyarmıştı. Özal’a şahsi teşekkürü ise Camp David’de bir hafta sonu tatili oldu.
ABD, 12 yıl sonra ‘İkinci Körfez harekatı’na hazırlanırken sanki Saddam’dan kurtulmanın ötesinde başka şeyler planlıyor.
Güneydoğu’ya 80 bin asker. Diyarbakır’da karargah. En az 5 yıl bölgede kalma. Kuzeyden cephe açma... Irak’ta federasyon. Kürtlere ayrı statü. Bunlar ‘Saddam’dan kurtulma’ hedefinin ötesinde 11 Eylül’den sonra Afganistan’la başlayan ABD egemenliğini Ortadoğu’ya yayma, petrol ve enerji alanlarına tümüyle yerleşme stratejisinin ürünü gibi gözüküyor.
Ecevit, ‘ABD bize de asker göndermeyi teklif etti, kabul etmedik’ diyor. Bu sözler 3 Kasım’la ilgili ‘komplo senaryosu’nu çağrıştırıyor.
Derviş’le başlayan ‘koalisyonu sona erdirme’ sürecinin ardında Irak operasyonu mu vardı?
Başbakan Gül’den önce Tayyip Erdoğan’a Beyaz Saray kapıları nasıl açıldı?
Amerikan askeri varlığına gözü kapalı ‘evet’ dersek bu gidişle Irak’ın değil, Türkiye’nin geleceğini tartışmaya başlarız.
dsazak@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|