
|

Deprem ve yılbaşı: Sokak insanlaştırır!
Birbirine yönelen, kendinden sarkan bedenler. Olağandışı bir biçimde hareket eden kollar, bacaklar, boyunlar. Tanımadıklarıyla selamlaşmaktan çekinmeyen yüzler, birbirini izlemekten ve izlenmekten tedirgin olmayan gözler. Belli saydam bir işbirliği duygusu içinde "birlikteleşen" büyük kalabalık... Yılbaşı gecesi, 26 Ağustos deprem gecesine benziyordu Taksim’de. Sokak iyi günde de kötü günde de bir kader birliği duygusu yaratıyordu ki, asfaltı ılıklaştıran sokağın bu tılsımı idi.
"Sokak özgürleştirir" sloganı eksik olabilirdi bu sahneye bakıldığında. Zira sokak, insanlaştırıyordu. Özgürlük insanlaşmanın bir sonucuydu belki sadece. Uygarlık adına konulmuş veya bir biçimde kabul edilmiş ıvır zıvır kuralların tamamını, hiç değilse bir süreliğine, unutturuyor; sokak biraz daha insan olmak için hayata bir mola verdiriyordu.
Peki sokak neyi öğütür kendinde? Bizden çekip aldığı fazlalık nedir? Sokak niye hafifletir, iyileştirir?
Paramparça Sokağın ilk yaptığı şey, insanın kendi bedeniyle kurduğu katır kutur ilişkiyi ortadan kaldırmasıdır. "Normal" koşullarda bir işiniz olduğu için sokağa çıkarsınız, bir amacınız olduğu için şu doğrultuda, bu sokaktan yürürsünüz kuralını yerle bir eder sokakta "keyfî" olarak bulunmak.
İkincisi, bedeninizi fazla sakınımlı bir hale getiren saplantılı güvenlik ihtiyacının manasızlığını gösterir zaman. Vakitlice eve dönen insanlar, bu gece vakitsizce buradadırlar ve hiçbir şey olmamaktadır. Bir korkuyu denemek gibi rahatlatır insanı bu.
Bununla yetinmez sokak. Sosyal statü farklarını bir süreliğine ortadan kaldırmayabilir ancak silikleştirir. Esrik bir topluluksa söz konusu olan bir süreliğine o farkları yok da edebilir aslına bakılırsa. Sokakta hep birlikte bulunmak toplumsal gerilim hatlarını esnetir, gıdıklar. İnsanların kendi sosyal statüleri gereği vücutlarına, yüzlerine ve hareketlerine verdikleri biçimler bir başka sosyal statüdeki kalıplarla karışabilir. Sırf eğlence olsun diye bile bir zengin çocuğu bir "varoş" çocuğu gibi davranabilir. Sokak, kendinden sıkılmış insanların oyun alanıdır.
Çokluk coşkusu 1 Mayıs 1977’yi yaşamış olanlar başka ve daha büyük şeyler tarif edeceklerdir herhalde bir kalabalıkla birlikte hareket ediyor olmanın coşkusu üzerine. Ama politik örgütlenme deneyimi olmayan "bizler" için insanların bir arada olmasının nasıl bir tarifsiz coşku, iç sularda bir yükselme yarattığını görmek için, milli maçları hariç tutarsak, ya deprem olması veya yılbaşının sokaklarda kutlanması gerekiyor herhalde. O çokluk duygusunda bir şey var. Kulağa son derece hamasi gelecektir muhakkak, ancak sokaktaki kalabalığın aynı duygu durumuyla bir arada olması bir tür karmaşık "kardeşlik" duygusu da yaratır. Yılbaşında Taksim’deki insanların bu kadar neşeli olmasının nedeni yeni bir yıla giriyor olmak değildir kuşkusuz. Bu herkesi aynı anda tutup sürükleyen coşku "bir arada olma", "aynı" olma büyüsünden kaynaklanmaktadır.
Şu da var ki, 1980’den sonra evine kapanan, insanları birbirinden muazzam ürken bir ülke, gitgide kalabalıklaşan sokak kutlamaları sayesinde yeniden sokakla barışmaktadır. Bu iyidir. Her ne olursa olsun, iyidir. Çünkü sokak, insanlaştırır.
ecetem@hotmail.com
SAYFA BAŞI

|
|

|