
|

Tayyip Denktaş, Firavun, Yahudi...
KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş’ın iki dudağının arasında bugünlerde yine istifa sözcüğü dolaşıyor. Bu galiba sıkıştığının bir işareti... Yıllar geçiyor, Sayın Denktaş değişmiyor.
Bir yazımın başlığı:
"Denktaş: Türkiye’nin kuklası değilim."
Tarih, 18 Ağustos ‘92.
New York’ta Denktaş’la görüştükten sonra yazdığım bir yazı. O tarihlerde BM Genel Sekreteri Butros Gali, Denktaş’ın önüne yüzde 28.2’lik bir harita koymuş, bekliyordu. Denktaş’ın yanıtı ise yüzde 29 artı olmuştu. Rum lideri Vasiliu’yla birinci tur görüşmeler böyle sona ermişti.
Denktaş’ın sıkıştığı anlaşılıyordu. Yalnız BM tarafı değil, Ankara da kendisine bastırıyordu. Masadan kalkıp oyun bozan taraf olmasını istemiyordu Demirel hükümeti...
UN Plaza Oteli’ndeki her zaman kaldığı süitinde Denktaş’la sohbet ederken BM baskısından yakınmış, mesajını Ankara’ya da şöyle vermişti:
"Her sıkıştıklarında ‘Seni Türkiye’ye söyleriz ha!’ tutumu çok itici. Beni Türkiye’nin kuklası gibi görmekten vazgeçmeleri lazım."
Aradan on bir yıl geçmiş.
Denktaş’ın istifa sözcüklerini üst üste telaffuz ederek verdiği mesaj yine aynı. "Üstüme fazla gelmeyin!" demek istiyor AKP hükümetine...
Evet, Kıbrıs kırılma noktasında!
Denktaş’la yeni hükümet arasındaki ilişkilerin gerildiğine dair sinyaller bir süredir geliyor kapalı kapılar arkasından. Denktaş, Kofi Annan planı konusunda fazla katı bulunuyor. Bu planı bir müzakere çerçevesi olarak kabul edilip 28 Şubat’a kadar Kıbrıs’ta çözüme gitmenin mümkün olduğu savunuluyor hükümet tarafında.
Tayyip Erdoğan çok açık konuşuyor. Kamuoyu önünde, adını koymasa da adresi Denktaş olan eleştirel mesajlar veriyor. Başbakan Gül’ün de kapalı kapılar arkasında, daha yumuşak, daha diplomatik bir dille de olsa, Denktaş’a çözüm için bastırdığı biliniyor.
Erdoğan - Gül ikilisinin çözüm konusunda Denktaş’a ters düştükleri artık sır değil. Denktaş yaklaşımında denizin bittiğini görüyorlar. Tayyip Erdoğan’ın siyasi danışmanı ve AKP Adana milletvekili Ömer Çelik dün Star gazetesindeki köşesinde, Kıbrıs’la ilgili geleneksel çizgiyi şöyle eleştiriyordu:
"Kıbrıs konusunda şimdiye kadar süregelen çözümsüzlük siyasetinden farklı bir şey söylendiği anda, bu, kaba milliyetçilik refleksiyle karşılanmaktadır. Dinamik, konvansiyonel siyaset şemasının dışına çıkmış, yeni siyasi denklemi kavramış yaklaşımların önü kesilmek istenmektedir. Oysa, Kıbrıs konusu şimdiye kadar konvansiyonel siyasetin markajı içinde sıkışmıştır. Şu andan itibaren de bu çizginin sürdürülmesi mümkün değildir.
Mevcut çözümsüzlük dışındaki arayışların görmezden gelinmeye çalışılması ise, hem Türkiye’nin AB perspektifinin, hem de Kıbrıs Türk varlığının gerçek ve kalıcı çıkarlarına karşı pozisyon alınması demektir."
Siyasi danışmanın yazısı böyle.
Peki ya çare?
Siyasal irade ve kararlılık...
Erdoğan - Gül ikilisi gereken irade ve kararlılığa sahipse, Kıbrıs’ta çözüm kolaylaşır.
Yoksa ne olur biliyor musunuz?
Size bir fıkra anlatayım. Denktaş’la 1992 yılı Ağustos ayında New York’ta görüştükten sonra bir İngiliz meslektaşımdan yine Denktaş’la ilgili olarak dinlemiştim.
Mısır’da firavun çağırır bir Yahudi’yi makamına, "Bana bak" der, "Ya benim papağanıma bir yıl içinde İbranice öğretirsin ya da boynun gider!" Yahudi perişan halde Hahambaşı’na koşturur, akıl danışır. Gün görmüş Hahambaşı, "Korkma yahu" diye teskin eder Yahudi’yi, "Fazla meraklanma! Bir yıla kadar ya Firavun ölür, ya da papağan..."
h.cemal@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|