
|

Havuç, Disney’i yendi mi?
Ali Saydam, Sabah’taki yeni köşesinde (bu vesileyle kendisine "Hayırlı olsun" diyelim) NPQ dergisinden şu önemli alıntıyı yaptı:
"Amerika, CIA ile giremediği yere MTV ve Hollywood’u gönderir."
Saydam, bunun ne kadar etkili bir yöntem olduğunu kanıtlamak için kendi öğrencilerinden örnek veriyor. Derse girdiğinde sorarmış:
"Bizim mahkemelerde jüri, hakimin sağında mı oturur, solunda mı?"
Birkaç uyanık dışında öğrencilerin çoğu Amerikan dizilerini gözünün önüne getirip yanıtlamaya çalışırmış:
"Sağda... hayır... solda!"
***
Amerikan kültürünün hayatımızdaki etkisi malum...
Ancak geçen hafta New York Times’da yayımlanan bir makale, bu "ideolojik aygıt"ın eskisi kadar iş yapmadığından yakınıyordu.
Habere göre 2002’de dünyada Amerikan kültür ürünlerinin tüketiminde belirgin bir gerileme olmuş. önce Coca - Cola, Disney, Nike gibi Amerika’nın simge kuruluşlarının karları ciddi oranda düşmüş, ardından bu eğilim küreselleşmenin bayrağı sayılan McDonald’s’ın satışlarına da yansımış.
Gazete, bir zamanlar bütün dünyayı kasıp kavuran Amerikan dizilerinin de (Dallas’ı, Kaçak’ı, Tatlı Cadı’yı, Bonanza’yı hatırlayın) seyirci kaybettiğini, "prime - time" denilen akşam kuşağında artık yerli yapımların izlendiğini haber veriyor.
New York Times, bu gerilemeyi, dünya halklarının küreselleşmeye ve ABD’ye duyduğu tepkiyle açıklıyordu.
***
Türkiye’deki durumu Kanal D’nin Genel Müdürü Murat Saygı’ya sordum. Bu gelişmeyi aynen doğruladı.
Geçen bahardan beri, en çok seyredilen 100 program listesinde yerli diziler kesin bir üstünlük sağlamış. Arada Hollywood filmleri iyi iş yapsa da listenin kral tahtında komedili, dramlı, şehirli, taşralı yerli diziler oturuyor. Saygı bunu "öze dönüş" olarak yorumluyor. Dallas’ı yeniden göstermeyi denemişler, tutmamış. Zeyna’nın, Herkül’ün modası da çabuk geçmiş.
Sadece diziler değil, yerli yarışmalar, tartışmalar, magazin programları da yabancı yapımlar karşısında tartışılmaz bir üstünlüğe sahip...
***
Lahmacunun pizzayı, gazozun kolayı, İnegöl’ün hamburgeri, Havuç’un Disney’i püskürttüğü anlaşılıyor.
Bu nihai bir zafer sayılabilir mi?
Sanmam. Çünkü Amerikan dizilerini tahtından eden yerli yapımların bir kısmı zaten Amerika’da denenmiş ve tutmuş (Çarkıfelek gibi) yarışmaları, (Tatlı Hayat, Dadı gibi) dizileri aynı formatta ve "yerli tatta" yeniden üretiyor. Böyle olmayanlar ise senaryo tekniğinden diyaloglarına, esprilerinden konserve kahkahalarına kadar Hollywood şablonlarını neredeyse bire bir taklit ediyor.
MTV’nin, CNN’nin yerli muadilleri de Amerikan kalıplarıyla yayın yapıyor.
Amerikan damgalı globalizmin kültürel hegemonyası, alışveriş iştahından harcama tutkusuna, atıştırma adetinden dünyayı algılama biçimine kadar bir yaşam tarzı empoze ediyor.
Hollywood filmi izlemesek de izlediğimiz filmde aynı montajı, tempoyu, oyunculuğu, diyalogları arıyoruz. Döneri "Kebaplandöde yiyoruz. Daha az Amerikan dizisi izlesek de artık birbirimizle (Amerikancadan tercüme) "Kendine iyi bak" diye vedalaşıyoruz.
Şu ara geriliyor olsa da uzun vadede tersine çevrilmesi zor bir süreç bu... Avrupa’daki gibi, yerel üretimin bilinçli bir stratejiyle desteklenmesi gerekiyor.
Bu yapılmadıkça zafer çığlıkları için henüz erken...
can.dundar@e-kolay.net
SAYFA BAŞI

|
|

|