
|

Özkök Paşa’nın konuşması üzerine...
Genelkurmay’ın geçen çarşamba akşamı Ankara’da verdiği basın kokteyline katıldım. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök ilginç bir konuşma yaptı. Bu konudaki görüşlerimi aşağıdaki noktalarda özetliyorum:
(1) Özkök Paşa, Türkiye’nin çok kritik bir dönemden geçtiğini, böyle bir dönemde Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yıpratılmaması gerektiğini belirtti ve askerin ‘siyasete bulaştırılması’ndan özenle kaçınılmasını istedi.
Haklıydı.
Ancak, Sayın Genelkurmay Başkanı benzer duyarlığı keşke hükümet açısından da gösterseydi. Oysa konuşmasında Başbakan’ı sert biçimde eleştirdi, böylece Türkiye’nin bu kritik döneminde askerle hükümeti karşı karşıya getirmiş oldu. Bu tutumu doğru değildi Özkök Paşa’nın...
(2) Evet, Yüksek Askeri Şura’da, yani YAŞ’taki şerh olayında yanlış olan Başbakan Gül’ün tavrıydı. Hem öz hem biçim açısından haklı olan askerdi.
Ama konu bu yönüyle zaten kamuoyuna taşınmış, tartışılmıştı. İsabetli olan artık bu noktada frene basılması, gerekiyorsa konunun kapalı kapılar arkasında olgunlaştırılması idi. O yüzden, şerh olayı kamuoyuna yeniden taşınmasa, ülkemizde zaten nezaketi olan sivil - asker otorite ilişkileri açısından daha hayırlı olurdu.
(3) Orgeneral Özkök, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin modernleşme alanındaki tarihsel öncülüğünü belirtirken, Avrupa Birliği’ne baştan beri kesin taraftar olduklarını vurguladı.
Bu vurgu da isabetliydi.
Ancak, Sayın Genelkurmay Başkanı’nın Avrupa Birliği açısından duyarlık göstermesi gereken bir konu daha var. Bu da Türkiye’de asker - politika ilişkisidir. Çünkü askerle seçilmiş sivil otorite, yani hükümet ilişkilerinin bu ülkede de demokrasilerdeki olağan boyutuna oturtulması, Türkiye’nin AB yolculuğunu daha zahmetsiz hale getirecektir.
(4) Orgeneral Özkök konuşmasında türban konusuna da değindi. İrtica ve bölücülüğün tehdit olarak varlıklarının devam ettiğini söyledi.
Bunlar da haklı hassasiyetler.
Ancak, hassasiyetin ölçüsü de demokrasi açısından önem taşıyor. Zira ölçü kaçtığında demokrasi yara alıyor. Örneğin, türban konusunda kamusal alan tarifinin biraz daraltılarak yapılmasının demokratik huzur açısından daha doğru olacağına inanıyorum.
(5) Özkök Paşa’nın Irak konusundaki görüş ve kaygılarını genel olarak paylaşıyorum. Neyin ne olması gerektiğiyle ilgili olarak askerin baştan beri daha gerçekçi görüşlere sahip olduğu kanısındayım.
Hükümetin ise bu konuda biraz kararsız, biraz kaçak güreştiğine dair işaretler var. Fakat, askerin de sanki hükümeti kıskaca almak ister gibi bazı yönelişler içinde olduğu suyun yüzüne vurmuyor değil.
Irak açısından, askerle sivil otorite arasında ‘güven bunalımı’na tahammülü olmayan bir yol var önümüzde. Ve hükümetin daha kararlı, daha gerçekçi olması gerekiyor.
(6) Orgeneral Özkök’ün konuşmasında altı çizilmesi gereken bir başka konu Kıbrıs’tı. Şöyle dedi: "Türkiye’nin güvenliğini tehdit eden ve güvenlik ihtiyacını sağlamayan bir Kıbrıs çözümüyle ‘Türk’ün Anadolu’ya hapsedilme süreci’ hemen hemen tamamlanmış olacaktır."
Altı çizilecek bir duyarlık.
Ama ben haritaya bakınca, Doğu Akdeniz’de Kıbrıs’la Anadolu’nun yakınlığını, Türkiye’nin büyüklüğüyle askeri gücünü göz önünde tutunca, "Türk’ün Anadolu’ya hapsedilebileceği"ne doğrusu ihtimal veremiyorum. Soğuk savaş döneminde Türk’e karşı yapılamayanın, bundan sonra hiç yapılamayacağını düşünüyorum.
Askerin de aslında farklı düşündüğünü sanmıyorum.
Soğuk savaş sonrasında Kıbrıs’a ve Kıbrıs’ta çözüme, Türkiye’nin daha kendine güven duyarak ve eskisine göre daha esneklikle bakabileceğine, bunun da hem Kıbrıs hem Türkiye Türkleri için daha iyi olacağına inanıyorum.
(7) Son olarak, Özkök Paşa’nın konuşmasında yer verdiği Cezayir Kurtuluş Savaşı ve Fransa örneğinin bazı açılardan isabetli olmadığını belirtmek isterim.
Son söz:
Ben diyaloğun eleştirel içerikli olanını severim.
h.cemal@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|