
|

İç politikayla dış politika lahmacun oldu
Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış’ın, Irak konusunda Ankara - Washington ilişkilerini bir hayli nete getiren bir sözü:
- ...Irak savaşında kuzeyden cepheyi anlamsız kılmamaya çalışıyoruz. Bu alanda komutanların karşıtlarıyla konuşup bir sonuca varmalarını uygun bulduk...
Bakalım kuzey cephesinin açılabilmesi için, Türkiye’de kaç bin Amerikan askerinin konuşlanmasında ortak bir anlaşmaya varılacak?
***
"Politika" için söylenmedik iğneli söz kalmamıştır.
Örneğin:
- Politika, halka hizmet etme vaadiyle iktidara gelip, halkı kendine hizmet ettirme oyunbazlığıdır, gibi...
Yahut:
- Politika, iktidara gelip iktidarda kalabilmek için, her türlü ayak oyununun geçerli olduğu meşru bir hilekarlıktır, gibi...
***
"Diplomasi" için de öyle...
Örneğin:
- Diplomasi hiçbir şey söylememek için konuşma becerisidir, gibi...
Yahut:
- Bir diplomat "evet" derse, "belki" demektir. "Belki" derse, "hayır" demektir. Çünkü asla "hayır" demez bir diplomat, gibi...
***
1955 - 56 yıllarında, Ankara Devlet Radyosu’nda her hafta 15 dakikalık bir sohbet saatim vardı.
Konuşmaya, "Dostlarım" diye başlardım.
O konuşmalardan birinde, "diplomasi" için söylenmiş şakacı takılmalardan örnekler vermiştim.
Sedat Zeki Örs, diye ortaelçi payesinde bir diplomatımız da, beni Basın Yayın Genel Müdürü’ne jurnal etmişti, diplomatları küçültücü konuşmalar yaptığım, iddiasıyla...
O dönemlerde Hazine’den geçinmelilerin iri kıyımları; yazı adamlarının, belirli beylik kalıplar dışına çıkıp çıkmadığını gözetlemeyi, kendileri için doğal bir görev sayarlardı.
Onlara göre vatanını seven bir yazar, atanmışları asla ti’ye alamazdı.
Hele hele dış politika, asla eleştirilemezdi.
***
Dış politika konuları uzun yıllar bir "tabu" olarak kaldı Türk medyasında. Zaten dış politika yazarları da, üçü beşi geçmezdi.
En başta gelenler Ahmet Şükrü Esmer, Burhan Belge, zaman zaman Hüseyin Cahit’le Necmeddin Sadak ve Ömer Sami Coşar’dı... Daha sonra da Sami Kohen...
II. Dünya Savaşı yıllarında ise, Hasan Emir Erkilet Paşa ile Ali İhsan Sabis Paşa; haftada iki kez yazdıkları uzun yazılarında, Hitler ordularını bir hayli aşırı tutarlardı.
***
Bugün dış politika konuları, iç politikayla saç örgüsü halinde, her gün gazete manşetlerinde...
Ve her türlü atış serbest...
Atış serbest ama, kafalardaki genel karışıklığın netleşmesine pek yardımcı olunamıyor.
***
Kuzey cephesinin gerektirdiği sayıda Amerikan askeri gelecek mi, gelemeyecek mi?
ABD ile olan "stratejik işbirliğimiz"; "anca beraber, kanca beraber" kenetleşmesinde mi; yoksa biraz daha gevşedi mi?
Biliyorsunuz "söylemleröle "eylemler", çok değişik figürlerle dans eder bizde...
Hele ABD; son analizde, İslam profilli ve bikini özgürlüklü; global sermayeyle bütünleşmiş; AB üyesi, çağdaş ve zengin bir model çıkartmak istiyorsa Türkiye’den...
Tüm İslam alemine örnek olacak...
21. yüzyılda modern teknoloji üretimleriyle evrensel ekonominin zorunlu kıldığı bir tablo bu...
***
Gün bu gün, saat bu saat pragmatizmi, hatta oportünizmi daha çekici ve gerçekçi görünebilir...
Oysa vagonlardaki yolcular günceli yaşamaya çalışırken tarihsel tren, kendi rayında gider ve sonunda da yolcular anlayamaz olurlar nereye gittiklerini...
Prof. Dr. Eser Karakaş, Em. Büyükelçi Yalım Eralp, Em. Koramiral Atilla Kıyat düzeylerinde, kaç dost anlıyor nereye gittiğimizi?
***
Eveet, evet; kuzey cephesi için bakalım kaç bin Amerikan askeri gelecek Türkiye’ye; tabii temelde barışı pekiştirmek amacıyla...
c.altan@prizma.net.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|