25 Ocak 2003 Cumartesi


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



KADEK cephesi: "Niye görüşmeyelim ki?..."

     Önce bu köşenin okurlarına, son günlerde burada yazılanlara ve yazanın "can" güvenliğine gösterdikleri hassasiyet için teşekkür ediyorum. Bu desteği, kamuoyunun savaşa ve bölgedeki pazarlıklara tepkisinin bir tezahürü sayıyorum.
     Konunun taraflarına gelince...
     "ABD - PKK görüşmesi"ne dair yayımladığımız belge, tanık ve fotoğrafa, ABD ve PKK tarafından iki farklı tepki geldi.
     ABD doğrusu bir habere daha önce hiç göstermediği kadar büyük bir tepki verdi. Washington’da ABD Dışişleri Bakanlığı; yazılı bir açıklama yaparak PKK ile görüştüklerini yalanladı.
     Ankara’da ise Amerikan Büyükelçisi Robert Pearson, NTV ekranında, - adeta can havliyle - elindeki Milliyet’i "iğrenç yalanlar" diye sallayarak ve haber kaynağının "PKK ajanı" olduğunu söyleyerek gösterdi tepkisini...
     "11 Eylül saldırısında yakınlarını kaybedenlere, neden en yakın müttefiklerimizden birinin gazetesinde böyle bir haber çıktığını açıklayamam" dedi.
     Oysa, diplomatların ittifak bağları gazetecileri ilgilendirmediği gibi, gazetecilerin haber kaynakları da diplomatları ilgilendirmez.
     Kızgın Büyükelçi’ye tavsiyem, terör mağdurlarına, bu haberi değil, habere konu olan buluşmayı nasıl izah edeceği üzerine kafa yormasıdır.
     
"Görüşmezse hata"
     Masanın karşı tarafına gelince...
     KADEK Başkanlık Konseyi haberleri "spekülatif ve provokasyon amaçlı" diye niteledi. Ancak açıklamada "ABD ile ittifak" yalanlanırken, "ABD ile görüşme" inkar edilmedi. Tersine "Irak’a müdahalenin yaklaşması, ilgili tüm güçleri arayışlara itmektedir" denildi.
     Aynı gün, KADEK’in Özgür Politika gazetesinde Demir Küçükaydın şöyle yazdı:
     "PKK (..) elbette ABD ile görüşecektir ve de görüşmelidir. Eğer görüşmüyorsa, kendi amaçları açısından yeterince esnek ve cesur davranmıyor, kendi mücadelesine zarar veriyor demektir."
     Yorumda "Başkanlık Konseyi" imzasıyla PKK’dan ABD Dışişleri’ne gönderilen mektup ise şöyle değerlendirildi:
     "Sunulan belge, PKK’nın bu alanda nasıl olgunlaştığının, kendi programını ABD gibi dünyanın en büyük gücü karşısında nasıl kişilikli bir şekilde savunduğunun örneği ve delili."
     
Kim, neden sızdırdı?
     Gazetecinin görevi, doğruluğundan emin olduğu belgeyi kamuoyuna iletmektir. Ancak elbette, bu tür hassas dönemlerde, kullanılma riskini azaltmak için bazı temel soruları da deşmek zorundayız:
     Buluşma haberini kim, niye sızdırdı? Neden şimdi?
     Anlaşılan o ki hem KADEK, hem yerli, yabancı istihbaratçılar Davut Bağıstani’yi tanıyor, onun üzerinden haberleşiyor, ama ona güvenmiyor. O yüzden de bildiklerini şu aşamada açıklaması, kuşkuyla karşılanıyor.
     
Herkesin işine geldi
     Bölgeyi iyi bilen ve konuyu yakından izleyen uzmanlar, görüşmelerin açığa çıkmasından, ilgili tüm tarafların yarar sağladığını düşünüyor:
     ABD, bu yolla savaşa katılmakta isteksiz davranan Ankara’ya aba altından sopa gösteriyor.
     KADEK, artık ABD’nin bile ciddiye aldığı bir bölge aktörü olduğunu kanıtlıyor.
     Türkiye, zor taleplerle kapıya dayanan ABD’ye karşı koz yakalamış ve "Kuzey Irak’a seninle benim de girmem lazım" tezine destek bulmuş oluyor.
     KADEK’in güçlenmesinden rahatsız olan Barzani ve ABD’nin bölgenin tek hakimi olmasını istemeyen Almanya da kuşkuları üzerinde topluyor.
     
"İlişkileri askıya alalım"
     Türkiye’nin geleceğini ipotek altına alacak tarihi gelişmelerin arifesindeyiz. Bir üst düzey yetkili, kavganın nedenini şöyle özetliyor:
     "Dünyanın en zengin petrol bölgesi üzerinde, devlet tecrübesi olmayan bir millet, devlet kurmaya kalkarsa; elbette bütün güçler onun üzerinde nüfuz sahibi olmaya çalışır. Bunca fırtına ondan..."
     ASAM Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ da Siyaset Meydanı’nda "Irak’ın geleceği üzerinde söz sahibi olmayacaksak, ABD ile bütün askeri ilişkileri askıya almalıyız" dedi.
     Hep söylemedik mi; siz kendi bölge insanınızı, onların komşudaki soydaşlarını kazanamazsanız, kazanan birileri çıkar.
     Bakalım "son kazanan" kim olacak.
     
     can.dundar@e-kolay.net
     




 SAYFA BAŞI 





Taha AKYOL
Türkiye’nin başarısı

Çetin ALTAN
Ortada bir ayva, önce bakalım kim yiyecek?

Melih AŞIK
BBC’de soykırım

Fikret BİLA
Meclis Kararı

Hasan CEMAL
Davos, nefesini tutmuş Irak’ı bekliyor!

Güneri CIVAOĞLU
Diplomat jenositi

Can DÜNDAR
KADEK cephesi: "Niye görüşmeyelim ki?..."

Abbas GÜÇLÜ
YÖK ve Halman’ın hülyaları

Sami KOHEN
İstanbul çağrısını dinlerler mi?

Mehmet Y. YILMAZ
Hiç bunları kendine dert etmeye değer mi?

Meliha OKUR
Özelleştirme turları Almanya’dan başlatıldı

Hasan PULUR
Söyleyin ne değişti?

Derya SAZAK
Uğur Mumcu’ya özlem

Meral TAMER
Davos’tan Irak’ta savaşa hayır

Ece TEMELKURAN
Başka bir dünya

Tamer HEPER
Sabrınız takdire değer

Osman ULAGAY
Krize mi gebeyiz?

Güngör URAS
Kavak kesimi başladı

M. Ali BİRAND
Arap usulü bir sonuç...

© 2002 Milliyet