
|

Davos’tan Irak’ta savaşa hayır
DAVOS
Muhaliflerin bu yıl Porto Alegre’ye gitmelerine gerek olmayabilirmiş. Davos’taki ABD aleyhtarı havayı görmeniz lazım. Aradıkları ortamı pekala Davos’ta da bulabilirlerdi.
Şaka bir yana, Dünya Ekonomik Forumu’nun bu yılki toplantılarında bugüne dek görülmemiş bir Amerikan aleyhtarlığı her fırsatta su yüzüne çıkıyor. Anti -Amerikan hava hemen her oturumda öylesine güçlü ki, aynı Davos ekibinin geçen yılki toplantısını, sırf 11 Eylül mağduru ABD ile dayanışma uğruna Newyork’a taşımış olduğuna inanamıyorsunuz.
Evet, Bush yönetimi bir yılda mağdurdan zalime dönüşmeyi mükemmel başarmış. Davos’ta sabahın köründen geceyarılarına kadar süren oturumlarda Amerikan aleyhtarı her cümle, dinleyicilerden müthiş alkış topluyor. Dinleyiciler de sokaktaki adam değil, çok uluslu dev şirketlerin CEO’ları, Harvard, MIT, Yale, Oxford gibi kalburüstü üniversitelerin gözde profesörleri ve üst düzey siyasetçiler (ki bu ahalinin alkış adeti pek de yoktur).
Hal böyle olunca, bir an için "ABD Irak’a askeri müdahaleye cesaret edemez" iyimserliğine kapılıyorsunuz. Hatta biraz daha ileri giderek Irak’ta savaş olasılığını bir iki saat için dahi olsa defterinizden tümüyle siliveriyorsunuz.
Tayyip Bey, Türkiye’yi dünya gündemine taşıyor Davos’taki Türk varlığı, önceki geceden itibaren logaritmik artış gösterdi. Çok da isabetli oldu.
AKP lideri Tayyip Erdoğan’ın uçağıyla gelen ekip geceyi dinlenerek geçirirken, Devlet Bakanı Ali Babacan "Euro" başlıklı akşam yemeğinin konuşmacılarındandı. Her zamanki gibi yuvarlak, fazla genel ve heyecansız, ama derli toplu, düzgün ve lafı uzatmadan meramını iyi anlattı. Epey de soru aldı. Türkiye’de yeni seçilmiş bir hükümetin bakanı olarak ilgi gördü.
Tayyip Bey’i ise Polonya Devlet Başkanı Aleksander Kwasniewski, Rusya Federasyonu reformcu muhalefet lideri Grigory A. Yavlinsky ve Avrupa Parlamentosu Başkanı Patrick Cox’un konuşmacı olduğu AB’nin genişmesiyle ilgili oturumda dinledikten sonra iyice ikna oldum ki, bu adam Türkiye’yi dünya gündemine taşıyacak. Türkiye uluslararası araneda bundan böyle her geçen gün kendine daha fazla yer açacak, daha fazla söz sahibi hale gelecek.
Tayyip Bey oturum boyunca hem Türkiye’nin AB üyeliğine ilişkin kararlılığının altını ısrarla çizdi, hem de bütün tuzak sorulara mükemmel yanıtlar verdi.
İşte bu sorulardan bazıları:
Soru - Avrupa’nın sınırları nerede? Türkiye, AB’ye neden kabul edilsin ki? Siz girerseniz Fas ya da İsrail neden girmesin?
Erdoğan - Kıbrıs’ı tam üye olarak kabul eden AB’nin, Türkiye için farklı bir mekansal sınırı olamaz.
Soru - Avrupalı muhafazakârlar Türkiye’yi Müslüman diye, liberaller ise son sözü askerler söylüyor diye AB üyeliğine istemiyor...
Erdoğan - Modern Türkiye’nin kuruluşunda ordunun çok müstesna bir rolü vardır. Daha sonra askerler siyaseti tamamen terk ettiler. Ancak siyasette boşluk bırakılmaya gelmez. Birileri gelir ve doldurur. Bugün ise Türkiye’de güçlü bir siyasi irade var ve nihai kararı da siyasi irade veriyor. Siyasi irade ile orduyu aynı kefede değerlendirmek demokratik olarak çok yanlıştır. Tümü demokrasiyle yönetilen Avrupa Birliği ülkelerinin Müslümanlığa itirazlarını da aynı çerçevede anlayamıyorum.
Soru - Siz ev ödevinizi yerine getirdiniz mi ki?
Erdoğan - Herhalde hâlâ bazı takıntılar var. Çünkü son 20 aydır iktidarıyla ve muhalefetiyle, seçimlerden sonra 2 aydır yine iktidarı ve muhalefetiyle var gücümüzle AB’ye uyum için gerekli düzenlemeleri yapıyoruz. Çoğunu da gerimizde bıraktık.
Bu oturumun ardından Rus konuşmacıyla koridorda karşılaştık. Rusya’da bir dönem devlet başkanlığı için güçlü adaylarda olan Yavlinsky, benim Türk olduğumu fark edince, "Çok güçlü ve etkileyici bir lideriniz var. Ben 14 - 15 yıldır aktif siyasetin içindeyim. Daha önce Türkiye’den böyle bir siyasi lider tanımadım. Dünyada da çok sayıda yok" dedi.
Başbakan Abdullah Gül ise keşke BBC World’ün Irak’la ilgili oturumuna ya hiç katılmasıydı ya da Tayyip Bey gibi Türkçe konuşsaydı... Gerçi kişilikleri çok farklı. Ama sanki dil hakimiyeti de yok gibiydi.
mtamer@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|