
|

Eski köşk bahçelerinin alçak duvarları üstündeki flörtler...
Lodos bir hayli sert esiyordu. Fenerbahçe Parkı’nın ucundaki kıyı kayalıklarında kabara köpüre gelen dalgalar patlıyordu. Her zaman oralarda denize kümelenmiş, sallanıp duran, gagalarının önü beyaz çizgili karabatak sürüleri yoktu. 20 - 30 adım ötedeki Deniz Kuvvetleri’ne ait tesislerin, mini minicik limanına sığınmışlardı.
El ele yanak yanağa yürüyen birkaç sevgili... Yürüyüşe çıktığı hızlı adımlarından belli birkaç orta yaş delikanlısı... Koşarak tur atan eşofmanlı genç bir kız...
Ve yapraklarını dökmüş, anıtsal iki dev sakız ağacı; galiba kurumuş bir tanesi de...
***
Saddam iktidardan çekiliverse...
Bütün o savaş gümbürtüleri mayna olacak... Çoluk çocuk, yoksul Irak halkı da, bedelini ödemeyecek başındaki o hırslı diktatörün...
Ama biliyoruz ki, çekilmeyecek...
Ve ne olacaksa olacak.
***
Biliyoruz ki, tarihsel değişim ve dönüşümler çok ağır bir fatura ödetiyor, değişime ayak uyduramayanlara; masum ve dünyadan habersiz bulunsalar bile...
Ne savaşa karşı olmak para ediyor, ne barıştan yana olmak...
Nasıl ki, yoksulluğa karşı olmak da; bir zarp işareti çekemedi yoksulluğun üstüne...
Yılda toplam 900 milyar dolar ödenmese silahlara...
Ama ödeniyor işte...
Fransız İhtilali’nden sonra ortaya çıkan "ulus - devlet" modelinin yarattığı o kanlı pazar, henüz sıfırlanamıyor...
Ve özellikle yoksul ülke egemenlerinin demagogları, sürdürüp gidiyorlar, "iç düşmanlar - dış düşmanlar" edebiyatını...
Kimse de:
- En büyük düşman, yoksulluktur; diyemiyor.
***
Avustralya kıt’asının 2 bin kilometre batısında küçük parmak tırnağı kadar, bir adacık var; Christmas Adası...
Christmas Adası’nın özelliği ormanları, kayalık tepeleri ve 1.500 kişilik nüfusuyla, yüz binlerce kırmızı kara yengeci...
Yengeçler yılda bir kez çiftleşiyor ve hemen gebe kalan dişi yengeçler; yavrulamak için, kıpkırmızı ırmaklar halinde akın akın denize doğru iniyorlar. Kıskaçlı kolları ayaklarıyla, tepelerinde bir çift sevimli küçük göz, yan yan yürüyerek denize akan yüz binlerce kıpkırmızı yengeç...
Ve hiçbirinin haberi yok; ne Saddam’dan, ne Bush’tan, ne Irak savaşından, ne Kıbrıs sorunundan...
Onların da düşmanı karıncalar...
Uzmanlar, bu gidişle karıncalar yüzünden kırmızı yengeçlerin yok olacağını söylüyorlar.
***
Arada bir Bağdat Caddesi’ndeki tanıdık bir "kafe"de oturup, gelene geçene bakıyoruz...
"Ben sıradan biri değilim" havalarında; cep telefonuyla konuşarak, dünyada kendisinden başka kimse yokmuş gibi yürüyen, genç kızlarla delikanlılar...
Birkaç yaşlı ama kibar giyimli, İstanbul hanımefendisi...
Taşradan geldikleri belli olan ve şişman hanımlarıyla yan yana yürüyen, kalender kocalar...
Hali vakti yerinde olduğu paltolarıyla pardösülerinden anlaşılan beyler...
Ve etekliklerini, birazcık da kendilerinin yukarı çektiği belli olan; uzun çoraplı, formalı lise kızları...
***
Vaktiyle eski Erenköy köşk bahçelerinin alçak duvarları üstünde oturan lise kızları geliyor aklıma...
Toprak yollarda bisikletle tur atardık önlerinden geçerek...
Saddam o tarihlerde sanırım henüz 6 - 7 yaşındaydı; Bush ise belki de doğmamıştı...
Sonunda tanışmalar olurdu; oğlan çocukları sokakta, bir elleriyle arkalarındaki bisikleti tutmuş, ayakta; kız çocukları duvarların üstünde...
Öylesine kelimelere dökülmeyen gizli titreşimlerle dolu, kanat çırpmasını öğrenmeye çalışan yavru kuşlara benzeyen, konuşmalar geçerdi ki...
Hey gidi, eski Erenköy bahçelerinin alçak duvarları üstündeki ilk gençlik flörtleri, hey...
***
Irak savaşı yaklaşıyor...
Acılı kanlı bir tarih laboratuvarından geçildikten sonra, beylik demagojiler, biraz daha saydamlaşacak...
Savaşın Türkiye’ye de getireceği sıkıntılar olacak elbet. Ama hiçbir zaman, bir İstanbul depreminin getirecekleri kadar değil...
Her şeyin bir bedeli var; olduğundan fazla görünerek yaşamanın da...
Lodos poyraza dönüşeceğe benziyor; haydi bakalım hayırlısı...
c.altan@prizma.net.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|