
|

YÖK ve irtica
YÖK Başkanı Kemal Gürüz’ün ikinci defa atanmış olmasını sağlayan sebep, onun "irtica ile mücadelesi"dir... "İrtica ile mücadele" edince ‘zinde güçler’in desteğini alıyorsun! O sebeple, irtica her zaman lazımdır!
"İrtica ile mücadele" olmasaydı merhum Bülent Tanör gibi Kemalist bir akademisyenin YÖK ve İÜ’deki baskılar hakkında anlattıkları Meclis’in tozlu dosyalarında kalır mıydı? "İrtica" Kemal Alemdaroğlu’na da lazımdır: İşte YÖK, Alemdaroğlu hakkındaki "aşırmacılık" iddialarını görmüyor, duymuyor...
YÖK, işine gelince "uyanık bekçi", kendi ‘cemaat’ine gelince "sağır sultan..."
Halbuki, bizim basın gibi, Virginia Üniversitesi’nin "Aşırmacılık Araştırma Merkezi" de Alemdaroğlu’nun aşırmacılık yaptığı iddialarını dünya aleme ilan etti.
***
AKADEMİK hürriyetler konusunda Gürüz, doğru konuşuyor:
"Kanunların suç saydığı şeyler, akademisyenler için de suçtur..."
Okumam için Sayın Gürüz’ün bana verdiği G. R. Evans’ın "Calling Academia to Account" adlı kitabında da bu ilke yer alıyor. Aynen katılıyorum da...
Demek ki kanunların suç saymadığı tezler, araştırmalar akademik bakımından da suç sayılamaz.
Şimdi... Dr. Alev Erkilet Başer Hanım’ın doktora tezi... Beş sosyolog profesör tarafından kabul ediliyor, ataması yapılıyor. Üç ay sonra YÖK hafiyeleri "irtica" ihbarında bulunuyor. Tezi soruşturmak için, sosyologlar değil, bir edebiyat doçenti, raporu yazmak için de bir emekli generali görevlendiriyor.
Ve Dr. Erkilet meslekten atılıyor. Üstelik YÖK tarafından DGM’ye ihbar ediliyor.
DGM Savcısı "suç yoktur" diyerek takipsizlik kararı veriyor.
Ama YÖK "fermanlı suç" uygulamasını sürdürüyor! Nerede kaldı Gürüz’ün akademik özgürlük tarifi?!
‘Ne akademik özgürlüğü be... Baksana irtica ile boğuşuyoruz!’
Peki, irtica ve bölücülük hakkında sosyolojik nitelikte saha araştırmaları var mı? Ne lüzum var, YÖK’e hafiye raporları yeter!
***
ERKAN Mumcu vizyon sahibi, hem milliyetçi hem liberal bir aydındır. YÖK’teki Mac Carthy diktatörlüğü karşısında elbette "sağır sultan" olmayacaktır.
YÖK reformu için öneriler alıyor.
Benim önerim, Gürüz’ün YÖK’ün başına geçmeden önce TÜSİAD için hazırladığı raporda savunduğu şu modeldir:
"Yüksek Öğretim Kurulu’nun kompozisyonu, üçte biri bilim, kültür, sanat, sanayi, ticaret ve finans alanlarında temayüz etmiş özel sektör mensuplarından, üçte biri devletin yüksek öğretimle ilgili DPT, Hazine, Dış Ticaret, Maliye, Sanayi ve Ticaret, Savunma ve Milli Eğitim Bakanlığı gibi organlarının üst düzey yöneticilerinden, üçte biri de yönetim görevi bulunmayan, uluslararası düzeyde yayınları bulunan üniversite mensuplarından oluşacak şekilde düzeltilmelidir...
Ve yeni YÖK’ün görevi, yine Gürüz’ün o zaman savunduğu gibi "makro düzeyde değerlendirme ve koordinasyon" olmalıdır. (Sf. 253)
YÖK, ‘siyasi komiser’ gibi davranamayacağı bir ademi merkezî yapıya, üniversiteler de özerkliklerini koruyabilecekleri mütevelli heyet benzeri yönetimlere kavuşturulmalıdır.
t.akyol@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|