02 Şubat 2003 Pazar


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



Uğur Mumcu, Davos, Porto Alegre!

     Sevgili Uğur Mumcu’nun onuncu ölüm yıldönümünde ben Davos’taydım. Onun için yazı yazamadım. Gazeteci olarak yıllardır yaptığım gibi Dünya Ekonomik Forumu toplantılarını izliyordum.
     Uğur yaşasaydı, nerede olurdu?
     Davos’ta mı?
     Porto Alegre’de mi?
     Eminim, gazeteci kimliğiyle her ikisini de izleyebilirdi. Ama kafası ve gönlüyle önceliği elbette Porto Alegre’ye verirdi. Küreselleşmeye, küresel kapitalizmle eşitsizliklerine öfke ve tepkilerin boşaltıldığı bu heyecan arenasından coşkulu, duygu dolu yazılar yazardı.
     Uğur devletçi idi.
     Özellikle ekonomide...
     Siyasette fikirlerin serbestçe yarışmasına, yani özgürlükçülüğe sahip çıkarken, ekonomide ‘serbest rekabet’ten hoşlanmaz, ağırlığın devlette olmasını savunurdu. Ekonomide devletçilik ile siyasette özgürlükçülüğün bir sınırın ötesinde bağdaşamayacağı yolundaki görüşlere, sanıyorum, pek fazla itibar etmezdi.
     Bu bakımdan özellikle 1980 sonrası yollarımız ayrılmaya başlamıştı.
     Özel televizyona da karşı çıkmıştı Uğur. Tatlı sert tartışmıştık.
     ‘Özelleştirme’den hoşlanmazdı.
     Bu konu açıldığında, ben ona bazen Cumhuriyet gazetesinden örnek verirdim. Ayakta kalmak için devlet dahil her yerde hesabı kitabı tutturmanın gerektiğini anlatan örneklerdi bunlar.
     Cumhuriyet, basın piyasasında temizlik hizmetlerini, ulaştırmayı ilk kez ‘özelleştiren’, yani taşeronlaştıran işletme olmuştu. Yine Cumhuriyet, ‘sendikal eşitliğin’ dışına çıkıp, sendikal tepkilere göğüs gererek toplu sözleşmeyle saptanan ücretlerde farklılaşma yapabilmişti.
     Askerle ilişkiler, askerin demokrasilerdeki yeri ve askeri darbeler (iyi - kötü darbeler) konusundaki görüşlerimiz de yıllar içinde birbirinden ayrılmıştı.
     Uğur askerle ilgili olarak daha ‘hoşgörülü’, ben daha ‘katı’ydım. İkimiz de askerin bu topraklarda modernleşme, laik cumhuriyet ve demokrasi alanında oynadığı bazı belirleyici rolleri tarihsel olarak önemsiyorduk. Ancak, askerin bugünlere sarkan rolünü yerli yerine oturtma konusunda da bir şeylerin yapılması gündeme gelince, görüşlerimizde bazı farklılıklar belirmişti.
     Bunun gibi, İslam ve Kürt sorunu ile ilgili yaklaşımlarımız da 1980’lerin sonuna doğru ayrışmaya başladı. Uğur daha Kemalistçe bakardı bu konulara...
     Peki, Uğur bugün yaşıyor olsa, kimilerinin şimdiden yaptığı gibi üstü örtülü darbe çağrıları yapıyor olabilir miydi? Sanmıyorum. Bugünkü AKP hükümetini birçok bakımdan ağır şekilde eleştirir, ama oyunu kuralına göre oynamanın, yani demokrasi içinde kalmanın gerektiğini savunurdu.
     Uğur da ben de yıllar yılı ‘basına, basın dışı sermaye’nin girmesine karşı çıktık. Gazeteler basın dışı sermayenin eline geçerse, gazetecilik mesleğinin mayasında olması gereken bağımsızlığın, inandırıcılığın bundan büyük yara alacağını düşünürdük.
     Korktuğumuz başımıza geldi!
     Ve sonunda, Cumhuriyet gazetesine de basın dışı sermaye girdi. Yaşıyor olsa, bunu içine ne kadar sindirebilirdi sevgili Uğur?..
     Bilemiyorum.
     Uğur keşke yaşasa, Porto Alegre’de olsaydı. Ben yine Davos’u izleseydim. O, eşitsizlikleri, adaletsizlikleri haykıran çoşku dolu yazılarını gönderseydi. Ben de ‘İyi hoş ama alternatif model nerede?" diye sorsaydım Davos’tan...
     Çatışmaya değil, diyaloğa açılan yolların üstünde birbirimize doğru yürüyebilseydik. Sloganlarla sığ klişelerin değil, somut çarelerin arayışı içinde, Başyazarımız Nadir Nadi’nin dediği gibi, ‘Kişilerle değil fikirler’le uğraşan yazılar yazsaydık.
     Bazen çok siyah - beyaz yazardı Uğur Mumcu. Ama çok iyi bir insandı. Duygusaldı. En ağır şeyleri söylediği kişilerle gün gelir birden barışabilirdi. Bunun bir örneği, rahmetli Metin Toker’di. 1986 yılı ara seçimlerinde İzmir’de barıştıkları o gece şimdi gözümün önüne geliyor.
     Sevgi Özel’in "Uğur Olsun!" isimli yeni çıkan kitabının sayfaları arasında dün sabah gezinirken, sevgili Uğur’a hem ne kadar çok kızdığımı, hem kendisini ne kadar çok özlediğimi bir kez daha fark ettim.
     Böylesi dostluklardan sonra böylesi ölümler, insanın kendinden de, kendi tarihinden bir parçayı da alıp götürüyor.
     Ve yerine koyamıyorsun!
     Onun için yaşarken ipleri koparmamaya özen göstersek ne iyi olur.
     ——————————
     Sevgili arkadaşım Murat Sertel öldü. Yıllar yılı hep aynı mekanlarda sürdü dostluğumuz. Son olarak ölümünden bir hafta önce Yakup’ta birlikteydik. Daldan dala atlayan keyifli sohbetlerinden her seferinde büyük keyif aldım. Kendisini özleyeceğim. Hepimizin ve bilim dünyasının başı sağ olsun.
     
     h.cemal@milliyet.com.tr
     




 SAYFA BAŞI 





Çetin ALTAN
Zurnanın zırt dediği...

Melih AŞIK
Beykoz paça

Fikret BİLA
Irak’a ABD için değil, Türkiye için gireceğiz

Hasan CEMAL
Uğur Mumcu, Davos, Porto Alegre!

Güneri CIVAOĞLU
Gökkuşağı medya

Can DÜNDAR
"Hap Kuşağı"na tepkiler

Abbas GÜÇLÜ
En uzun tahtta kalan padişah kim?

Mehmet Y. YILMAZ
Göbek atarak sürünüyoruz!

Hasan PULUR
Turkey hindi - Türkiye

Derya SAZAK
Savaş yetkisi

Meral TAMER
Sen neden daha iyi olasın ki?

Tamer HEPER
Yeni yasayı Sayın "Okuyan"a sorun

Osman ULAGAY
IMF ile anlaşmada gecikmenin bedeli

Güngör URAS
Harp kesin fatura belirsiz

Serpil YILMAZ
CHP’li Küçük, iGSAŞ’ı Meclis’e getirdi

© 2002 Milliyet