
|

Özal’la Demirel, Gül’le Baykal...
Yıl 1991, aralık ayının ilk haftası. Başbakan Demirel ve Başbakan Yardımcısı İnönü’yle Diyarbakır’dayız. Koalisyon ortakları ilk yurt gezilerini Güneydoğu’ya yapıyorlar.
Demirel gece vakti benimle birlikte dört beş gazeteciyi Diyarbakır Kültür Evi’nin üst katında topladı. Demirel’in Başbakan olarak "Kürt realitesini tanımamız lazım" dediği ilginç sohbetti bu...
Ama bu yazıda benim belirtmek istediğim nokta başka. Demirel gece yarısı sohbetinde koalisyonun ‘Irak politikası’nı, bu çerçevede Iraklı Kürt liderler ve Amerika’yla ilişkileri de anlatmıştı.
Ne kadar ilginçti.
Demirel, daha birkaç ay önce seçim meydanlarında bu söylediklerinin tam tersini söylüyordu. Muhalefet lideri olarak seçim kampanyası boyunca Irak politikası ile ilgili olarak Cumhurbaşkanı Özal’ı fena halde eleştirmişti.
Barzani ve Talabani’nin Ankara’ya gelmesinden başlayarak İncirlik, Çekiç Güç gibi konularda muhalefet lideri Demirel, bazen Özal’a demediğini bırakmamıştı.
İktidardaki Demirel farklıydı.
Başbakan olarak Özal’ın politikalarını, İncirlik’te konuşlanmış Çekiç Güç’ü savunuyordu. Muhalefetle iktidar arasında geçen birkaç aylık bir süre içinde meydana gelen bu değişime diplomatik bir dille dikkatini çekince, Demirel kulağıma eğilip şöyle demişti:
"Türkiye olarak Amerika’yla çok işimiz var. Bir de unutma, 50 milyar dolarlık dış borcun dış politikaya koymuş olduğu ipotek var."
İktidarda böyle...
Muhalefette öyle...
Şart mı?
Sanmıyorum.
Elbette muhalefet olmakla iktidarda olmak siyasette farklı şeyler. Ama bazı konularda ille de siyah - beyaz tavır almak gerekmiyor. Bu daha çok Türk siyasal yaşamının kurtulamadığı kötü alışkanlıklardan biri.
Hala da kurtulamadık.
İktidarı köşeye sıkıştırmak için, boşluğa düşürmek için düşünülenin, ya da makul olanın veya olması gerekenin tam tersini söylemek, muhalefet yapmanın bir gereği olarak görülüyor.
CHP’de de bu var.
Muhalefet lideri Baykal’ın özellikle Irak ve savaş konusunda bugüne kadar iktidarla ilgili eleştirilerinde sözünü ettiğim eski alışkanlığın izleri dikkati çekiyor.
Öte yandan, iktidar kanadı da bugüne kadar kamuoyu önünde farklı bir hava verdi. Oysa durum kapalı kapılar arkasında genellikle farklı.
Gerçekler ağır basıyor.
Reel politika...
Başbakan Demirel’in 1991’de benim kulağıma söylediğinden farklı düşünmüyor bugünkü hükümet de...
Barış arayışlarında haklı olan hükümet, Amerika’nın vurması halindeyse Türkiye’nin dışında kalamayacağını biliyor. Dışarıda kalmanın daha az zarara yol açmayacağını görüyor.
Asker de farklı değil.
Savaşı elbette istemiyor. Saddam’ın barışçı yollardan halledilmesinden yana. Ancak Amerika vurmakta kararlıysa, dışında kalmanın Türkiye’ye daha çok zarar vereceğinin bilincinde...
Gelişmeler artık belirginleşiyor:
(1) Türk Silahlı Kuvvetleri, Kuzey Irak’a girecek. (2) Amerika, Türkiye’den girerek Kuzey Irak’ta cephe açacak. (3) Amerikan askeri, Washington’un beklediği ölçüde olmasa da Güneydoğu’da konuşlanacak. (4) Üs ve limanlarımız Amerika tarafından kullanılacak.
Belirtmekte yarar var:
Bu dört maddenin gerçekleşmesi ancak TBMM’nin kararıyla mümkün. Peki, Meclis hayır diyebilir mi? Pek ihtimal verilmiyor.
Savaş maalesef yaklaşıyor. Askeri kaynaklara göre, Amerika 20 Şubat’tan sonra Mart başına kadar her an vurabilecek.
Son fotoğraf böyle.
h.cemal@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|