
|

Kıbrıs'ta çözüm ümidi yok gibi azaldı
Kıbrıs konusunda nasıl bir son ile karşı karşıya kalacağımız artık belirginleşiyor. Son dakikada bir sürprizle karşılaşılmadığı taktirde, Türk tarafı Kıbrıs' ta hiçbir şekilde anlaşmaya yanaşmayacak. Annan planı ne kadar önemli avantajlar sağlasa dahi, sudan gerekçelerle reddedilecek.
İnşallah yanılırım, ancak Ankara' dan gelen haberler ve dışardan görülen manzara, aynen böyle.
Rauf Denktaş- Mümtaz Soysal ikilisi, devleti ve muhafazakar çevreleri yanlarına çekmeyi bildiler. Özellikle son Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısından sonraki açıklama, çözüm bulunup bulunmaması konusunda noktayı koydu.
Kıbrıs'ın stratejik açıdan Türkiye için çok önemli olduğunun altı çizildi ve Denktaş'a destek verildi. Zaten Kara Kuvvetleri Komutanının Ada' da birkaç gün önce yaptığı konuşma işin rengini göstermişti.
Ankara'da, muhafazakar cepheyi oluşturan askerin, dışişlerinin bir bölümü ve Cumhurbaşkanı Sezer' in benimsedikleri ve açıkça belirttikleri görüş şöyle özetlenebilir :
"…Bu aşamada çözümsüzlük Türkiye' ye bir fatura çıkaracaktır, ancak Irak savaşı nedeniyle ne ABD ne de AB bu faturanın tamamını bize ödetebilirler. KKTC' yi elimizde- eski değeri kalmamasına rağmen- bir pazarlık kartı olarak tutmak ve görüşmeleri ileri bir tarihe atmakta yarar vardır. Rumlar AB' ye tam üye olsalar dahi, bir siyasi çözüm bulunmadıkça, bu üyeliğin nimetlerinden tam anlamıyla yararlanamayacaklar ve içlerine sindiremeyeceklerdir. Göçmenler, hükümete sürekli baskı yapıp çözüm bulunmasını isteyeceklerdir. Ya önümüzdeki yıllarda veya AB' ye tam üyeliğimizle birlikte yeniden çözüm denemesine girişilebilir…"
Bu mantık, Türkiye' yi yönetenlerin ne kadar dar düşündüklerini, Uluslararası gerçeklerden ve Ada' daki genç kuşaklardan ne kadar koptuklarını, ellerindeki kartı ne kadar abarttıklarını ve Kıbrıs' ta ne büyük bir risk aldıklarını gösteriyor.
Irak harekatı sayesinde ellerinin daha kuvvetleneceğini ve ilerdeki pazarlıklardan daha karlı bir duruma gireceklerini sanıyorlar. Bundan dolayı da, Kıbrıs Türkünü kaybetme pahasına Kıbrıs' ı bedavaya Rumlara hediye ettiklerinin farkına varamıyorlar.
Kıbrıs'ı AB içinde artık sadece Rumların temsil edeceğini, 2004' ten itibaren Türk diplomatların, AB müzakere masasında Rumlarla oturacaklarını, yani Türkiye' nin Kıbrıs' ı resmen tanımak zorunda kalacağını herhalde düşünmüyorlar.
Tabii bu arada, Türkiye'nin KKTC' deki memnuniyetsizliği giderebilmek, halkın yatıştırabilmek için yılda yaklaşık 500 milyon dolar harcamak zorunda kalacağını, bu şekilde çözümsüzlükten yana tutum almış olanların ceplerinin biraz daha dolacağını da özellikle saklıyorlar.
***
TAYYİP ERDOĞAN İSE, GÜRLÜYOR AMMA YAĞMIYOR Kıbrıs konusunda Tayyip Erdoğan'ın tutumu ise, başlangıçta çok kimseye umut vermesi, kemikleşmiş politikaların değişeceğinin bir işareti gibi algılanması ve yeni bir dönemin müjdecisi gibi görüldüğü için, içerde ve dışarıda büyük ilgi yaratıyordu.
Ancak, artık durum değişmeye başladı.
Erdoğan çok konuştu, çok gürledi, oysa altına yağmur düşüremedi. Söylediklerinden hiçbiri politikaya dönüşmedi. Hiçbir yaklaşımı gerçekleşmedi. Bir aşamadan sonra da ters tepmeye ve Ankara' nın politikalarına zarar vermeye başladı.
Geçen Cumartesi günkü konuşmasında, açıkça Mümtaz Soysal' ı hedef aldı. Ülke' nin AB'ye gidişini engelliyebilmek için Kıbrıs' ı kullanan müzakerecilerden söz etti. Ancak, Soysal hala müzakerecilik işlevini sürdürüyor. Çözümsüzlük kampanyasının başını çekiyor.
"Erdoğan kulaktan dolma bilgilerle hareket ediyor " diye adeta hakaret eden Denktaş' ı da aynı konuşmasında yerden yere vurdu. Ancak, Denktaş hala ortada dolaşıyor.
Askeri ve Dışişlerini de suçladı, yıllarca sürdürdükleri hamasetle bir yere varamadıklarını, bir Türk takımına bile Rum tarafında resmi maç yaptıramadıklarını söyledi. Ancak asker ve dışişleri, MGK kararının altını imzalıyorlar, Kara Kuvvetleri Komutanı Denktaş'a neredeyse hayranlık beyanında bulunabiliyor.
AK parti lideri ya böyle konuşmamalı, eğer mutlaka konuşacaksa, o zaman da sözlerinin uygulamaya da dönüşmesini sağlamalı. Sağlayamadığından dolayı, dışarıya yanlış mesajlar vermekte, doğru olsun veya olmasın Türk tarafının müzakere pozisyonlarını da büyük ölçüde zarara uğratmaktadır.
Bu çekişmenin yabancı başkentlerdeki algılanması da " Erdoğan istiyor, asker durduruyor… Türkiye' de AKP ile asker arasında güç mücadelesi yapılıyor…Bakalım kim kazanacak, asker mi yoksa Erdoğan mı ?" şekline dönüşüyor.
Önümüzdeki birkaç gün içinde Kofi Annan 3 üncü planını verecek. Yani, Denktaş ile Klerides' in değişiklik isteklerinin hiç değilse bir bölümünü içerecek olan son önerisi masaya konacak.
Kısacası dananın kuyruğu kopacak.
Denktaş, Ankara' da esen resmi havadan yararlanıp, bu önerinin de kabul edilmemesi gerektiğini söyliyecek, bol bol "yavru vatan satılmaz" edebiyatı yapılacak , Türkiye ve Ada'da çözüm istemeyenler görkemli gösteriler düzenleyecekler. Son darbe olarak, Denktaş anlaşmayı imzalamayacak ve referanduma götürecek.
Kıbrıs halkı muazzam bir propaganda fırtınasına tutulacak. Bir bölümü korkutularak, diğer bölümü emekli maaşını kaybetme tehdidiyle, bir bölümü ise isteyerek ve çıkarı sürsün diye , referanduma HAYIR diyecek.
Böylece, Anan planını halk reddetmiş olacak.
Çözümden yana tutum alanlar da vatan hainlikleriyle kalacaklar ( ! )
Kıbrıs kaybedilmiş, Türkiye'ye büyük zarar verilmiş, kimin umrunda… Kısa vadeli çıkarlar tatmin edilmiş, asker AKP' ye gözdağı vermiş olacak…Gerisi tufan.
***
UYAN DA, BALIĞA GİDELİM ( ! ) Araştırmacı (!)- tetikçi Emin Çölaşan, müthiş bir haber yakalamış.
Benim, AB ve Kıbrıs konusunda resmi politikalara ters düşen yazılar yazmamın nedenini bulmuş (!). Hem de,bir zamanlar Türk Silahlı Kuvvetlerini Kıbrısta "işgalci " olmakla suçlayan, Apo'yu çiçeklerle ziyaret edip yanaklarından öperek partisine davet eden, Kemalizm'i faşist diktatörlük diye niteleyen, şu sıralarda ise, hiçbir yerde dikiş tutturamayınca birden bire Kuvva' cı kesilen Perinçek ekibiyle birlikte bu büyük gerçeği ortaya çıkarmışlar. Böylece Perinçek- Çölaşan ittifakının resmen kurulduğunu da açıklamış oluyor.
Meğer benim Türkiye'nin AB' ye katılmasını ve Kıbrıs' ta Annan planının ciddiye alınması gerektiğini ileri sürüp, Denktaş'ı eleştirmemin gizli bir amacı varmış…Türk ve Belçika vatandaşı ( çifte vatandaşlık statüsü) olduğum için, böyle hareket ediyormuşum…
Bravo doğrusu…Yılın en büyük gazetecilik olayı ( ! )
Geçen Cumartesi günü ( Kuş'un yazısı ertesi gün çıktı) bu köşeyi okuyanlar, herkesten önce bu konuyu benim yazdığımı gördüler.
Okurlarımın dikkatini çekmiştim. Şer cephesinin hazırlandığını ve çifte vatandaşlık statümle ilgili kampanya açacaklarını yazmış, "Belçikada 20 yıl gazetecilik yaptığımı, 30 yıldır oturma müsaademin bulunduğunu, bu süre oturan ve çalışanlara Belçika'nın bu hakkı verdiğini, eşim ve oğlumun çok önceden çifte vatandaşlık hakkını kazandıklarını, benim de yıllarca önce elde ettiğim bu hakkı şimdi kullandığımı " açıklamıştım. Bunun gizli kapaklı değil, tam aksine TC Brüksel Başkonsolosluğunun bilgisi dahilinde ve resmi yetkililere bildirilerek gerçekleştirildiğini yazmıştım.
Şer cephesi ise, olayı çarpıtarak "şimdi bu adamın neden Denktaş'a karşı çıktığı, AB konusunda neden ısrar ettiği anlaşıldı" gibilerinden ima dolu cümlelerle, benim Belçikaya satıldığımı söylemeye getiriyor.
İnanılır gibi değil.
Bu mantıktan hareket edilirse, ne iş yapıyor olurlarsa olsunlar, sayıları 200 bini aşan ve T.C devleti tarafından özellikle teşvik edilen çifte vatandaşımız "hain ve satılmış" damgası mı yiyecek ?
O zaman Türkiye neden AB' ye girmeye çalışıyor ? Neden 70 milyonu AB vatandaşı yapmak için çabalanıyor ?
Sırf pislik atmak için dahi olsa, böyle bir bağlantı kurulabilir mi?
Ayrıca bazı eski Kıbrıs yazılarımdan bölümler alıp, "bakın M. Ali eskiden neler yazmış, şimdi ise çifte vatandaş olunca dönmüş" demeye getiriyor. Yazının tamamını koysa ve bugün yazdıklarımla karşılaştırsa, aralarında hiçbir yaklaşım farkı olmadığını, tamamen ayrı ayrı konulardan söz ettiğimi görecek, ancak çarpıtma üstadı , o kadar "araştırmacı" olamıyor.
Zavallıcıklar… Sayfalarla yazı yazdıklarına göre, demek ki, etkinliğimden bu kadar çekiniyorlar.
Bu da onların rüyalarına girmeme yetiyor.
(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com.tr) yayınlanmaktadır. )
mabirand@e-kolay.net
SAYFA BAŞI

|
|

|