
|

Hükümet doğru olanı yapıyor!
Evet, savaş kötü, kan ve gözyaşı demek. Savaşın bilinmezi çok fazla. Bir savaşın başa sarabileceği belaları önceden kestirmek olanaksız. Evet, bu yüzden savaş olmasın.
Öncelikle barış için çaba sarf etmektir haklı olan. Her aklı başında insanın doğru tercihi, savaş değil barıştır.
Irak için de öyle.
Evet, Saddam Hüseyin kötü. Hem kendi ülkesi için, hem bölge için bir bela. Çeyrek yüzyıldır Irak’ı savaştırdı. İran’a saldırdı, Kuveyt’e saldırdı. Kendi halkına katliam yaptı. Yüz binleri ölüme götürdü. Irak halkının kalkınması için harcanabilecek petrol zenginliğini silaha, savaşa yatırdı.
Saddam’sız bir Ortadoğu’nun, Saddam’sız bir dünyanın daha istikrarlı, daha iyi bir Ortadoğu ve dünya olacağı konusunda kuşku duyan aklı başında insana rastlanmıyor.
Saddam sahneden yok olsa, Irak normalleşmeye başlasa, şiddet ve terörle bağlarını koparsa, ekonomik ve ticari hayatı yeniden canlansa, bundan yalnız Irak halkı değil, elbette Türkiye de birçok bakımdan olumlu etkilenir.
Ama Saddam’la olmuyor bunlar.
İstikrar içinde, barış içinde bir Irak’ın önündeki başlıca engel, Saddam’dan başkası değil.
Çare savaş mı?
Saddam başka yolla defedilemez mi?
Püf noktası!
Öncelik ‘barış’a verildi.
Nitekim AKP hükümeti de, barışçı çözüm için baştan beri iyi niyetli ve içtenlikli bir çaba içinde gözüktü. Hem Bağdat, hem Arap dünyası, hem AB nezdinde barış girişimlerinde bulundu. Türkiye’nin stratejik ortağı, dost ve müttefiki Amerika’yı rahatsız edecek kadar ‘barış’a zaman tanıdı.
Ama aynı zamanda ‘reel politika’nın gerekleri de göz ardı edilmedi Ankara’da. Çünkü Türkiye, örneğin ne İtalya’ydı, ne İsveç, ne de Norveç’ti.
Zira Irak, bizim burnumuzun dibi.
Bu nedenle, Türk diplomasisi bir yandan kuyumcu titizliğiyle çalışırken, öbür yandan asker, savaş tercihi halinde alınacak önlemlerin altyapısını oluşturmaya koyuldu.
Türkiye’nin siyasal, ekonomik ve güvenlik çıkarları bir paketin içinde ve uçları birbirine değecek biçimde Washington’la pazarlık masasına yatırıldı. Takvim ve zamanlama açısından Amerika’yla kapalı kapılar arkasında en iyisini yapmak için çalışıldı.
Çünkü hiç kimsenin, barış derken Saddam’ın yol arkadaşı olmaya niyeti yoktu. Ayrıca, Saddam’ı devirmeyi kafasına koymuş olan Başkan Bush’u yoldan çevirmeye de kimsenin gücü yetmiyordu.
Tüm bu nedenlerle:
Türkiye’nin "Ben bu oyunda yokum!" deme lüksü yok. Ne yazık ki öyle. Türkiye ekonomisi sağlam, dış borcu makul düzeyde bir ülke de olsaydı, bunu diyemezdi. Demesi çıkarına ters düşerdi.
Çünkü, demin belirttiğim gibi Irak bizim burnumuzun dibinde. Amerika vurduğu andan itibaren, Türkiye girse de girmese de, ne zarara uğrayacaksa, yine aynı zarara uğrayacak. Hatta girmediği takdirde belki daha zararlı çıkacak.
Çünkü, Türkiye’nin en başta Amerika’yla ilişkileri bozulacağı için zararı telafi mekanizmaları işlemeyecektir. Saddam sonrası Irak’ıyla ilgili masada doğru dürüst yeri olamayacağı için, Irak Kürtleri, Türkmenleri, Irak’taki federasyonun yapısı, Irak petrolü, Kuzey Irak’ta güvenlik düzeni gibi konularda Türkiye’nin söz hakkı sınırlı kalabilecektir.
Türkiye savaşa girmiyor!
Ama gelişmelere seyirci kalamayacağının da farkında.
Ankara bu gerçekleri çoktan biliyor.
Asker de öyle...
Türk diplomasisi de öyle...
Hükümet de öğrendi.
Ve doğru olanı yapıyor.
Muhalefete gelince...
CHP lideri Baykal’ın son günlerde Irak’a ilişkin çıkış ve konuşmalarına, üslubuna bakınca siyasette ‘yenilenme’nin, ‘yeni’yi yakalamanın ne kadar güç olduğu bir kez daha anlaşılıyor.
h.cemal@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|