
|

Ne olacağı belli...
ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell’ın Güvenlik Konseyi’ndeki sunuşu, tahmin edildiği gibi, dünyayı böldü. Ortaya konan "kanıtlar"ı inandırıcı bulmayanlar açıkçası bulanlardan çok. Bu belgeleri bir "savaş nedeni" olarak saymayanlar ise daha da çok...
Powell’ın sunuşunun esas kanıtladığı şey, Bush yönetiminin Irak’ı vurma konusundaki kararlılığıdır.
Kanıtları esas alan ve gerekçe olarak gösterenlerin ne yapmak istediği malum da, bunları inandırıcı bulmayanların bir savaşı önlemek konusunda ne kadar etkili olacakları belli değil. Almanya, ABD bu belgeleri BM denetçilerine versin, onlar da daha derinlemesine araştırmalar yapsın diyor. Fransa, Irak’a daha çok sayıda denetçinin gönderilmesini öneriyor. Rusya, denetim için daha fazla bir süre tanınmasını istiyor...
Bu tür çabaların Saddam rejiminin inadı ve taktikleri karşısında bir sonuç vermeyeceğine inanan ABD ise, kendi belirlediği takvime göre yoluna devam ediyor: Bir yandan askeri hazırlıklarını sürdürürken, diğer yandan ona direkt veya dolaylı destek verebilecek ülkelerle bir "koalisyon" kurmaya çalışıyor.
***
BUSH yönetimi bu stratejisinde bazı ilerlemeler kaydetmiyor da değil. İlginçtir, Powell daha konuşmasını yapmadan, Doğu Avrupa ülkelerinin oluşturduğu Vilnüs grubu, ABD’ye destek veren ve Saddam rejimini dünya için tehlike olarak nitelendiren bir deklarasyon hazırladı. Bu metin ABD Dışişleri Bakanı’nın konuşmasının hemen ardından ilk tepki olarak yayımlandı...
Sadece Doğu Avrupa’dan değil, Batı Avrupa’dan da ABD’ye arka çıkanlar var. Hatta Ortadoğu’da daha şimdiden Kuveyt, Katar, Bahreyn gibi ülkelerin ABD’ye aktif destek sağladığı, diğer bazı Arap ülkelerinin de daha kapalı biçimde dolaylı destek sinyalini verdikleri görülüyor.
Bu da, Washington’u, askeri harekat başladıktan ve hele tamamlanmak noktasına geldikten sonra, gerek Avrupa’dan gerekse Ortadoğu’dan birçok ülkenin "trene atlayacakları" umudunu veriyor. Hatta bunun Rusya ve Fransa için de söz konusu olabileceğini söyleyenler var...
***
POWELL’ın sunuşundan sonra şimdi ne olacak?
Denetçiler 14 Şubat’a kadar faaliyetlerine hız verecekler. O tarihte de Güvenlik Konseyi’ne raporlarını verecekler. Anlaşılan ABD ondan sonra Konsey’den 1441 sayılı kararı, askeri bir müdahale yönünde, daha netleştiren ikinci bir karar çıkartmaya bakacak. Bu gerçekleşirse zaten askeri müdahale için "yasal zemin" oluşturulmuş olacak. Ya bu gerçekleşmezse, örneğin ABD’nin isteği Fransa’nın, Rusya’nın ya da Çin’in vetosu ile karşılaşırsa ne olur?
Tabii bu ABD için büyük fiyasko olur. Bush yönetiminin buna rağmen Irak’a saldırması, çok olumsuz tepkilere ve siyasal komplikasyonlara yol açacaktır. Ne var ki, olayın bu noktaya geleceği oldukça şüphelidir.
BM’deki yılların deneyimi de gösteriyor ki, böyle hallerde yoğun diplomatik manevralar sonucu, uzlaşıcı bir formül bulunabiliyor. Bu kez de, büyük olasılıkla herkesin kendi anlayışı istikametinde çekebileceği bir metin üzerinde mutabakat sağlanabilecektir.
***
HUKUKÇULAR bunun bir askeri müdahale için yasal zemin oluşturup oluşturmadığını tartışmaya devam edebilirler, ama ABD o sırada yapacağını yapmış olur. Ve pek çok ülke de, çıkarları gereği, bunu onaylar veya buna göz yumar...
Uluslararası ilişkilerde, hoşlanmasak da, gerçek hep bu olmuştur ve böyle olmakta da devam etmektedir. Bundan hoşlanmadığını söyleyenlerin veya çifte standarttan yakınanların, hele kendi çıkarlarının ön plana çıktığı hallerde, benzer şekilde davrandıkları da, bu realitenin bir parçasıdır...
skohen@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|