
|

Kardeş aile fikri, neden benimsendi?
Kar altındaki İstanbul’dan hepinize mutlu bayramlar... Bayram süresince sizlerle enine boyuna tartışmak istediğim bir konu var: Maddi gücü olanların yoksul kesimden bir kardeş aile edinmeleri meselesi. Kardeş aile konusu, geçen hafta köşemde dile getirdiğimden beri sizlerin -ummadığım ölçüde- yoğun ilgisiyle karşılaştı. Emekli maaşımı almaya gittiğimde yıllardır tanıdığım veznedardan, ara - sıra alışveriş ettiğim marketteki tezgâhtara ve saçımı tarayan kuaföre kadar, nasıl olmuşsa yazıyı o kadar çok kişi okumuş ki... Ve o kadar çok kişi kendi sınırlı imkânlarının bir bölümünü yoksul kardeş aile bulsa, onunla paylaşmaya amade ki... E - posta ve faks mesajlarında da aynı arayış içinde olan çok sayıda okurum bulunduğunu söylememe gerek yok herhalde.
İster bayramların getirdiği ek hassasiyet deyin, ister TV ekranlarında görülen içler acısı yoksulluk manzaralarıyla yürekleri dağlanan vicdanlı insanların artan duyarlılığı deyin, ister dernekler aracılığıyla yapılan anonim yardımların doğru yere ulaştığından emin olamamanın verdiği rahatsızlık deyin...
Sebebi ne olursa olsun, önemli olan sonuç: Sadece para sorunu olmayan değil, maddi imkânı gayet sınırlı olduğu anlaşılan okurlarımız bile sahip olduklarını paylaşabileceği bir yoksul kardeş aile arayışı içindeler ve çok sayıda okurum benden isim ve adres istiyor. İşte galiba işin püf noktası da burada...
Önceki hafta Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu toplantılarına katılmamış olsaydım, belki yardımı verenin de alanın da birbirlerini tanımalarının önemini gündeme getirmek aklımın ucundan geçmezdi. Davos’ta ülkeler için bile bundan böyle artık yardımı alanla verenin karşılıklı olarak bilinmesinin yararları üzerinde duruluyorsa, kişiler düzeyindeki bağış ilişkilerinde de doğrusu bu belki... Zaten bana sorarsanız, okurların bu denli yoğun ilgisinin nedeni de bu alenilik olabilir.
Bugüne kadar alışık olmadığımız bir yöntem. Belki bu yüzden de cazip. Zaten 21. yüzyılda bilindik pek çok konuya bambaşka yöntemler ve yeni paradigmalarla bakmamız gerekmiyor mu?
Bayramda ve Sevgililer Günü’nde Beyoğlu’na... Beyoğlu Belediye Başkanı Dr. Mimar Kadir Topbaş’tan İstanbullulara anlamlı bir mesaj var. Çocukluğumuzun bayramlarında olduğu gibi bizleri bayramda herhangi bir gün Beyoğlu’nda bekliyor:
"Eskiden bayram sabahlarında, sokaklarda cıvıl cıvıl çocuk sesleri karşılardı bizi. Evlerin içinde ise konuk ağırlamanın heyecanlı ve hummalı koşusu sürerdi. İstanbul’da bayram bir başka güzeldi. Beyoğlu’na çıkmak, İstiklal caddesinde gezmek vardı.
Sonra şehirler sessizleşti önce. Hepimiz uzak diyarlara kaçtık kafamızdaki, bedenlerimizdeki yorgunlukları arıtmak için.
Ardından misafirlik, yarenlik, ahbaplık da gitti bizlerden uzaklara. Yalnızlığımıza daha fazla gömüldük. İstanbul’un tüm köşeleri gibi Beyoğlu da kendi ölçülerince ıssız ve sessiz bir yer oldu. İstanbul Beyoğlu’ydu, ama asıl Beyoğlu İstanbul’du...
Şimdi Beyoğlu yeni ve canlanmış haliyle, yılların birikiminin getirdiği bilgeliği, zengin kültür ve eğlence alternatifleriyle, yeni ve genç bir Beyoğlu olarak uyanacak bu bayram sabahı. Eski birikimini kutsal bir miras gibi taşıyan Beyoğlu, bir bayramı daha bekliyor şimdi...
Bu bayramda sizlerin bir gününüzü Beyoğlu’na ayıracağınızı umar, bayramınızı en içten dileklerimle kutlarım."
Topbaş, Peyami Safa’dan Nazım Hikmet’e, Haldun Taner’den Salah Birsel’e, Orhan Pamuk’tan Ziya Osman Saba’ya ünlü yazarlarımızın Beyoğlu’yla ilgili yazılarından oluşan YKY yayınlarından enfes bir kitapla birlikte gönderdiği yukarıdaki nota, koyu pembe kağıda basılı Sevgililer Günü çağrısını da eklemiş. Bayramın son gününe denk gelen Sevgililer Günü’nde sevgilinizle birlikte saat 14.00’te Tünel Meydanı’nda bekleniyorsunuz.
mtamer@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|