
|

Çalsın sazlar, oynasın kızlar
Bayramda, bir öğle sonrası eski bir dost olan Prof. Dr. Emine Gürsoy - Naskali’ye uğradık.
Emine, hamsi tablasına benzeyen sıradanlar aleminde; sanırım kendisinin de farkında olmadığı, şartröz örneği, çok değişik tatta bir bilimci...
Harika iki kitap armağan etti bize, bir tanesi "Türk Kültüründe Argo"...
Marmara Üniversitesi Türkiye Araştırma ve Uygulama Merkezi olarak; Doç. Dr. Gülden Sağol ile birlikte, iki yıl önce düzenledikleri "Argo" sempozyumundaki sunu ve incelemelerden oluşmuş bir kitap...
***
Aynı sempozyumda Prof. Dr. Halil Ersoylu da, "Türk argosunda genel dilin hayvan adlarından yararlanılma" başlığıyla bir inceleme sunmuş.
İncelemenin sayfalarını şöyle bir karıştırırken, hiç duymadığım, yakası açılmadık bir yığın hergelece deyimle karşılaştım.
Örneğin "karga taşlamak", halka açık yerlerde kadın veya kızlara askıntı olmakmış.
"Kanat kırmak" verdiği sözden caymakmış.
"Kırmızı kuş" barbitürat türünden uyuşturucu bir maddeymiş; "mavi kuş" da öyle...
Herhalde bizim Türk argosu, günlük Türkçeden daha zengin...
***
Şimdi sıkı durun, bizim Türk argosunu değerlendirmeye çalışalım.
Bakalım Irak savaşında kim "turna" olacak?
Gerçi Bush da, "pavuryalaştı", Saddam da ama; Irak da sanıldığı kadar "balık" çıkmayabilir.
Ajans haberlerinin çoğu "havyar". Bizimkiler de alabildiğine "dragon" olduklarından, dolarları görünce hemen "uskumrulaşıyor" gibiler... Yahu Washington öyle kolayca "deve ettirir mi" doları?
Eski siyasetçiler de, epey "çomarlandı" ama, hala daha azalmadı "fino"ları... Bir kez "piyançolaşmaya" başladın mı, sonunda iş siyaset pazarında "kertenkeleliğe" kadar varıyor.
Tabii sorun hep "kene"...
***
"Kıçının kılıyla balık tutmak" da şanslı adam anlamına geliyor.
Sizce Bush, kıçının kılıyla balık tutacak mı?
Bize kalırsa Ankara da, iyice "ahtapot"a takılıp, "ahtapot" olmaya kalktı.
Durum tam "koç boynuzu"...
Dileyelim de, dış politikada "toriğimize" uygun bir "at gözü" ararken, tümden "yemlenmeyelim"...
Amin.
***
Abdullah Gül, Borazan Tevfik’e:
- Politika hakkındaki görüşlerinizi öğrenebilir miyim, demiş.
Borazan Tevfik, arka tarafıyla kısa bir borazan çaldıktan sonra:
- Politikaya, demiş, önce vatanı kurtarmak için girilir. Arkasından da paçayı kurtarmak için devam edilir. Siz şimdi hangi dönemdesiniz?
Abdullah Gül, öne eğdiği çenesini başparmağına dayayarak:
- Düşünüyorum, demiş.
Borazan, Gül’den ayrılırken mırıldanıyormuş:
- Düşün, düşün, çoktur işin...
***
Söylentilere göre bazı milletvekilleri, kurbanlarını Büyük Millet Meclisi’nin önünde kesmeye sıvanmışlar ama, parti yönetimi engellemiş kendilerini...
Doğru, yalan; günahı söyleyenlerin boynuna...
Nereden nereye; eski bir fıkrayı anımsattı bize bu söylenti.
Vaktiyle üç ayrı meyve suyundan yapılan "müselles" diye, kendiliğinden gazozlanmaya başlayınca içilen bir şerbet vardı.
Uzun yıllar din bilginleri, "müselles içmek haram mıdır, değil midir" diye tartışıp durmuşlardır.
Bir gün camide bir imam:
- Müselles içmek, demiş, haram değildir.
Hemen ertesi sabah adamın biri, cami avlusunda müselles satmaya başlamış. İmam bunu görünce fena halde bozulmuş:
- Bre namussuz, demiş, burada müselles satılır mı?
- Ee hocam, haram olmadığını daha dün sen söyledin.
İmam:
- Sersem herif, demiş, evlilik de haram değildir ama, cami avlusunda yatılmaz.
***
Bir Irak harekatı olursa, bizim askeri kıtalarımızın, Amerikan komutasına girmesini ulusal gururumuza aykırı bulduğumuz gibi; Washington’dan alacağımız yardımların da, dolarla olmasını gönlümüze sindiremiyor; yabancı para yerine, ulusal paramız olan TL istiyormuşuz.
Bilmiyorum doğru mu?
c.altan@prizma.net.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|